30 Nisan 2009 Perşembe

Çalışanları Tehdit Eden Kas İskelet Sistemi Problemleri






Modern yaşam insanlara sunduğu olanaklarla onların yaşamını kolaylaştırırken bir yandan da çalışanları hareketsizliğin olumsuz sonuçları ile karşı karşıya bırakmaktadır. Aslında insan hareket etmek üzerine planlanmıştır ve iki ayak üzerinde durma avantajı nedeniyle ellerini daha fazla ve ince işlerde kullanabilmekte ve kendi yaşamını kolaylaştırmaktadır.

İş ve mesleğin özelliklerine bağlı olarak hastalıklarla karşılaşma veya çalışma ortamındaki fiziksel, kimyasal veya diğer etkenlere bağlı olarak hastalanma veya kazalara maruz kalma tıpda meslek hastalıkları kapsamında ele alınmaktadır.
Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) istatistiklerine göre, dünyada her üç dakikada, bir işçi iş kazası veya meslek hastalığı yüzünden hayatını kaybediyor. Her yıl dünyada ortalama 110 milyon işçi iş kazası geçiriyor veya meslek hastalığına yakalanıyor. Bunlardan 180.000’i ölüyor. İş kazası ve meslek hastalığının ortaya çıkardığı mortalite ve morbidite kadar işyerine ve ulusal ekonomiye yüklediği işgücü kaybı, üretim kaybı gibi maliyetler ve birçok yan maliyetten söz edilebilir. Bunlar; hastane masrafları, ilaç bedelleri, mahkeme masrafları ve sigortalıya ödenen tazminatlar gibi maliyetlerdir.

Kazaların genellikle yalnızca yüzde 3'ünden korunmak mümkün değildir ve geri kalan yüzde 97'si ise korunabilen kazalar olarak istatistiklere geçmektedir.
Ayrıca ciddi hastalık oluşturmayan veya işe bağlı olduğu üzerine kayıt tutulmayan birçok kas-iskelet sistemi rahatsızlığından yakınan çalışanlar mevcuttur. Son yıllarda özellikle gelişmiş ülkelerde bu konuda ortaya çıkan ciddi istatistiki bilgiler ve bu durumun düzeltilmesi için çalışma yaşamı, iş ortamı değişiklikleri ve ergonomi düzenlemeleri yapılmaktadır.

Ülkemizdeki iş hastalıklarına ilişkin. SSK 2004 verilerine göre 83800 iş kazası,
384 meslek hastalığı,1.983.410 meslek hastalığı nedenli işgünü kaybı ve GSMH’a %1-4 kadar yani ülkemizde 4 katrilyona yakın ekonomik yük oluşturmaktadır.
İş kazalarında birinci sırada %37 ile cisimlerin ezme ve sıkıştırması, %15 ile düşen cisimlerin çarpması,%11 ile düşmeler önemli sebeplerdir. Ayrıca birçok sağlık sorunu da iş ve meslek nedenli ortaya çıkmakta fakat ülkemizde iyi istatistiki kayıtlar olmadığından bunların neden olduğu ekonomik problemler konusunda yeterli veri bulunmamaktadır. Bariz akut durum yaratmayan iş sağlık sorunları da giderek daha fazla çalışanları , işvereni ve işyerlerinde insan kaynaklarını meşgul etmektedir. İşçilerin iş kazalarına uğramalarını ve meslek hastalıklarına tutulmalarını önlemek, sağlıklı ve güvenli çalışma ortamını oluşturmak için alınması gereken önlemler dizisi, 'İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği" olarak tanımlanıyor. İşçi sağlığı ise, "Bütün mesleklerde, çalışanların fiziksel, ruhsal ve sosyal tam iyilik halinin takviyesini ve en yüksek düzeylerde sürdürülmesini iş koşulları ve kullanılan zararlı maddeler nedeniyle çalışanların sağlığına gelebilecek zararların önlenmesini, işçinin psikolojik ve fizyolojik özelliklerine uygun yerlere yerleştirilmesini gerektirir" şeklinde tanımlanıyor. Bu da işin insana, insanın işe adaptasyonu gibi çok geniş kapsamlı hizmetler zincirini oluşturuyor.
Bu genel meslek hastalıkları bilgisinden sonra çalışma yaşamının neden olduğu ve kişilerin sıklıkla şikayet ettiği kas iskelet sistemi belirtilerine ve bunların nedenleri ve önlenmesine ilişkin tavsiyelere bakalım.
Kas iskelet sistemi belirtileri nelerdir?
Ağrı
Boyun ve kol ağrısı
Baş ağrısı,başdönmesi
Omuz ağrısı
Bel ve sırt ağrısı
Bacak ağrısı
Kol ve ellerde uyuşma ve karıncalanma
Güçsüzlük ve kramp
Sabah tutukluğu
Yorgunluk
Halsizlik,uyku bozukluğu
Duruş bozuklukları
İş veriminde düşme
Kızgınlık,öfke,sosyal izolasyon
Ağrı; hoş olmayan duyu olarak tanımlanır , tıbbi ağrı yaklaşımıyla akut ve kronik ağrı olarak ayrılır.Akut ağrı bir doku hasarının sonucu uyarıma yanıt olarak ortaya çıkan hoş olmayan duygusal tepkidir. Belirli bir bölge veya dokuda sınırlı olabilir,bazen de komşu bölgelere yayılabilir,ya da hasar bölgesinden başka bir yerde hissedilebilir.Ağrının şiddeti veya tipi kişinin daha önceki deneyimleri ile ilişkili olarak ifade edilir.Her zaman doku hasarı miktarının basit bir işlevi değildir ve endişe, depresyon gibi duygusal çalkantılardan etkilenir.

Kronik ağrı , akut olarak onu başlatan hasar veya hastalık ortadan kalktığında da devam eder ve sebepten çok algılama sistemindeki değişikliklere bağlıdır ve yeri tam olarak tarif edilemez. Bedensel bir algılama yerine daha fazla duygusal tepkimeler, anksiyete, depresyon ve psikotik bozukluklar vardır. Bu nedenle, kronik ağrılı kişilerde meslek, ev işleri, hobiler, cinsel yaşam ve iş girişimlerinde sorun oluşur. Kişi hareketlerini ağrı nedeniyle sürekli azaltma eğilimindedir, bu durum ise hareketsizlik yaratacak ve kişiyi bunun sonuçları ile karşı karşıya bırakacaktır.
Boyun ağrıları ve buna eşlik eden belirtiler diğer en sık yakınmalar arasında gelir. Sıklıkla ofis çalışanları, bilgisayar kullanıcıları, telefon oparatörleri, sekreterler , brokerlar ve teknisyenler bu durumdan şikayetçidir.Meslekleri gereği uzun süreli sabit pozisyonda çalışmak belirli kas gruplarında zorlanmaya (tıpdaki ismiyle overuse) neden olur. Uzun süre bu durum gözardı edildiğinde devamlı gerilen kaslar vücut duruşunda bozulmalara ve zamanla ilişkili vücut kısımlarında ağrı, uyuşma , karıncalanma ve güçsüzlüğe neden olur. Ayrıca bu durumun insanın yaşamında karşılaşacağı küçük travmalarda yeterli kas kuvveti olmaması nedeniyle kolay hasarlanma zemini yaratacağını da belirtmek gerekir.Böyle mesleki çalışma yapan biriyle düzenli egzersiz yapan bir kişinin sıkça korkulan boyun fıtığı olasılığıyla karşılaşma ihtimali de daha fazla olabilecektir.
Bu durumu engellemek için neler yapmalıyız?

Ağrı için hekimlerin ergonomi önerilerini dikkate alın ve bu tavsiyeleri yerine getirin .Tüm bunlara rağmen ağrınız devam ediyorsa mutlaka bir hekime başvurun. Boyun ağrısına nedeni olabilecek başka birçok hastalığın söz konusu olabileceğini de unutmamak ve kesin tanı için hekimden yardım almak gereklidir.
Boyun ağrısını engellemek için önerilen yararlı alışkanlıklar vardır.

İş sırasında çalışma sırasında sık kısa 5 dakikalık aralar verin
Uzun yolculuklarda boyun kavsini koruyacak korse kullanın
Uyurken çok yastık kullanmayın, boyun kavsini destekleyen yastık tercih edin
Kanepede uyuya kalmaktan kaçının
Telefon ahizesini boynunuza sıkıştırmayın mümkünse kulaklık kullanın
Aralarda ve gün içinde boyun izometrik kasılmaları olarak tanımlanan hareketleri 5-10 kez tekrarlayın
İşyerinizde masa başı oturuşunda aşağıdaki kuralları uygulayın
Masa ile dizlerin arası 5 cm.den az olmamalıdır.
Masanın alanı dar, ayakları kısa olmamalıdır. Bu şekilde çalışma esnasında bacaklar rahat hareket edebilir, bacakların hareket alanı kısıtlanmamış olur
Sırt, bacaklar ve dizler arasında dik açılı bir oturuş sağlanmalıdır. Bu şekilde iskelet ve kas sisteminde oluşabilecek rahatsızlıklar önlenmiş olur..
Ayaklar yere değebilmelidir. Yere sarkan ayaklar kan dolaşımını engellediği gibi, dizleri de yorar.gerekirse ayakları 20 cm yüksekte tutun
Baş hiç bir zaman geriye doğru tutulmamalıdır. Bu boyun kaslarını yorabileceği gibi, kireçlenme gibi sorunlara da yol açabilir
Oturuş pozisyonunuzu sık sık değiştirmelisiniz. Uzun süreler aynı pozisyonda oturmak anatomik sorunlara, şekil bozukluklarına ve ortopedik hastalıklara yol açabilir.
Ofis ortamının çok sıcak ya da çok soğuk olmaması da önemlidir. Çok sıcak ortamda, oturduğu yerde terleyen vücut, daha soğuk bir ortama çıktığında bel, sırt ağrılarına davetiye çıkarır. Soğuk bir ortamda ise vücudun kan dolaşım hızı düşer, kas ve eklemler sertleşir. Bu nedenle ani hareketler kalıcı rahatsızlıklara yol açabilir.
Oturuş pozisyonu bele ve dizlere çok yük bindirebilir. Bele ve dizlere çok yük bindiricek bu tür oturuşlardan kaçınılmalıdır.
Çalışma masasının üzerinde araçlara erişim rahat olmalıdır. Kollar masa üstündeki her materyale zorlanmadan erişebilmelidir. Bu erişim alanına "kol dairesi" denmektedir.
Sandalyeniz size uygun yükseklikte ve oturduğunuzda kollarınız serbest hareket etmelidir.
Düzenli egzersiz yapmaya özen gösterin ve hobiniz olacak bir spor için vakit ayırın.
Başağrısı ve baş dönmesi
Sıklıkla boyun kaynaklı olabilecek bu şikayetlerde uzun süreli aynı pozisyonda durmaya bağlı boyun arka grup kaslarındaki devamlı çekilmenin neden olduğu düşünülmektedir. Ayrıca sürekli bilgisayar ekranı önünde durmak nedeniyle ekranın yansıttığı ışık da bu şikayette rol oynar. Kronik problemlerin çözülmemesi durumunda da başağrısı, konsantrasyon güçlüğü vardır ve kronik yorgunluk sendromu başağrısını sürekli hale getirir.

Bu durumu engellemek için neler yapmalıyız?
Boyun ve postür eğitimi başağrısını engeller
Gözlerin düzenli kontrolü ve gözleri etkileyecek iş araçlarına ilişkin uzmanların önerilerini yapmak da önemlidir.Özellikle sürekli monitör önünde oturmak zorunda olanlar bazı temel kurallara dikkat etmelidir.Bunlar;
Monitöre uzaklık, görüntüye, ekran çözünürlüğüne, yazıların okunabilirliğine ve monitörün büyüklüğüne bağlıdır. Ortalama olarak göz-ekran uzaklığı 50 cm olması yeterlidir.
Sürekli monitöre bakıyorsanız, sık sık gözlerinizi dinlendirmeli ve görüş açısını gözlerinizi yormayacak şekilde ayarlamalısınız.
Ekran üzerinde düşen yansımaları önlemek için monitörün eğim açısını değiştirmelisiniz. Bu şekilde sağlanan eğimle, ışık yansımalarının göze ulaşıp rahatsız etmesi engellenecektir.
Uzun süre ekrana bakıldığında göz kasları kasılır, göz kırpma azalır. Bunun sonucunda göz nemliliğini kaybeder. Bu nedenle sık sık göz kırpma işlemini yapmalısınız. Arada bir gözlerinizi monitörden uzaklaştırmanızda yararlı olacaktır. 1
5-20 dakikada bir gözlerinizi monitörden uzaklaştırmalı ve gözlerinizi uzak bir yere odaklamalısınız.
Monitörünüzü temiz tutmalısınız. Kirli bir monitör görünülürlüğü azaltabileceği gibi gözleri de yorar.
Monitördeki yansımaları en aza indirmeye çalışmanız gözlerinizi koruyacaktır.
Monitörün tepe noktası göz seviyenizden daha aşağıda olmalıdır.
Ekranda çok küçük karakterler kullanmayın. Karakter büyüklüğünü ister işletim sisteminizden ister Interet tarayıcınızdan değiştirebilirsiniz. Ekran kontrastını gözünüzü yormayacak şekilde ayarlayabilirsiniz.
Ekran filtresi kullanmanız monitörden gelen kimi zararlı ışınları önleyecektir.
Omuz ağrısı
Günümüzde sık rastlanan rahatsızlıkların içinde omuz ağrısı da gelmektedir. Devamlı olarak ağır çantalar taşımak ,kolları sürekli yazma pozisyonunda tutmak, duruş bozukluklarına bağlı omuz ile ilişkili sırt ve kürek kemiği bölgelerinde gelişen myofasial ağrılar ve kas kısalıkları omuz ağrılarının nedeni olabilir.

Omuz ağrılarından sakınma için omuz kuşağını maksimum hareket açıklığında kullanacak egzersizleri günde en az bir kez tekrarlamak gerekir.
Ofisde ellerinizi birleştirerek baş üzerine ve sonra sırta getirmeye çalışın,bunu birkaç kez tekrarlayın. Ayakta dururken öne eğilin ve omuzlarınızı yerde daireler çizerek döndürmeye çalışın.

Ağır iş çantalarını uzun süre aynı elde taşımayın mümkünse göğüs üzerinde evrakları ve ağır eşyaları taşımaya dikkat edin.

Sırt ve bel ağrıları
Belki de çalışanlarda en sık rastlanan sorunların başında gelmektedir. İnsanların %80’ i hayatlarında en az bir kez bel ağrısı tecrübesi yaşamaktadırlar. Tedavi edilmediğinde en sık rastlanan fiziksel özürlülük nedenlerindendir. Çalışma hayatında iş bırakma sebepleri arasında ikinci sıradadır ve bel ağrısının herkesde rastlanabileceği ve kendiliğinden geçeceği inancıyla ertelenmesi rahatsızlığın kronikleşmesinde önemlidir.Tüm iş gücü kayıpları ve işçi tazminatlarının %25’ i bel ağrısına bağlıdır.

Mesleki risk faktörlerinde ağırlık kaldırma, vibrasyona maruz kalma, monoton ve az hareketli meslekler önemlidir. Hemşireler ve sağlık çalışanları, sürücüler, ağır kaldıran işçiler , ofis çalışanları, ev hanımları, temizlik görevlileri sık sorun yaşamaktadır. Bel hareketlerinde azalma ve bel kaslarında güçsüzlük önemli risk faktörüdür. Kişisel faktörler olarak ise sigara içme ve daha önce geçirilmiş bel ağrısı önemlidir.

İşyerinde bel ağrısı ve bel sakatlıklarından korunma için neler yapılmalıdır?

İş çalışana uygun tasarlanmalıdır.
Uygun iş için uygun çalışan seçilmelidir.
Çalışanlar , sağlığına zarar vermeksizin emniyetli iş yapma konusunda eğitilmelidir.
Hastalık veya işe gidememe durumunda çalışan, mümkün olduğunca erken işe dönebilmesi için etkin tedavi edilmelidir.
Ergonomik değişikler işyerini sağlıklı kılar, çalışanın moral ve motivasyonu artar, sakatlanmalar azalır, bu nedenle iş ortamında gerekli düzenlemelerin yapılmasına önem verilmelidir.
Aktivite düzenlenmesi önemlidir. İşe bağlı bel sorunlarının giderilmesinde bel korunma eğitimleri, ergonomik tedbirler, çalışma yerinde egzersiz imkanı, işveren işyeri hekimi ve çalışanlar bilgilendirilmeli , hastalık veya sakatlık sonrası işe dönmede şirket politikası belirlenmelidir.İşe dönmede tamamen sağlıklı olma politikasını uygulamak hasta ve işverene maliyeti azaltmaktadır
Diz seviyesinden aşağıya veya ayağınızın yere temas etmeyeceği oranda yüksek yerlere oturmayın (yere alçak tuvalete, yüksek sandalye ve tabureye gibi)
Otururken belinizin arkasını ufak yastıkla destekleyin.
İş sırasında kısa aralıklar verin
Kesinlikle yere yatmayın.
Yere eğilirken belinizi değil, diz ve kalçalarınızı bükün.
Yerden bir cisim kaldırmanız gerekirse, belinizden eğilmeyin. Dizinizi mümkün olabildiğince bükün, gövdenizi cisme yaklaştırın ve yine aynı şekilde doğrulun.
Ağırlık taşırken yükü her iki elinize paylaştırın ya da gövdenize yakın tutun.
Yatağa uzanırken; önce yatağa oturun, sonra sağ/sol yanınıza yatın, ardından bacaklarınızı karnınıza toplayıp, yatağa alın. Son olarak yatakta dönerek sırt üstü pozisyona geçin. Yataktan kalkarken bu işlemin tam tersini uygulayın.
Bir eşyayı, kuvvetle itmekten veya çekmekten kaçının. Eğer mutlaka yapmanız gerekiyorsa, dikkatli bir şekilde ve vücudunuza eşit oranda yüklenerek itin.
Ellerde uyuşma,güçsüzlük ve kramp
Büro çalışanları ve özellikle bilgisayar kullanıcılarının giderek artan şikayetleri arasındadır. Boyun ağrılarına bağlı olabileceği gibi el bilekte kullanımın ortaya çıkardığı sinir sıkışmaları da etkendir. Sürekli yazı yazanlarda dakikada 12000 tekrarlı hareket yapılmaktadır .Karpal tünel sendromu adı verilen el bilek kanalında median sinirin tekrarlı hareketlerle mekanik strese uğraması söz konusudur. Yüksek hızda bilgisayar kullanıcıları 20 dakikada bir dakika ve her saatde 5 dakika dinlenmelidir.

Ofis hastalıkları öncelikle kas ve eklem sistemlerinde problemler yaratabiliyor. Örneğin en çok bildiğimiz, modern iş yaşamının neredeyse elimize yapıştırdığı klavye ve mouse´lar (fare) doğru kullanılmadığı taktirde el ve kol eklemlerinde ciddi hasarlara neden olmaktadır Bu tür rahatsızlıkları yaratan şey mouse da değil sadece yanlış kullanımlarda ya da kendi el-kol ergonominize uygun olmayan mouse-klavyelerin seçiminde yatıyor.

Mouse ve klavye kullanımında dikkat edilmesi gerekenler :

Hepimizin bildiği gibi bilgisayar ve bağlı birimlerini yönlendirmek için klavye ve mouse´lara ihtiyacımız vardır. Bu nedenle ergonomik kullanım açısından insana en yakın olması gereken bu araçları doğru kullanmak çok önemlidir. Doğru bir el-mouse yerleşimi için klavye ve mouse aynı yükseklikte olmalıdır. Bunlara dikkat edilmelidir.

Eğer aynı yükseklik sağlanamıyorsa avuç içi ya da ön kol bölümünden klavyeye destek veren yükseklikler kullanılabilir.

Çok sık klavye kullanan profesyonel klavye kullanıcıları ergonomik klavye kullanmalıdır.

Sadece ergonomik kullanım ve kemik-kas sağlığı açılarından değil, temizlik açısından da dikkat edilmelidir. Mikrobiyologlara göre, el ve parmakların devamlı temas halinde olduğu mouse´lar belli aralıklarla temizlenmelidir. Öyle ki, el ve parmaklardan geçen ter ve kir sonucu mouse´ların üzerinin temizlenmediği taktirde, klozet kapaklarından bile daha mikrobik ortam oluşturdukları söylenmektedir.

Ortopedik bir el rahatsızlığı yaşamamak için bileğinizi düz bir çizgide tutmalısınız.

Mouse kullanırken bileğinizi sağa ya da sola doğru bükmemeye dikkat etmelisiniz.

El ve avuç içinizi yukarı ve aşağı doğru döndürme hareketini fazla yapmamaya dikkat edin.

Klavye ya da mouse ne fazla küçük ne de fazla büyük olmalıdır. Elinizle, ya da elinizin ergonomisiyle uyumlu olması daha önemlidir. Bileğinizi, parmaklarınızı, kolunuzu zorlayacak ölçüde uyumsuz birimler, ileride eklem rahatsızlıkları, ortopedik problemler yaratabilir.

Yorgunluk halsizlik uyku bozukluğu gibi birçok belirti ise kronikleşen sağlık sorunlarının çözülmemesine bağlı olarak ortaya çıkmaktadır.Çalışanda sık görülen fibromiyalji, kronik yorgunluk sendromu ve birikimli travma bozuklukları aşırı iş yükü, kronik sağlık sorunlarına bağlıdır. İş stresi ve işyerlerinde çalışanları tehdit eden tükenmişlik sendromunda ise işin insanda oluşturduğu baskı, sorunların çözülmemesi ve iş yerinin birçok soruna kayıtsız kalması önemlidir.

Bacak ağrıları
Çalışanlarda görülen bacak ağrılarında diz ve bel kaynaklı ağrılar önemlidir. Dizlerin uzun oturma nedenli aynı pozisyonda olması sonucu patellofemoral eklemde oluşturduğu sürekli gerilme ,eklemin beslenmesinin bozulması ,diz kaslarındaki kuvvetsizlik kondromalazi patella olarak adlandırılan diz rahatsızlığına zemin hazırlar. Bu durumda kişide diz bölgesinde hareketle ve özellikle merdiven ve hızlı hareketlerde ağrı,dizlerden hareket sırasında aşırı ses gelmesi, uzun oturma sonrası tutukluk ve yürüme zorluğu vardır.

Bacak ağrılarının diğer nedenleri arasında sinir sıkışma sendromları ve belirgin bazı kasların zorlanmasına bağlı myofasiyal ağrılar sıktır.Ayrıca uzun ayakta durmak veya oturmaya bağlı dolaşım sorunları da bacak ağrısına neden olur.Uzun uçak yolculukları,uzun süreli fuar alanlarında dolaşma ,sürekli yüksek basınç riski ile uçuş görevlileri bu sorunlarla daha fazla karşı karşıya kalmaktadır..

Bacak ağrıları ile mücadele için öneriler;

ofis çalışmasında saat başı ara vermek ve ayağa kalkmak , pozisyon değiştirmek gereklidir.

Oturduğunuz yerden diz üzeri kaslarınızı bilinçli olarak kasıp gevşetmek önerilir

Dizlerin otururken pozisyonu değiştirilmelidir

Düzenli egzersiz yapmak mümkünse işe yürüyerek gelmek veya yürümek için neden yaratmak gerekir

Uzun ayakta kalanlar için, düzenli bası uygulayan rahatlatıcı çoraplar ve gerektiğinde varis çorapları kullanılmalıdır.

Ayrıca dinlenme amaçlı kontrast banyolar evde uygulanabilir ve son derece rahatlatıcıdır.Bunun için sıcak ve soğuk konulmuş iki su kovasına bacaklar üç dakika sıcak ve bir dakika soğuk suya olmak üzere 5 kez daldırılmalıdır.

Bacak ağrılarının bir sebebi de ayağın anatomisine uygun olamayan ayakkabılardır. Gün boyu rahatsız,ortopedik olmayan ayakkabılar ayak sağlığımızı tehdit etmekte ve kalıcı ayak bozukluklarına neden olmaktadır. Ayrıca bacak ağrılarının da önemli nedenlerindendir. İyi ,rahat ve ortopedik bir ayakkabı uzun süre ayakta kalarak çalışanlarda ve yürümek zorunda kalanlarda mutlaka dikkat edilmesi gereken bir durumdur.
YAZARI :
Doç.Dr. Hürriyet YILMAZ
Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı

28 Nisan 2009 Salı

İşte hayatınızı kurtaracak 16 ipucu

Prof. Bale’ye göre, tırnaktan gözlere, doğum kilosundan avuç içine kadar vücuttaki her şey birer gösterge. O halde bir test yaparak ne kadar sağlıklı olduğumuzu anlamak mümkün. Bale’nin ” İşte hayatınızı kurtaracak 16 ipucu” dediği test şöyle: Sağlıklı yasam konusunda birçok araştırmaya imzasını atan; Londra’daki Kine College Hastanesi Gerontoloji (yaslanma bilimi) Enstitüsü’nde araştırmalarını yürüten Prof. Dr. Robert Bale, “Sadece parmaklarınızın uzunluğu bile sizin sağlığınız hakkında kayda değer bilgi sahibi olmamızı sağlıyor aslında. Siz de vücudunuzla ilgili önemli detaylara; dikkat ederek sağlığınızı koruyabilirsiniz ” diyor ve ekliyor: “Vücudunuz; siz fark etmeden sağlığınızla ilgili en önemli ipuçlarını veriyor.”
1. Tırnaklar Tırnaklarınıza dikkatle bakin. Eğer hafif mavilik yâda; morluk görürseniz bu bir kalp hastalığıyla karsı karsıya olduğunuz anlamına gelebilir. Tırnaklarınızın aşırı kalın olması ya da üstlerinde tümsekler olması da nefes alma hatta akciğer sorunlarıyla karsı karsıya olduğunuzu gösterebilir.
2. Nefeslerinizi Sayın Eğer dakikada 15 kez ve daha altında nefes alıp veriyorsanız sağlıklı ciğerlere sahipsiniz demek… Eğer 25 kez nefes alıp veriyorsanız o zaman sağlığınıza dikkat etmelisiniz.
3. Gözler Aynada gözlerinizden birine bakin. İris’in etrafında beyaz bir daire varsa kolesterol seviyeniz yüksek anlamına geliyor. Bu ayni şekilde yaklaşan kalp sorunlarının da en büyük habercisi.
4. Avuç içinize bakin Avuç içlerinize dikkatle bakin. Eğer kırmızı ve lekelilerse karaciğerinizde sorun var demek.
5. Hafıza kontrolü Bir tepsinin üstüne rasgele 10 eşya koyun. Tepsiye sadece 10 saniye bakin. Kaç tanesini hatırlayabildiniz? İyi bir hafızanızın olması Alzheimer’le karsılaşma riskinizin daha az olacağı anlamına geliyor.
6. Kas kontrolü Sırt üstü yatın. Bacaklarınız dümdüz olsun. Bir bacağınızı havaya kaldırın. Bir kişinin ayağınıza bastırmasını isteyin. Eğer bacağınız yere düşüyorsa, kaslarınız da bir zayıflık olduğu anlamına geliyor.
7. Görünüş Gözünüzün hemen altında elmacık kemiğiniz üzerine bir cetvel yerleştirin. Sonra cetvelin üstüne bir kredi kartı yerleştirin kartı en rahat okuduğunuz uzaklığı ölçün. Ne kadar yakına gelirse gelsin kartı rahat okuyabiliyorsanız göz sağlığınızın iyi olduğu anlamına geliyor.
8. Tiroit kontrol Kollarınızı yere paralel olarak tam karsınızda birleye uzanıyormuş gibi uzatın. Ellerinize dikkat edin. Eğer elleriniz bu pozisyonda titriyorsa o zaman tiroit olma riskiniz çok.
9. Düz yürümek Yere bir metre uzunluğunda bir çizgi çizin. Üzerinde rahat yürüyebiliyorsanız, vücudunuzun koordinasyonu iyi isliyor demektir.
10. Doğum kilonuz Annenize kaç kilo doğduğunuzu sorun. 3 kilonun altında doğmuşsanız kalp sorunlarıyla karsı karsıya kalabilirsiniz.
11. Beliniz kalın mı? Vücut sekliniz elmaya benziyorsa, yani yağlarınız belinizin çevresinde toplanıyorsa, kalp sorunu yasama riskiniz daha fazla.
12. Tuvalet sıklığı Her 3 saatte bir tuvalete birden çok gitme ihtiyacı mı hissediyorsunuz? Diyabetin en erken alarmlarından biri sık tuvalete gitmektir.
13. Nabız kontrolü Nabzınız ne kadar yavaş atıyorsa o kadar uzun yasayacaksınız demektir. Yani nabzınız 70′in altındaysa sağlıklısınız anlamına geliyor.
14.Dişlerinizi fırçalayın Eğer dişleriniz kanıyorsa, kalbiniz tehlikede demektir.
15. Parmak uzunluğu İşaret ve yüzük parmakları ayni uzunlukta olan kişilerin kalp krizi geçirme riski daha fazla.
16. Ayak Bilekleri Bas parmağınızla ayak bileğinizin arka kısmına bastırın. Eğer bastırdığınız noktada çok fazla çukurluk oluşuyorsa, o zaman kalp, akciğer, böbrek sorunlarıyla karsı karsıya kalabilirsiniz.
Alıntı

Allerjik kişiler bahar aylarında tedbirli olmalı

Bahar aylarında özellikle bitkilerin polen yapımı artıyor. Rüzgarlı havalarda polenlerin çok geniş alanlara dağılarak uçuşmasıyla bunlara karşı duyarlılığı olan kişilerin polenlerle karşılaşma olasılığı artıyor ve hastalıkların tetiklenmesi söz konusu oluyor.
Özellikle yağışların arttığı dönemlerde ise evdeki rutubet ve tozlar allerjiyi tetikliyor. Evde allerjiye neden olan “mite” dediğimiz küçük canlıların üreme koşulları kolaylaşıyor. Karanlık ve rutubetli köşelerde özellikle tozların arasında daha kolay çoğalabiliyorlar.
Bazı kişilerde kaşıntılı cilt döküntüleri, bazen çok hapşırma, burun akıntısı bazen de öksürük, nefes darlığı olabiliyor. Bazı kişilerde bütün belirtiler aynı anda görülebiliyor. Hapşırma, burun veya geniz akıntısı daha çok allerjik nezlenin belirtileridir ve özellikle ilkbahar, sonbahar gibi aylarda yoğunlaşıp yıl boyunca devam edebiliyor. Bunlar dışında uyarıcı allerjenlerle karşılaşıldığında öksürük nöbetleri veya nefes darlığı atakları gibi bir astım tablosuyla da gelenler oluyor. Teşhis için pek çok yöntemimiz var. Öncelikle kişide gerçekten allerjik bir durum var mı, yok mu onun tespitine yönelik tetkikler örneğin cilt testleri yapıyoruz. Kişinin ev tozuna mı, çimene mi veya ev hayvanına mı allerjisi var, bunu anlamaya çalışıyoruz. Toplumda en sık allerji yaptığı görülen ortalama 20 ya da 30 tane allerjen cilt üzerine damlatılıp, belirli bir süre beklenerek duyarlılık değerlendiriliyor. Bu testin ardından ayrıntılı bir muayene ve astım şüphesi açısından solunum fonksiyon testleri yapıyoruz. Bu tetkiklerden sonra da kesin teşhisimizi koyarak tedaviye geçiyoruz.
Allerjenden uzak durulmalı
Tabii ki her şeyden yüzde yüz korunmak mümkün değildir ama mümkün olduğu kadar kaçınmak önemli. Sadece ilaçlara güvenip, ısrarla allerjenle yüz yüze kalmak hastalığı tetikleyebilir. Örneğin kediye allerjisi olan bir kişi için ideali evde kedi olmamasıdır ama bu mümkün değilse evinde kedi varsa mutlaka aşırı temastan kaçınması ve evin sürekli tüy ve tozlardan arındırılması gerekir. Ya da çayırlara karşı allerjisi olan biri polen mevsiminde bundan kaçamayacaktır ama en azından daha az dışarı çıkması, evde ya da arabada camları açmaması küçük bir önlem olabilir. Allerjik kişilerin evlerinde ise uzun tüylü halılar, çok tüylü oyuncaklardan uzak durulmalı ve evleri olabildiği kadar sade olmalıdır. Az eşya, az halı olan evlerde açıkta kalan yerlerin cilalı parke veya taş olması idealdir. Özel filtreli elektrikli süpürgeler evdeki allerjenlerden korunmakta yarar sağlayabilir. Yorganların, yastıkların yün olmamasını, kılıflarının ve kendilerinin yıkanabilir tarzda olmasını, düzenli aralıklarla sıcak suyla yıkanmasını; ev içi nemin de mümkünse yüzde ellinin altında tutulmasını öneriyoruz.
Doç. Dr. Sevda Özdoğan
Göğüs Hastalıkları Uzmanı
Yeditepe Üniversitesi Hastanesi

27 Nisan 2009 Pazartesi

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığı'nın tedavisinde umut veren gelişme


Gazi Üniversitesi (GÜ) Nanotıp Araştırma Merkezinde, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığını kandan, "hızlı, güvenilir ve ucuza" teşhis edecek ve böylece tedaviye erken başlamayı sağlayacak nanoteknolojiye dayalı yeni bir moleküler tanı yöntemi geliştirildi.
Dünyada tek olan yeni yöntem, teknisyene gerek duymadan hastalık tanısını bir kaç saat içinde verebiliyor. Uluslararası patent başvurusunun yapıldığı yeni tanı yöntemini kullanacak cihazın tasarım çalışmaları ise hızla sürerken, cihazların ilk önce hastalığın görüldüğü endemik bölgelerde kullanılması hedefleniyor. GÜ Nanotıp Araştırma Merkezi Koordinatörü Dr. Gürer Budak, yaptığı açıklamada, Türkiye'de son yıllarda giderek artan KKKA hastalığının teşhisi için çeşitli tanı yöntemlerinin kullanıldığını belirtti. Bu yöntemlerde kana bulaşmış virüse ait nükleik asidin saptanmasına çalışıldığını anlatan Budak, bu teşhisin yapılması için çok gelişmiş laboratuvar altyapısına, pahalı cihazlara ve teknisyenlere ihtiyaç bulunduğunu dile getirdi. Budak, bu yöntemlerde kullanılan toplam ekipman maliyetinin de 400-500 bin TL'den fazla olduğunu olduğunu bildirdi.

Bu tür laboratuvarların her yerde kurulmasının mümkün olmaması ve merkezi laboratuvarlarda pek çok hastadan gelen numunenin aynı anda çalışılması zorunluluğunun bulunduğunu ifade eden Budak, bu nedenlerle tek bir hastada ve hızlı tanı konulması gereken durumlarda telafisi imkansız zaman kayıplarının ortaya çıkabildiğini söyledi.

Erken teşhis hayat kurtaracak

Son zamanlarda Türkiye için önemli bir toplum sağlığı sorunu haline gelen kene ısırığı ve buna bağlı olarak gelişen KKKA hastalığı gibi ölümcül viral enfeksiyonlarda erken tanının çok önemli olduğunu vurgulayan Dr. Budak, her ısırığın enfeksiyona yol açmadığını, ancak şüpheli ısırığın ardından hastada viral bulaşma olup olmadığının kısa sürede saptanmasının hayat kurtarıcı olduğunu söyledi.

Dr. Budak, GÜ Nanotıp Araştırma Merkezi Moleküler Analiz Laboratuvarında görevli Oğuz Balcı, Tolga Çamlı, Gül Sarıbay ve Damla Arslantunalı tarafından geliştirilen ve uluslararası patent başvurusu yapılan yeni teknolojide, "manyetik nanopartiküller ve özgün kitler" sayesinde, mevcut moleküler gen analiz yöntemlerinde şimdiye kadar denenmemiş yeni bir yaklaşımı başarıyla test ettiklerini bildirdi. Yeni yöntemde, şüpheli numunenin bulunduğu ortam içine yerleştirilen manyetik nanopartiküllerin daha sonra manyetik bir alanda etkileşime tabi tutularak nükleik asidin ayrıştırılma işleminin yapıldığını anlatan Budak, yeni tanı yönteminin üstünlükleri ile ilgili şu bilgileri verdi:

"Şu anda mevcut testlerin pozitif ya da negatif oluşu gözle görülebilir olmadığından sonuç için yüksek kapasiteli sensörler ve kameralar gerekiyor. Bizim yöntemimizde ise sonucu gözle ya da düşük çözünürlüklü kameralarla bile ayırt etmek mümkün.

Yöntemimizde, manyetik demir nano partiküller etken mikroorganizmanın nükleik asidini tutup onun görünür hale gelmesini sağlıyor. Mevcut testlerde belli bir protokol uygulanıyor ve teşhis kitleri çoklu numuneler için hazırlanıyor. Oysa bizim teşhis yöntemimiz tek bir hasta için yapılabiliyor. Tüm bu özellikleriyle yöntemimiz dünyada bir ilk olma özelliği taşıyor ve yeni yöntemin duyurusunun yapılması bile çok önemli bir gelişme."

Asıl amaç yeni bir cihaz geliştirmek

Dr. Budak, yeni yöntemi kullanarak robotik bir cihazı geliştirmenin asıl amaçları olduğunu kaydederek, bu cihazın tasarım çalışmalarını da sürdürdüklerini bildirdi. Cihazın KKKA tanısını direkt kandan yapabileceğini belirten Budak, "Cihaz tamamen robotik bir sistem olacak. Kan numunesi cihaza koyulacak ve ardından cihazın düğmesine basılacak. Dolayısıyla uzman bir tekniker gerektirmeyecek" dedi. Cihazda 72 basamakta işlemin gerçekleştirildiğini ve bu işlemlerin pek çok cihazın işlevini içerdiğini belirten Budak, "Her bir aşama ayrı bir laboratuvar olarak düşünülebilir. Bütün bunların biraraya geldiği robotik bir sistem ortaya koyuyoruz" diye konuştu. Budak, cihazın son derece kolay taşınabilir ve kurulabilir yapıda olduğunu belirterek, cihazın tasarım çalışmalarının tamamlanmasının ardından, öncelikle KKKA hastalığının görüldüğü endemik bölgelerde kullanılmasının hedeflendiğini kaydetti.

Diğer virüsler için de kullanılabilir

Cihazın, Türkiye'de öncelikli yaygın hastalıkların tanısında da kullanılması için modifiye edilebileceğini kaydeden Budak, "Örneğin Türkiye'de son dönemde Hanta virüsü bulaşmış hastalar görülmeye başladı. Bu cihaz, bu ve benzeri hızlı tanı koyulması gereken hastalık etkenlerinde de rahatlıkla kullanılabilir" dedi. Dr. Budak, çalışmalara Gazi Üniversitesi yürütücülüğünde Sağlık Bakanlığı, Bilkent Üniversitesi ve Koç Üniversitesi'nin uzman akademisyenlerinin katkılarıyla devam ettiklerini, en geç 1 yıl içinde cihazın prototip modelinin test edilmeye başlanacağını sözlerin ekledi.

Referans

25 Nisan 2009 Cumartesi

Sülük tedavisi

Hirudoterapi (Sülük Tedavisi)
Sülükle tedavi anlamına gelen Hirudoterapi, antik çağlardan beri hekimler tarafından tedavi aracı olarak kullanılmıştır.
Ayrıca MÖ. 2. yüzyılda Ege kıyılarında yaşamış olan hekim Nikandros, MS. 1. yüzyılda Yunan hekim Pliniy ve MS. 2. yüzyılda yaşamış olan Galen sülük tedavisi uygulamışlardır. İbn-i Sina’nın kitaplarında da sülük tedavisi yerini almıştır. Ne var ki, 20. yüzyılda doğadan elini çeken insanlık sülük tedavisini unutmuştur. Ta ki bundan birkaç on yıl önce Amerikalı araştırmacı Roy Sawyer sülüklerin potansiyel tedavi edici etkilerini ortaya koyup dünyanın ilk modern sülük üretim çiftliğini (Biopharm - İngiltere) kurana dek…
Bugün sülük tedavisi biyolojik etkileri açısından “benzeri olmayan” bir tedavi yöntemi olarak nitelendirilmektedir. Almanya’da 300′ü aşkın Hirudoterapi Kliniği vardır. Sadece Avrupa yılda 100 milyon sülük kullanmaktadır. Amerika’da sülük tedavisi uygulayan hekimlerin kurduğu derneğin 1000′den fazla üyesi vardır ve 2004′te Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi (FDA) sülük tedavisini akredite etmiş ve Avrupa’daki gibi eczanelerde satılmasına izin vermiştir.

Hirudoterapi (Sülük Tedavisi)
Tedavi şekli nasıldır?
Sülükler, kan emerken vücuda kendi ürettikleri salgıyı verirler. Bu salgı şu ana kadar izole edilebildiği kadarıyla 100′e yakın biyoaktif madde içermektedir. Bu maddelerin bir kısmı kanın pıhtılaşmasını engellerken bir kısmı oluşmuş pıhtıları eritmekte, birkaçı ağrı kesici özellikler sergilemekte, bir bölümü de kan basıncını dengelemektedir. Ayrıca sülük tedavisinin antidepresan, antibakteriyel, antioksidan etkinliği de yapılan çalışmalarla ortaya konmuştur. Varis, hemoroid, derin ven trombozu ve periferik arter tıkanıklıkları gibi damarsal sorunlarda, artroz ve artrit gibi iskelet sistemi hastalıklarında, egzama, sedef hastalığı başta olmak üzere birçok cilt hastalığında, glokom ve retinal arter tıkanıklığı gibi tedavisi neredeyse imkansız göz hastalıklarında başarıyla kullanılmaktadır.
Sülük tedavisi uygulamasında dikkat edilmesi gereken noktaların başında hastanın anemi (kansızlık) sorununun olmaması, kanı sulandırıcı ilaç kullanmıyor olması, pıhtılaşmaya engel bir hastalığının bulunmaması ve vücudunda aktif bir kanama odağının bulunmaması gelir. Ayrıca gebelerde ve emziren annelerde, kontrolsüz diyabet hastalığı veya kalp yetmezliği olanlarda da sülük tedavisi uygulanmaz.
Bir hastada kullanılan sülükler kesinlikle başka bir hastada kullanılmadan imha edilmektedir. Böylece kan yoluyla bulaşan hastalıkların geçişi engellenerek güvenli bir tedavi sağlanmaktadır.”
BU İLETİ BİLGİ OLARAK VERİLMİŞTİR. ANCAK UZMANLAR UYGULAYABILIR.KENDİNİZ UYGULAMAYINIZ

18 Nisan 2009 Cumartesi

Suyu Şifa Olan Meyveler


PORTAKAL SUYU: Bağışıklık sistemini güçlendirerek bizleri soğuk algınlığı ve gripten koruyan meyvelerin başında portakal gelir. İçerdiği C vitamini ve folik asit sayesinde öksürüğü azaltır. Bir antioksidan olan bioflavin damarları ve kılcal damarları güçlendirerek kalbin zarar görmesini engeller.

Bol potasyumu ile tansiyonun dengeler, cildin yaşlanmasını önler. Ayrıca, içerdiği vitaminler ve antioksidanlar sayesinde portakal, kanın pıhtılaşmasını, mide ve pankreas kanserini engeller ve ezik ve çürüklerin daha çabuk iyileşmesini sağlar.

VİŞNE SUYU: Ateşi düşürüp susuzluğu giderir, ateşli hastalıklardan sonra asitleşen kanı temizlemeye yardımcı olur. Vücutta biriken fazla suyun dışarı atılmasında da etkin rol oynar. Mide ve karaciğerin düzenli olarak çalışmasını sağlar. Ayrıca idrar söktürücü özelliği vardır.

KAYISI SUYU: Grip ve soğuk algınlığına karşı bir başka silahımız olan kayısı, içerdiği A, B3(Niasin)vitamini, kalsiyum, magnezyum, potasyum ve fosfor sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirir kansızlığa iyi gelir, kan yapımına yardımcı olur ve sinirleri gevşetip uyku getirir. Kemik erimesini önler. Lifli bir meyve olduğundan bağırsakları korur ve pekliğe iyi gelir. Kayısıda bulunan betakaroten ise, kanserin, özellikle akciğer kanserinin, kalp hastalıklarının ve kataraktın önlenmesine yardımcıdır.

ELMA SUYU: Bağışıklık sistemini güçlendirici özelliği olan B3(Niasin) ve E vitamini, potasyum ve bol miktarda pektin içerir. Kan şekerini kontrol altında tutar, baş ağrısına da iyi gelir. Böbreklerin temizlenmesine yarar ve kolesterolü düşürür. Bağırsaklardaki parazitlerin dökülmesini sağlar. Romatizma, gut ve mide rahatsızlıklarının (Gastrit, Ülser) panzehiridir. Kalp ve akciğer kanseri rahatsızlıklarına yakalanma riskini azaltır. Damar sertliğini önler, kan basıncını düşürür.

ŞEFTALİ SUYU: Şeftali içerdiği A, B3 (Niasin) ve C vitaminleriyle, folik asit, betakaroten, potasyum ile gribe karşı vücudun savunma mekanizmasını güçlendirir. Vücutta A vitamini oluşturan temel madde olan betakaroten, şeftalide çok zengin miktarda bulunur. Ayrıca antioksidan özelliği ile toksit maddelerin vücuda vereceği zararları önler. Uykusuzluğu giderir. Hazmı kolaylaştırır, böbreklerin ve safra kesesinin düzenli çalışmasını sağlar ve iyi bir idrar sökücüdür.

ÜZÜM SUYU: Uzmanlar tarafından sihirli iksir ve bitki sütü olarak da adlandırılan doğal kalkanlarımızdan üzüm suyu, bileşimindeki zengin vitamin ve mineral maddeler vücudun günlük ihtiyacını karşılayabilecek özelliktedir. Bol miktarda A ve C vitaminleri, mineraller en çok da demir ile potasyum içeren üzüm suyu vücudun hastalıklara karşı daha dirençli olmasını sağlar.

Cildin yaşlanmasını geciktirir. Kan yapıcı özelliğinin yanı sıra romatizma ve mafsal ağrılarına iyi gelen üzüm suyu, kalp sistemini düzenler, bedensel ve zihinsel yorgunlukları giderir. Vücudun enerji ihtiyacını karşılar, bağırsakları yumuşatıcı ve idrar söktürücü özelliği ile organizmayı toksinlerden arındırıp temizler.

16 Nisan 2009 Perşembe

Mide yanması..

Mide yanması 20 ile 50 yaş arasında birçok insanda görülen çok yaygın bir rahatsızlık. Midede yanma hissi yemekten önce, yemek sırasında ya da yemekten 2-3 saat sonra hissediliyor. Besinler, sindirim işlevinin bir gereği olarak midede ilk değişikliklere uğrayarak bağırsaklara gönderilmek için hazırlanıyor. Mide bu işlevi yerine getirirken iç yüzeyini kaplayan zarın altındaki salgı hücrelerini, besinlerin gerekli değişimini sağlamak üzere uyarıyor. Bu sırada oluşan bir dengesizlik, aşırı asit ortamına ve midenin kendini koruyamamasına yol açarak yanma hissine neden oluyor.
Büyüklerimiz midede yanma hissi duydukları zaman hemen bir lokma ekmek içi çiğnermiş. Ekmek içinin değil ama ağıza birşey atmanın doğru bir yöntem olduğunu belirten günümüz doktorları da az ama sık yemeyi öneriyorlar. Öğünleri küçülterek sık sık yemenin şikayetleri azaltacağını söylüyorlar.
Yemeğe daha fazla zaman ayırın. Ayaküstü değil, sofrada oturarak yiyin. Acele yemek mide işlevine zarar veriyor. Kendinize daha fazla zaman ayırıp yemek yemeyi bir zorunluluk değil de bir keyif anına dönüştürün.
Ağzınıza küçük lokmalar almak midenin sindirim için gerekli salgıları daha kolay üretmesine yardımcı olur. Lokmaları uzun uzun çiğneyin. Bu, midenizde şişkinlik ve ağırlık hissetmemenizi sağlar.
Sofradan tıkabasa doymadan kalkın. Mide boş bir torba olduğu için yemek yerken çiğnediğimiz besinler buraya ulaştıkça mide sürekli genişler. Eğer kemerinizi çok sıkmışsanız yanma hissi duymanız çok doğal. İçi dolu bir plastik torbayı düşünün. Tam ortasından bir ipi kemer gibi sıkıca bağlayın. Torba sağa ya da sola çekecek ya da aşağıya doğru sarkacaktır. Mide de aynı böyle... Bu nedenle ölçülü miktarda yemek yiyin.
Akşam öğününden hemen sonra damak kaçamakları yapmayın. Aksi takdirde mide gece boyunca çalışıp yorulur. Akşam yemeği ile uyku arası en az üç saat olmalı. Yani yemek yedikten en az 3 saat sonra yatın. Gece yatarken sağ yana dönerek yatmayın. Besinin mideye girişi sağ taraftan gerçekleştiği için yedikleriniz yeterince hazmedilemeyip mide borusunda yanma hissi oluşabilir.
Yemek yedikten sonra yere eğilmeniz gerekiyorsa dizlerinizi bükerek eğilin. Aksi takdirde mide işlevini gerektiği gibi yapamaz.
Yiyecek ve içeceklerin çok sıcak ya da soğuk olması mide sıvısına zarar verebilir. Bu nedenle yiyecek ve içeceklerin ılık olmasına özen gösterin.
Sigaradan uzak durun.
Yemekten sonra uzanmayın. Unutmayın, mide sıvısı yatay pozisyonu sevmez ve yanma hissi mide borusu yoluyla ağzınıza kadar gelebilir.
Bunlardan Uzak Durun
Hazmı kolay olmayan kızartmaları ve yağlı yiyecekleri sofranızdan uzaklaştırın. Ağır yağlı, fazla kremalı ya da soslu besinleri yemeyin. Çikolata, içerdiği yüksek dozdaki yağ ve kafein nedeniyle hassas mideye zarar vererek yanma hissine yol açıyor. Sütlü çikolata, daha az yağ içeren bitter çikolataya oranla daha tehlikeli olduğundan çikolata sevenler genelde sütsüz olanını tercih etmeli.
Kafeinli içecekler mide için çok zararlı. Kahve, çay ve kola gibi içecekler hassas mideyi yorar. Eğer mide yanmasından şikayet ediyorsanız ve kahve içmeden duramıyorsanız kafeinsiz kahveyi tercih edin.
Gazozlu içecekler ve asitli meyve sularını dikkatli için. Domates veya portakal suyu asitli olduğu için mide yanmasını şiddetlendirebilir. Bu nedenle sulandırarak ve balla tatlandırarak için.
Et suyu ile hazırlanmış çorbalardan uzak durun. Diğer çorbaları ise çok sıcak içmeyin. Ilınmasını bekleyin.
Alkol midedeki yanma hissini artırır. Hele mide boşken alkol kesinlikle almayın.
Çiğ soğan ve çiğ meyve de mide asidini artıran etkenlerdendir.
Şeker yemeyi seviyorsanız naneli olanları seçmeyin.
Mide ağrılarınıza son verecek sağlıklı ve dost besinlerle yemek yemenin keyfini çıkartabilirsiniz...
Karnabahar : Haşlanmış karnabahar, mideyi asit saldırılarından koruyarak tüm sorunları giderebilir. İçeriğinde bulunan gefarnato maddesi ülser ilacının hammadesi olarak kullanılıyor.
Lahana : Lahanayı çiğ olarak yemeyi tercih edin. İnce şeritler halinde doğrayıp salata yapın. Meyve presinde lahananın suyunu sıkıp aynı miktarda elma suyu ile karıştırın ve için. Lahana, ülser ve gastrit ilacı olarak biliniyor. Dörtte bir lahanayı yıkayıp kalın şeritler halinde doğrayın. 1 kerevizi soyup doğrayın. 1 havucu temizleyip dilimleyin. Lahana, kereviz ve havucu katı meyve presinde sıkıp sabah akşam suyunu için.
Patates : Çiğ patates suyu mide yanmasının doğal ilacıdır. Patatesi soyup katı meyve presinde suyunu sıkın. Su,havuç suyu ya da kereviz suyu ile karıştırıp için.
Elma sirkesi : Salatalarda ya da mezelerde elma sirkesi kullanın.
Maden suyu : Mide asidinin büyük bir bölümünü etkisiz hale getiriyor.
Ispanak : Ispanağı buharda pişirin ya da haşlayarak tüketin. Taze yapraklarını salata olarak yiyin.
Zeytinyağı : Çiğ olarak kullanıldığında besinlerin midede kalma süresini azaltıyor ve yağların sindirimi için safra salgısını artırıyor.
Baklagil : Fasulye, bezelye ve mercimekte bulunan bioflavionid maddesi, midenin koruma faktörünü artırıyor.
Muz : Mideyi seven meyvelerin başında geliyor. Ara öğünlerde birer muz yemek, midedeki yanma hissini ortadan kaldırabilir. Muz, mide enzimleri ve hücrelerinin üretimini de artırıyor.
Kızarmış ekmek : Midenin salgıladığı aşırı asidi kurutarak yanma hissini gideriyor.
Meyankökü : Güçlü bir mide koruyucusu.Yapılan son araştırmalara göre midedeki aşırı asitlenmeyi azaltıyor.

Bahar yorgunluğu nedir? Belirtileri nelerdir?

Bahar yorgunluğu, hemen herkesin mevsim dönüşlerinde hissedebildiği bir takım ruhsal ve bedensel belirtilere verilen genel isim olarak ele alınıyor.
Havaların ısınmasıyla birlikte birçoğumuz için yataktan kalkmak çok daha zor bir hal alırken gündelik işleri yaparken daha isteksiz olabiliyoruz. Bu durumu genellikle değişen hava koşullarına bağlasak da, uzun süren yorgunlukların ciddiye alınması, altta yatan başka bir sorunun da geçiştirilmesini engellemiş oluyor.
Bazı dönemlerde yeterli besin alınmaması, vitamin ve minerallerin eksik kalması, tiroit bezinin çalışma düzensizlikleri, tansiyon - kalp - enfeksiyon hastalıkları, sigaranın fazla kullanılması yorgunluk belirtilerini artıran unsurlar olarak sıralanıyor.
Bahar aylarında yorgunluk neden artıyor?
Bahar aylarında havadaki elektrik yükü artıyor. Pozitif ve negatif yüklü iyonların artması da insan biyoritminde olumlu ya da olumsuz etkiler yaratıyor.
Pozitif iyonlar insanı daha zinde hissettirirken, negatif iyonların artması insanın kendini daha halsiz hissetmesine ve yorgunluk belirtilerinin ortaya çıkmasında etkili oluyor. Ayrıca bahar aylarında, aslında vücudumuz daha aktif olmamızı sağlayacak hormonlar salgılanmasına karşın eğer ortada vitamin eksikliği, beslenme bozukluğu varsa, vücut buna aynı uyumu gösteremiyor ve yorgunluk hissi artıyor.
Ayrıca bu aylarda neşeli ve enerjik olunmasının da temel nedenlerinden biri yine hormonlar. Bazı hormonlar karanlık ortamlarda daha fazla salgılanırken, bazı hormonlar ise insan metabolizması gereği güneş ışığı gördüğünde daha fazla salgılanıyor.
Yazın güneşin fazla görüldüğü dönemlerde ise depresyondan çıkışı kolaylaştıracak, daha neşeli hale getirecek hormonlar salgılanıyor.
Ancak kişinin ruhsal yapısı da bu durumdan ne kadar etkileneceğinde belirleyici oluyor. Örneğin eğer kişi depresif bir yapıya sahipse herkesin neşelendiği bir ortamda kendini daha depresif hissedebiliyor.
Yorgunluktan korunmak için neler yapılabilir?
Yorgunluğu gidermek için vitamin ve besin destek ürünlerinin alımı büyük önem taşıyor. Mümkün olduğu kadar sadece bahar aylarında değil, kış aylarında da eksik olan vitaminlerin alınması bahar yorgunluğunu fazla hissetmeden o dönemin geçirilmesini sağlar. Özellikle B ve C vitaminleri, potasyum ve çinko içeren besinler önemlidir. Yeterli düzeyde karbonhidrat alımı yorgunluktan korunmada önemlidir. Vücut enerjisinin yüzde 50-60’ı karbonhidratlardan sağlanmaktadır.
Rafine edilmemiş karbonhidratların tüketimine ağırlık vermeliyiz. Bunlar taze meyve ve sebzelerde, tam buğday ekmeği ve tahıllarda bulunan karbonhidratlardır. Protein, dokularımızın temel taşı olduğundan diyetimizde yeterli düzeyde proteine yer verilmeli.
Mevsim meyve ve sebzeleri de daha az kimyasal maddeye maruz kaldığı için daha sağlıklıdırlar. Bu nedenle sebze ve meyvelerin mevsiminde tüketilmesi önem taşıyor.
Enerjimizi doğru kullanmanın da yorgunluk giderilmesinde faydası var mıdır?
Yorgunlukla baş edebilmek için öncelikle enerjinin doğru kullanılmasının öğrenilmesi gereklidir. Çalışma ve dinlenme periyotlarımızı ayarlamalıyız. Kısa ve sık dinlenme aralıkları yorgunluğun ortaya çıkmasını önleyebilir.
Çalışırken vücut mekaniklerini doğru kullanarak kas ağrılarını engelleyebiliriz. Çalışma ortamının iyi havalandığından emin olmalıyız. Çok sıcak veya çok soğuk ortamlar vücudumuzda ekstra bir stres yaratır.
Vücudun susuz kalması yorgunluğu artırır mı?
Vücudun çok hafif düzeyde susuz kalmasının dahi metabolizmayı yavaşlattığını hatırlatılırken, günde en az 8-10 bardak su içilmesi ve kahve ile çayın mümkün olduğunca az tüketilmesi gerekiyor.
Düzenli egzersiz olarak neler yapılabilir?
Düzenli egzersiz ile metabolizma hızlanır ve dinlenmiş duruma göre daha fazla enerji oluşumu sağlanır. Kalp damar sisteminin ve solunumun düzenlenmesini, dokulara yeterli düzeyle oksijen taşınımını sağlar. Özellikle aerobik tipte olan yürüyüş, koşu, bisiklet, yüzme, dans gibi egzersizler tercih edilmelidir.
Sürekli yorgunluk hissi ne gibi hastalıkların belirtisi olabilir?
Yorgunluk, vücudumuzun fiziksel çalışmaya, psikolojik strese, uykusuzluğa verdiği fizyolojik bir cevap olarak tanımlanıyor. Yorgunluk fizyolojik bir cevap olabildiği gibi bazı hastalıkların ön belirtisi olarak da ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle yorgunluk uzun sürdüğünde mutlaka altta yatan nedenlerin araştırılması gerekiyor.
Kansızlık, enfeksiyonlar, bağışıklık sistemi hastalıkları, tümörler, yeme bozuklukları, tiroit hastalıkları, kronik yorgunluk sendromu, fibromiyalji, uyku bozuklukları, stres, depresyon gibi sebepler yorgunluk için araştırılması gereken sorunlar arasında geliyor.
Ne zaman doktora başvurmak gerekir?
Yorgunluk uzuyor ve kişinin gündelik işlevlerini bozuyorsa, ya da okul veya işyerindeki performansını engelliyorsa artık onu bahar yorgunluğu diye geçiştirmemek gerekiyor.
Elbette bu durumun ortaya çıkmasında mevsimlerin, ışığın, ısının rolü var. Ama bahar yorgunluğu diye geçiştirildiği takdirde tedavisi gecikebilecek bazı psikiyatrik durumlar da var. Sadece psikiyatrik değil, hem bedensel hem ruhsal belirtilerle giden başka durumları da unutmamak gerekli.
Uzun süren yorgunluklarda, en başta depresyon, daha sonra, kaygı bozuklukları, demans, eşzamanlı alkol ve/veya madde kullanımı, birincil uyku bozuklukları, yeme bozuklukları, hatta şizofreninin bile tanılar arasında düşünülüp dışlanması gerekiyor.

14 Nisan 2009 Salı

İŞTE VÜCUTTAKİ İNANILMAZ GÖSTERGELER

Londra'daki King College Hastanesi'nde araştırmalarını yürüten Prof. Dr. Robert Wale, tırnaktan gözlere, doğum kilosundan avuç içine kadar vücuttaki her şeyin sağlık için bir gösterge olduğunu belirterek, hayat kurtaracak ipuçlarını şöyle açıklıyor:

Tırnaklar:
Tırnaklarınızda hafif mavilik ya da morluk görürseniz, bu bir kalp hastalığıyla karşı karşıya olduğunuz anlamına gelebilir. Tırnaklarınızın aşırı kalın olması ya da üstlerinde tümsekler olması da nefes alma hatta akciğer sorunlarıyla karşı karşıya olduğunuzu gösterebilir.

Nefeslerinizi sayın:
Dakikada 15 kez ve daha altında nefes alıp veriyorsanız, sağlıklı ciğerlere sahipsiniz demektir. Eğer 25 kez nefes alıp veriyorsanız, o zaman sağlığınıza dikkat etmelisiniz.

Gözler:
Aynada gözlerinizden birine bakın. ırisin etrafında beyaz bir daire varsa kolesterol seviyeniz yüksek anlamına geliyor. Bu aynı şekilde yaklaşan kalp sorunlarının da en büyük habercisi.

Avuç içinize bakın:
Avuç içlerinize dikkatle bakın. Eğer kırmızı ve lekelilerse, karaciğerinizde sorun var demektir.

Kas kontrolü:
Sırtüstü yatın. Bacaklarınız dümdüz olsun. Bir bacağınızı havaya kaldırın. Bir kişinin ayağınıza bastırmasını isteyin. Eğer bacağınız yere düşüyorsa, kaslarınızda bir zayıflık olduğu anlamına geliyor.

Beliniz kalın mı:
Vücut şekliniz elmaya benziyorsa, yani yağlarınız belinizin çevresinde toplanıyorsa, kalp sorunu yaşama riskiniz daha fazla.

Tuvalet sıklığı
Her 3 saatte bir tuvalete birden çok gitme ihtiyacı mı hissediyorsunuz? Diyabetin en erken alarmlarından biri sık sık tuvalete gitmektir.

Nabız kontrolü:
Nabzınız ne kadar yavaş atıyorsa o kadar uzun yaşayacaksınız demektir. Yani nabzınız 70'in altındaysa sağlıklısınız anlamına geliyor.

Parmak uzunluğu
İşaret ve yüzük parmakları aynı uzunlukta olan kişilerin kalp krizi geçirme riski daha fazla.

Kemik erimesi

Osteoporoz, kemik kütlesinin giderek azalmasıdır. Kemiğin mineral içeriği normaldir, sadece birim hacimdeki mineral yoğunluğu azalmıştır. Osteoporoz, sağlam kemiklerin yavaş yavaş erimesine ve zayıflamasına neden olan bir hastalıktır. Zayıflayan kemikler daha kolay kırılır hale gelir. Vücuttaki bütün kemikler bu durumdan etkilenmekle beraber kemik erimesi omurlarda, kalça ve bilek kemiklerinde daha belirgindir. Kemik kırıkları özellikle yaşlılarda tehlikeli bir durumdur.Kemiklerin sertleşmesini sağlayan asıl mineral kalsiyumdur. Osteoporozdan etkilenenlerin %80''i kadındır. Çünkü kadınların kemikleri daha incedir ve menopoz sonrası meydana gelen bir takım hormon değişiklikleri kemik erimesini hızlandırır. Osteoporoz erkeklerde daha nadirdir ve genellikle 70 yaşından sonra görülür.

Çoğunlukla vücutta bir kemik kırığı oluşmadan önce belirti vermez.

Sırt-bel ağrısı

Boyun giderek azalması ve vücudun daha öne doğru eğikleşmesi

Omurlarda, kalça ve bilek kemiklerinde kırıklar oluşması

Küçük travmalarla veya kendiliğinden oluşan kemik kırıkları

Osteoporozun nedeni tam olarak bilinmese de kemik erimesinin nasıl meydana geldiği iyi bilinmektedir. Normal şartlarda, bir yetişkinin toplam kemik kütlesinin %6-12''si her yıl yenilenir. Kemik kütlesi 20''li yaşların sonunda maksimum yoğunluktadır. 30''lu yaşların sonunda veya 40''lı yaşların başında ise kemik kütlesi yavaş yavaş azalmaya başlar. Çünkü bu yaşlarda kemiklerde kalsiyum kaybı görülür ve alınan toplam kalsiyum miktarı kayıp miktarını karşılayamaz.

Kadınlarda, menopozdan sonraki ilk 3-7 yıl arasında kemik yoğunluğundaki bu azalma daha şiddetlidir. Sebebi, kemiklerin kalsiyumu tutmasına yardımcı olan östrojen hormonunun menopoz sonrası çok hızlı şekilde azalmasıdır. Diğer taraftan kemik yoğunluğunun yaşlanma sonucu bir miktar azalması doğaldır. Bazı kişiler osteoporoz açısından daha yüksek risk altındadır. Bu kişiler arasında aşağıdakiler sayılabilir.

• İnce kemikli veya sigara ve içki içen veya hareketten uzak bir yaşam tarzı süren kadınlar

• Ailesinde osteoporoz hikayesi olan veya özellikle 40 yaşından önce yumurtalıklarını aldırmış kadınlar

• Menopoza girmiş kadınlar

• Kronik böbrek hastalığı veya daha önceden geçirilmiş mide-barsak ameliyatı gibi kalsiyum emilimini bozan rahatsızlıkları olanlar

• Hastalığa bağlı uzun süren hareketsizlik geçiren kişiler

• D vitamini yapımında bozukluk olan kişiler

• Cushing hastalığı, tiroid hastalığı olanlar veya uzun süre kortizon, heparin tedavisi alan kişiler

• Kemiklerinde gelişme bozukluğu olan hastalar

• Beslenme bozukluğu olan kişiler

• Kemik yoğunluğunun ölçülmesi: Absorpsiometri veya kantitatif bilgisayarlı tomografi yöntemleri kullanılır.

• Kan ve idrar tahlili: Kalsiyum miktarı ölçülür, kalsiyum kaybı olup olmadığına bakılır. Genellikle diğer kemik minerallerinin seviyeleri normaldir.

• Kemiklerin röntgen filmlerini çekmek: Standart röntgen filmi, kemik kütlesinin %20-30''u kaybedilmeden herhangi bir bulgu vermez. Dolayısıyla osteoporozun erken teşhisinde yeri yoktur.


• Günlük diyet protein ve kalsiyum bakımından zengin olmalıdır. Süt ve süt ürünleri, balık, yumurta bol miktarda tüketilmelidir.

• Günde 1-2 gram dozunda kalsiyum tabletleri alınabilir.

• Hastada emilim bozukluğu varsa kalsiyumla birlikte D vitamini de verilmelidir.

• Osteoporozdan korunmak veya gelişimini azaltmak amacıyla menopoza girmiş kadınlarda hormon tedavisi önerilmektedir. Hormon tedavisinde, tek başına östrojen veya östrojen-progesteron kombinasyonları uygulanmaktadır.

ASPİRİN: HARİKA İLAÇ

ASPİRİN: HARİKA İLAÇ
Dünyaca ünlü sağlık dergisi Men's Health'in, uzman görüşlerine başvurarak yaptığı bir derlemede faydaları saymakla bitirilemeyen Aspirini'nin iyileştirici etki yaptığı belirlenen 12 yeni hastalık daha masaya yatırıldı. Amerikan Kalp Vakfı'nın sözcüsü olan ve Mayo Clinic'te ilaç uzmanı olarak görev yapan Dr.Gerald Fletcher, "Bu kadar farklı amaçlarla kullanılabilecek başka bir ilaç yok. Hala Aspirin'in yeni faydalarini bulmaya devam ediyoruz" diyor.


İşte mucize ilacın 12 yeni marifeti....
Kaşıntıyı kesiyor:
Birkaç tablet Aspirin'i ezip toz haline getirin. Elde ettiğiniz tozu bir miktar nemlendiriciyle karıştırıp kaşınan bölgeye sürün. Bu losyon Aspirin'in cilde nüfuz etmesini sağlayacak ve kaşıntıyı durduracaktır.
Tansiyonu düşürüyor:
İspanyol bilimadamlarının yaptığı bir araştırma, Aspirin'in yüksek tansiyona iyi geldiğini ortaya koydu. Her gün alınan 100 miligram aspirin büyük ve küçük tansiyonu belirgin oranda düşürüyor.
Ancak uzmanlar uyarıyor: Aspirini sabah değil, geceleri içmelisiniz.
Güneş yanığına karşı:
Yazın bir anda korunmasız olarak güneşin altında kalmaktan kaynaklanan yanıklar bir hayli can yakıcıdır ve ardından cildin kabarcıklar şeklinde su toplamasına neden olur. Ancak çok fazla güneş altında kaldıktan en az bir-iki saat sonra alınacak iki adet Aspirin hem yanmayı hem de cildin su toplanmasını azaltır.
Kalp dostu:
Günde en az 75 miligram Aspirin almak kanı inceltip damar iltihaplanmasını önleyerek kalp hastalıkları riskini yüzde 30 oranında düşürebiliyor. Göğüs ağrısı hissedildiğinde bir Aspirin çignemek, olası kalp krizini bastan önlemeye yardımcı oluyor ve kriz geçirilmişse bile bunun yarattığı tahribatı azaltıyor.
Nasıra iyi geliyor:
5-6 adet Aspirin i toz haline getirip yarımşar çay kaşığı su ve limon suyuyla karıştırın. Nasırlı bölgeye bu karışımı sürdükten sonra üzerini sıcak ve nemli bir bezle 10 dakika örtün. Aspirin'in içindeki asit nasırı yumusatacak ve süngertasıyla biraz ovduktan sonra nasırınız düzelecektir.
Prostatı önlüyor:
Ünlü sağlık merkezi Mayo Clinic'in uzmanları tarafından 1400 erkek üzerinde 5.5 yıl boyunca yapılan bir araştırma, prostat riskinin her gün Aspirin içen erkeklerde iki kat azaldığını gösterdi.
Kolon kanserini önlüyor:
Aile bireylerinizden biri kolon kanseriyse her gün Aspirin içmenizde büyük fayda var. Zira araştırmalara göre günde 81 miligram Aspirin alan erkeklerde kolon kanseri riski, almayanlara göre yüzde 50 oranında düşebiliyor.
Uçukları geçiriyor:
Macar uzmanlar tarafından yapılan bir araştırmaya göre, her gün alınacak 125 miligram Aspirin uçukların cilt üzerindeki ömrünü ortalama 8 günden 5 güne düşürerek, neredeyse yarı yarıya azaltabiliyor. Aspirin, uçuğa neden olan iltihabı da azaltarak, etkilenmiş bölgenin daha çabuk iyileşmesini sağlıyor.
Alzheimer'dan koruyor:
Hollanda'daki Erasmus Tıp Merkezi'nde görevli bilim adamları tarafından yapılan bir araştırmaya göre birkaç yıl boyunca düzenli Aspirin kullananlarda Alzheimer hastalığına yakalanma riski, bu ilacı düzensiz kullananlara göre yaklaşık yüzde 80 oranında daha az ortaya çıkıyor.
Kadında kısırlığa iyi geliyor:
Arjantinli uzmanlar, çocuk sahibi olamayan bir grup kadın üzerinde testler yaptı. Kadınlardan bir bölümüne sadece kısırlık ilacı, diğer gruba ise kısırlık ilacıyla birlikte 100 miligram Aspirin verildi.
Aspirin, yumurtalıkta kan dolaşımını artırdığı için, ilacı Aspirinle alanların hamile kalma şansı yüzde 40 arttı. Sadece kısırlık ilacı alanlarda ise yüzde 20 artış görüldü.
Siğilleri söküp atıyor:
Bir parça bant alın, ortasına yuvarlak bir delik açın ve bu delik tam siğilin üzerine gelecek şekilde bantı cildinize yapıştırın. Uçu banttan dışarı çıkan siğilin üzerine, daha önce toz haline getirdiğiniz Aspirin'i sürün ancak cildinizin diğer taraflarına bulaştırmayın. Sonra bunun üzerini başka bir bantla kapatıp aynı işlemi üç gece üst üste uygulayın. Siğiliniz iyilesecektir.
Felçten koruyor:
Felcin nedeni kan pıhtılaşması. Aspirin'in en önemli özelliği de pıhtılaşmayı önlemesi. Her gün alınacak bir Aspirin'in, felç geçirmiş erkeklerde yeni bir felç riskini yüzde 25 oranında önlediği biliniyordu. Bundan yola çıkan uzmanlar, genel olarak felç riski taşıyanlarda da aynı oranda etkili olacağını düşünüyor. Hatta bazı araştırmalar bu oranın daha da yüksek olabileceğini gösteriyor.
Bu yeni faydalarıyla Aspirin'in gerçekten mucize ilaç olduğu bir kez daha kanıtlandı. Ancak her ilaç gibi Aspirin'in de zararli etkileri olabiliyor. Uzmanlar özellikle mide hastalarını uyarıyor: Dikkat, Aspirin mideyi delebilir. Çünkü mide asit salgılayan bir organ. Aspirin veya romatizma ilaçlari* midenin koruyucu örtüsünü ortadan kaldırıyor. Böylece iç örtü asitle doğrudan temasa geçiyor.

Reflü,tedavisi mümkün olan bir hastalıktır.

REFLÜ NEDİR?
Halk arasında Mide Reflüsü olarak bilinen Gastro Özofageal Reflü hastalığı mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasıdır. Reflü, asitli mide içeriğinin yemek borusuna gelmesi ve uzun süre temas etmesiyle yemek borusunun asitten kendini koruma özelliğinin yok olmasından kaynaklanır. Erişkinlerin yaklaşık %20'sinde reflü görülmektedir.
Mide içeriği midenin salgıladığı hidrojen iyonu nedeniyle belirgin derecede asittir. Eğer onikiparmak barsağından mideye doğru safra geri akımı varsa mideden yukarı çıkan içerik hem asit hem de safra içerir. Alkali özellikli olan safra da mide asidi gibi yemek borusunun tahrişine neden olur. Reflü hastalığı, asitli veya safralı mide içeriğinin yemek borusuna gelmesi ve uzun süre temas etmesiyle yemek borusunun kendini asitten veya safralı mide içeriğinden koruyamaması nedeniyle oluşur.

Yemek borusunun alt ucunda mide içeriğinin yemek borusuna geçişini engelleyen bir kapak mekanizması vardır. Reflü hastalarında en sık görülen özellik bu mekanizmanın gevşekliğidir. Bu durum sıklıkla mide fıtığıyla birlikte yaşanır. Mide boşalım bozukluğu ya da bozulmuş yemek borusu hareketi bu hastalığı tetikleyen diğer nedenlerdir.
REFLÜ ŞİKAYETLERİ NELERDİR?
Hastaların en sıklıkla başvurduğu şikayet mide yanmasıdır.
Bunun yanında göğüste yanma ve ekşime,
Ağıza gelen acı bir tat,
Ağız kokusu,
Özellikle yemeklerden sonra ve tok karna yatıldığında geceleri rahatsız eden şişkinlik, geğirme ve boğulma hissi
Göğüste takılma ve sıkışma hissiyle birlikte kalbe baskı ve çarpıntı hissedilebiliyor.
Derin nefes almada güçlük çekilebiliyor.
İleri aşamalarda da;
kronik farenjit,
kronik sinüzit,
alerjik astım
ve diş çürüklerine gidilen bir süreç yaşanabiliyor.

REFLÜ ŞİKAYETLERİ BAŞKA HANGİ HASTALIKLARI ÇAĞRIŞTIRIR?
HAZIMSIZLIKLA İLGİLİ OLAN ŞİKAYETLER
Şişkinlik, geğirme, midede yanma ve hazımsızlık hissi
safra kesesi taşı olan insanlarda
Ülseri olan insanlarda
Gastriti olan insanlarda
görülebilir.
KULAK BURUN BOĞAZ HASTALIKLARI İLE İLGİLİ OLAN ŞİKAYETLER
Kronik farenjit
Kronik sinüzit
Ses kısıklığı
Kronik tahriş öksürüğü
GÖGÜS HASTALIKLARI İLE İLGİLİ OLAN ŞİKAYETLER
Alerjik astım
Kronik öksürük
KALP HASTALIKLARI İLE İLGİLİ OLAN ŞİKAYETLER
Çarpıntı
Kalpte sıkıntı hissi

Bebeklerde Reflü


Mide içeriğinin sindirim borusuna geri kaçması olarak tanımlanan REFLÜ her yaşta çocuk ve erişkinde görülse de, en sık olarak görüldüğü dönem bebeklik dönemidir.
Bebeklerde Reflü Neden Sık Görülür?
Normalde sindirim borusunun alt ucundaki kaslar gevşeyerek gıdaların mideye geçişine izin verir, ardından kasılarak geri kaçışa engel olur. Bebeklerde, bu kapakçık mekanizması henüz yeterince çalışmamaktadır. Bebeklerin sıvı gıdayla beslenmeleri, çoğunlukla yatar pozisyonda olmaları da reflüyü kolaylaştırmaktadır.
Fizyolojik Reflü Nedir?
Bebekte, sık görülen reflü çoğunlukla fizyolojiktir, yani hastalık olarak kabul edilmez. Bu bebekler iyi beslenip kilo alırlar, keyifleri yerindedir. Sadece aile çok kustuğundan şikayetçidir. Bebek büyüdükçe, katı gıdalara geçtikçe, mide girişindeki kapakçık daha iyi çalıştıkça kusma giderek azalacaktır. Böyle bebeklere, tedavi vermek gerekmeyecektir.
Reflü Ne Zaman Hastalık Olarak Kabul Edilir?
Eğer çok kusan bebek, iyi kilo alamıyorsa veya asitli mide içeriğinin sindirim borusunu, akciğerleri tahriş etmesi nedeniyle aşağıdaki belirtilerin bazılarını gösteriyorsa, reflü hastalığından söz edilebilir.
Beslenme sonrası veya yatarken aşırı huzursuzluk
Aç olmasına rağmen az miktar emip bırakma
Ağızdan aşırı miktarda salya akıtma
Aşırı ağlamalar ( bazen gaz sancısı ile karışabilir )
Hırıltı, geçmeyen öksürük, tekrarlayan zatürreler
Kronik ses kısıklığı
Reflü Ne Zamana Kadar Sürer?
Bebek büyüdükçe, büyük olasılıkla, reflü azalıp kaybolacaktır. İlk 6 ayda düzeldiği gibi 18-24 aya kadar süren reflüler de görülmektedir. Tüm vakaların % 80‘i, 2 yaşa kadar kendiliğinden geçmektedir.
Nasıl Tedavi Edilir?
Çoğu bebekte ilaca gerek kalmadan, aşağıdaki basit önlemlerle rahatlama sağlanabilir.
Sık sık, az az besleme
Beslenme sırasında sık sık gaz çıkarma
Mümkün olduğunca anne sütüyle besleme ( mamaların içerdiği inek sütü proteinine karşı alerji de, reflüye yol açar)
Yatarken başın biraz yüksekte olması reflüyü azaltacaktır.
Mama ile beslenen bebeklerde daha koyu kıvamlı özel mamalar denenebilir.