<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492</id><updated>2011-12-23T06:45:14.871-08:00</updated><title type='text'>sağlık bilgileri</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>43</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-6192730759156257753</id><published>2011-12-23T06:45:00.000-08:00</published><updated>2011-12-23T06:45:14.880-08:00</updated><title type='text'>YAĞ  - SU  - ŞEKER</title><content type='html'>İstanbul Sultangazi’de “KANSERE NEDEN OLAN BESLENME ALIŞKANLIKLARIMIZ” konusundadüzenlediği toplantıda Prof. Dr. Kenan DEMİRKOL’UN konuşması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“YAĞ” ve “ŞEKER”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer hayvan merada %100 yeşillikle besleniyorsa, asla başka yabancı gıda almıyorsa, o tereyağı dünyanın en iyi yağıdır. Zeytinyağından da iyidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama marketten satın aldığınız tereyağı ahırda beslenen, pancar küspesi, mısır silajı veya başka tahıllarla beslenen hayvanların yağıdır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizin sağlığınızı korumak için ne yediğinize bakmanız lazım. İşte temel hatalardan biri yağ seçimi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz ayçiçek yağı, mısırözü yağı, margarin veya endüstriyel tereyağı yediğimiz sürece hasta olmaya mahkumuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elimizde iki tane yağ var şu anda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir, zeytinyağı; iki, %100 mera sütünden yapılmış tereyağı. Peki fındık yağını nereye sokacağız? Bu liste içinde bakın fındık yağının yağ asit içeriği, yani temel yağ bileşimi zeytinyağına çok yakındır. Hasta edici bir yağ değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama zeytini sıkıyorsun, yağını elde ediyorsun. Fındığı eziyorsun, püre haline getiriyorsun, 80 dereceye ısıtıyorsun, eter katıyorsan, yağını öyle elde ediyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangisi tercih edilir? Zeytinyağı tabii ki. Yani fındık yağını eve sokmanın bir alemi yok. Ha zeytinyağının tadına hiç tahammül edemiyorsan o zaman rafine zeytinyağı kullanabilirsin. O da işte fındık yağıyla aynı yöntemle elde edilir. Yani piyasa değeri olmayan, çok koyu, kokulu zeytin yağlar fabrikaya gönderilir. Onlar da 70-80 dereceye ısıtılır; sonra da eter katılır; yağ elde edilir. İlk etapta rafine zeytin yağı elde edilir. Hiç kokusu yoktur, hiç tadı yoktur. Eğer bu rafine zeytin yağına, %5 oranında sızma zeytin yağı katarsanız, o zaman riviera tipi zeytinyağı elde etmiş olursunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani marketlerde görüyorsunuz ya, o fabrika eseri bir yağdır; ayçiçekle filan karışmış değildir. Saf zeytinyağıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama neden yoksundur biliyor musunuz? Sızma Zeytinyağında var olan antioksidanlardan yoksundur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü oksitlenme, yani paslanma bütün bizim hastalıkların temelindeki ana unsurdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl açık havada bırakırsan demiri yağmurda paslanır, biz ne yaparız, antipas diye bir boya süreriz paslanmasın diye.&lt;br /&gt;Vücudumuzun da antipasları vardır. Bunlara biz antioksidan diyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antioksidanları ağırlıklı olarak sebze-meyvelerden elde ediyoruz. Zeytinyağı antioksidanlardan çok zengindir ve kalp hastalıklarına karşı koruyuculuğu önemli oranda antioksidanlardan dolayı kaynaklanmaktadır. Ama biz onu ısıttığımız zaman, rafine zeytinyağı elde ettiğimiz zaman, bu unsurları geniş ölçüde kaybediyor. O yüzden mümkün mertebe sızma zeytinyağı kullanmalıyız ve çocuklarımıza da bu tadı alıştırmamız lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci temel hatamıza geçmeden birincisi olan yağ seçimini özetlersek, daha Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinin Trabzon bölümünde, hamsinin zeytinyağı ile kızartıldığının tarifi vardır. Sen 500 sene önce bu topraklarda bunu biliyordun. Ama biz, dış etkilerle doğruyu unutturulduk ve yanlışlara sürüklendik. İşte o yanlışlıklar bizi hastalıklara sürüklüyor. Zaten dünyada bir tek Akdeniz yöresinde yetişiyor. Şimdi Arjantin’de, Çin’de zeytin ağacı yetiştirilmeye çalışılıyor. Biz toprağındayız. 5.000 yıldır bu topraklarda zeytinyağı kullanılıyor. Ne olur biraz özümüze geri dönelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İkinci büyük hata şeker.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatımızda şeker, insanlık tarihi itibarıyla bakarsanız çok yeni bir olgu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki şeker bir besin maddesi midir?&lt;br /&gt;Değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü besin maddesini nasıl tanımlıyoruz? İnsanın bedensel ve ruhsal işlevlerini ve çoğalmak için, yani neslini sürdürmek için gerekli maddelere biz besin maddeleri diyoruz. Şeker, insanın herhangi bir işlevini yerine getirmek için gerekli mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet. Beyin glikozla çalışıyor.Omurilik hücreleri glikozla çalışıyor.&lt;br /&gt;Eritrosit dediğimiz alyuvarlar glikozla çalışıyor. Enerji kaynağı olarak glikozu kullanıyor.&lt;br /&gt;Peki dışarıdan şeker alıp da daha akıllı olan bir insan gördünüz mü?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani beyin glikozla çalışıyor ya, şeker yediği için daha akıllı olan bir insan gördünüz mü?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Veya sperm, enerji kaynağı olarak früktozu kullanıyor. Meyve yiyip de daha müthiş erkek olanı gördünüz mü? Çünkü;  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;insanın gereksinimi olan glikozu da früktozu da vücut kendisi üretiyor.&lt;br /&gt;Dışarıdan asla alınmasına gerek yok. Dolayısıyla biz şeker yediğimiz zaman tamamen sadece damak zevkimiz için yiyoruz.&lt;br /&gt;Asla hiçbir bedensel ihtiyacımız yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yüzden şekere boş kalori denir. Yani gereksiz yere aldığımız kalori. E bugün bakın şimdi son bir hafta içinde yediklerinize, ne kadar boş kalori aldınız? Çok… Niye?… Hasta olmak için, Sadece hasta olmanıza katkıda bulundu. Bir de son zamanlarda pancardan elde edilen şeker de bir yana bırakıldı; daha ucuz olsun diye mısırdan elde edilen şeker kullanılmaya başlandı. Fruktozdan zengin mısır şurubu. Ne yazık ki, bizim gıda tüzüğümüzde farklı şekerlerin farklı adlandırılması zorunluluğu yok. Şeker şekerdir mantığıyla ister nişasta bazlı şeker yani mısır nişastasından elde edilmiş şeker olsun ister pancar şekeri ister … şekeri olsun hepsinin üstünde şeker yazılması yeterli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki mısırdan elde edilen fruktozdan zengin mısır şurubu,aynı miktar kaloride bile olsa normal şekere göre % 46 daha şişmanlatıcı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Özellikle karın bölgesi yağlanmasına yol açıyor. Bu bilimsel olarak kanıtlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın en saygın üniversitelerinden biri, Amerika’da bir teknik üniversitenin bir öğretim üyesinin sözünü ödünç alarak size söylemek istiyorum  “Yaşadığımız çağ, akademik kapitalizm.” Yani sermaye sahiplerinin akademisyenleri satın alması sonucu, toplumla paylaşmak istediklerini akademisyenlere söylettirdikleri çağdayız..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani satılmış insanların çağı. Satılmış bilim insanlarının çağındayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncüsü ise karaciğer yağlanması. Ama ne tür bir yağlanma? Alkolizm dışı bir yağlanma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yüzden biz buna alkol dışı karaciğer yağlanması deniyor. Ve alkol dışı karaciğer yağlanması, özel tipli bir siroza neden oluyor. Atatürk’ün öldüğü siroz hastalığı var ya. Özel bir tipte siroz hastalığı, kriptojenik siroz deniyor buna. Amerika’da son otuz yıl içinde üç kat artan karaciğer kanserinin de kriptojenik siroz sonucu olduğu belirtiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani sonuçta Amerika’da son 30 yılda üç kattan fazla görülen karaciğer kanserinin sebebi mısır şurubudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu, bu kadar açıkken bizim bakanlığımız dün yaptığı açıklamada hiçbir bilimsel kanıt sunulamamıştır diyor. Benim 110 tane bilimsel yayın kullanarak yazdığım, on yedi sayfalık raporu da çiğneyerek bunu yapmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17 sayfalık rapor gönderdim onlara. 110 tane de literatür ekledim. Ama neoliberalizmdeki iktidarlar sermayenin iktidarıdır; vatandaşın iktidarı değildir. Yurttaşın iktidarı değildir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne olur çocuklarınızı mısır şurubundan uzak tutun. Hem şekerden uzak tutun ama özellikle de yani gofret, bisküvi kek&lt;br /&gt;dışardan alacağına az şekerli bir keki evde kendin yap.Yani ambalajlı bir ürün sunmayın çocuklarınıza.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün gıda sanayisinde sadece ve sadece aksi belirtilmediği takdirde mısır şurubu kullanılıyor.&lt;br /&gt;Dondurmalarda o kullanılıyor, hazır aldığınız baklavanın şerbeti bile mısır şurubundan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Kartal’da onun fabrikası var Ülker’le Cargill firmalarının ortak kurdukları bir fabrika. Baklava şerbeti bile oradan geliyor. Çocuklarınıza illa tatlı bir şey yedirecekseniz, ne olur evde kendiniz yapın ve olabildiğince az şekerli yapın. Çünkü total olarak da şeker zararlı zaten, yani insanın zarar görmeden günde tüketebileceği şeker miktarı 30 gramdolayındadır.&lt;br /&gt;30 gram, 8 kesme şekeri yapar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bu şekerin içinde ne yazık ki meyve de var, bal da var, yani siz kahvaltıda bir tatlı kaşığı bal yediyseniz, hakkınız 7 ye düştü. Bu hakkınızı ağırlıklı olarak meyve olarak değerlendirin. Eğer bugün hiç şeker yememişseniz, bal dahi yememişseniz, çayınıza hiç şeker koymamışsanız, başka hiçbir şeker kaynağı da yoksa, 8 kesme şekerin karşılığı 300 gram portakal veya 300 gram elma veya 400 gram kiraz veya vişne veya 100 gram kadar muz, incir veya üzüm yiyebilirsiniz. Ama sadece 100 gram. Yani mandalina zamanı ‘koy hanım önüme bir kilo mandalinayı ben bunu yiyeyim’ bu sağlıklı değil. Siz sınırsızca sebze yiyebilirsiniz ama meyve sınırlı yemeniz lazım. Meyvenin fazlası da şişmanlatır. Ve zararlıdır, karaciğer yağlanması yapar….. Yani meyve tek başına bile hem karaciğer yağlanması, hem karın tipi şişmanlık yapabilir. Karın tipi şişmanlığın çok özel bir yeri vardır. Bağırsak çevresindeki iç organların çevresindeki yağlar hormonal etkin yağlardır ve bu hormonal etkin yağlar ne yazık ki kanser oluşumunda da, kalp-damar hastalığı oluşumunda da etkindir. O yüzden eşit bir şişmanlık, yani kollar bacaklar her taraf eşit ama karın büyümemiş. Bu şişmanlığa çok itirazım yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karın tipi şişmanlık,  eşittir şeker hastalığı,  eşittir kalp hastalığı,  eşittir kanser.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; O yüzden göbekler inecek. Göbekler inmediği sürece sağlıklı olma şansımız yok. Göbekleri indirmek içinde şekerden uzak duracağız. Çünkü en çok karın tipi şişmanlık yapan früktozdur. Bizim yediğimiz pancar şekerinin de yarısı früktozdur. Yediğimiz meyvenin şekerinin de yarısı früktozdur. Biz früktozu azaltmak zorundayız. Karın tipi şişmanlığı, dolayısıyla kalp hastalığı, kanser, inme gibi hastalıklardan kurtulmak istiyorsak karnımız inecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Esmer şeker hakkında ne düşünüyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bakın bütün şekerler esmerdir. Üretim aşamasında karamelize olur. O yüzden esmerdir ama yıkandıkça üzerindeki karamel atılır, rafine edildikçe beyazlaşır. Yani senin dediğin esmer şeker, yediğin beyaz şekerin üretimdeki bir önceki aşamasıdır. Sadece ticari bir tuzak. Daha yüksek fiyata satabilmek için ticari bir tuzak……&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi karaciğer yağlanmasının önemli bir bölümü selim seyredebilir. Yani her hangi bir sorun yaratmadan da insan ömrünü bununla sürdürebilir. Ama bir bölümü yine hatalı beslenmenin devam etmesi koşuluyla, yağlı karaciğer iltihabına dönüşebilir. Alkol dışı yağlı karaciğer iltihaplanmasıdır bu hastalığın adı. Ciddi karaciğer yetersizliği, siroz karaciğer kanseri aşamasıdır. Bazen yağlı karaciğer iltihabı olmadan da sadece yağlı karaciğer aşamasında da bazı hastalıklar çıkabilir ama yağlı karaciğeriniz varsa iki yol var sizin önünüzde; biri nispeten hayatınızı idame edeceğiniz bir yol öbürü de ölümdür. O yüzden ne yapıp yapıp karaciğer yağlanmasını tedavi ettirmelisiniz. Bunun da temelinde şekeri tümüyle sıfırlamanız geliyor. Ancak iki yıl gibi bir süre içinde toparlayabilirsiniz……&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeker kesmeyi dile getirdiğimiz zaman karaciğer yağlanması açısından, o zaman nişastayı da kesmemiz lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü nişasta, daha ağzımızda çiğnendiğinde tükürükle glikoza dönüşür. Şekerdir; yani nişasta da şekerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kolesterolün karaciğer yağlanmasıyla bir ilgisi var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kolesterol olmazsa hayat olmaz. Bütün hormonlarımızın ham maddesi kolesteroldür. O yüzden zaten anne sütünde kolesterol çok yüksektir. Çocuğun hormonlarının üretilmesi için başlangıçta anneden aldığı kolesterole ihtiyacı vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kolesterol masum bir maddedir. Ama oksitlenirse oksikolesterole dönüşür ve damar sertliği yapar.&lt;br /&gt;Peki oksitleyen ne?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeker.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yedikten sonra şeker trigliseride dönüşür. Yağdır o ve o trigliseritten kolesterolü oksitleyerek damar sertliği yapar bir. İki;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ayçiçeği yağı, mısır özü yağı veya margarinden elde edilen trans yağ asitleri kolesterolü oksitler ve böylece damar sertliği oluşur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç, yapay yemle beslenen hayvanların sütünde de iç yağı vardır. Damar sertliği yapıcı doymuş yağ asitleri vardır, bunlar kolesterolü oksitler ve hasta eder bizleri. Şimdi hayvanın merada otlarsa ayçiçeği yağı mısırözü yağı margarin kullanmazsan şekeri de azaltırsan senin damar sertliği olma şansın kalmıyor. Kolesterolün ne olursa olsun. Ama bu bilgi kolesterol ilacı üreten Amerikan şirketlerinin işine gelmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yılda sadece kolesterol ilacı satımından 50 milyar dolar elde ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yüzden de Amerikan tıbbı bize ne emrediyor? Kolesterol ilacı ver diyor. Bakın gazetelere yansıyan bir gerçek var. Nasıl bizim Sağlık Bakanlığımız bir bilimsel kurul kurdu,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerika’da da böyle bir bilimsel kurul kuruldu ve “Normal kolesterol düzeyi kaçtır?” sorusuna bilim kurulu yanıt versin istendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve de normalin çok altı bir değer, 200 mü kabul ediliyor normal, 150 gibi bir değer ileri sürdüler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonradan ortaya çıktı ki bilim kurulunda yer alan 9 öğretim üyesinin dokuzu da ilaç şirketlerinden rüşvet almışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hocam kızartmalarda ne tip yağ kullanmak gerekir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kesinlikle zeytinyağı, kesinlikle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Peki, zeytinyağının yanma derecesi ayçiçeği yağından yüksek midir?&lt;br /&gt;- 240 derece, ayçiçeği yağından çok daha yüksektir. Tava ısısı normal şartlarda 180 dereceyi çok az aşar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yüzden rahatlıkla zeytinyağını kullanabilirsiniz ama dumanlaşma derecesi diye teknik jargonda adlandırılır sızma zeytinyağını kullandığınız zaman çok daha düşük derecelerde dumanlanma görürsünüz. O su buharıdır. Su buharıdır ve içindeki bazı organik maddeler yanar, koku maddeleri tat maddeleri yanar. O yüzden o, yağın yandığı anlamında değildir. Ne olur yanılmayın. Yağ yanmıyor. İçindeki bazı koku, renk maddeleri yanıyor. 240 dereceye kadar dayanan bir yağdır……&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; - Bir dinleyicinin elindeki pet şişeden su içtiğini gören hoca,&lt;br /&gt;- Şimdi içtiğiniz su ile neler elde ettiğinizi de gözden geçirelim ve bu günkü toplantıyı kapatalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O polietilen tereftalat maddesinden üretilmiş yani pet şişenin içindeki stalatlar suyun içine karışmış bulunuyor.&lt;br /&gt;Ayrıca o plastiği yumuşatmak için antimon denen bir ağır metal kullanılmıştır o da suyun içine karışıyor&lt;br /&gt;dolayısıyla siz hem stalat, hem de antimon içmiş oldunuz şu anda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, ne yapar bunlar size?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar hormon bozucular diye geçer. Sizin vücudunuzda bir takım hormonal bozukluklar yaratır. Bu hormonal bozuklukların bir bölümü, örnek, östrojen etkisini göstererek 5 yaşında çocukların adet görmesine sebep olur. İki buçuk yaşında bir çocuk getirdiler Lüleburgaz’dan adet görüyor. İki buçuk yaşında. Hamile bir kadın östrojen etki gösteren bir hormonal bozucuyu aldığı zaman, o madde özellikle bu 19 litrelik su bidonlarında onlar polikarbon denen bir plastiktir ve ham madde olarak Bisfenol-A denen bir maddeden üretilir. Bisfenol-A’nın meme kanseri yaptığı 1930 yılından beri bilindiği halde ve 130 tane bilimsel yayın olduğu halde bunun hakkında hala biz o bidonlardan su içmeye mahkum bırakılıyoruz. Bisfenol-A hamile bir kadının karnındaki çocuğun beynindeki cinsiyet ayrım merkezine gittiğinde çocuğun homoseksüel olma olasılığı çok yükseliyor. Meme kanseri riski çok yükseliyor erkekse prostat kanseri riski normal bunla temas etmemiş insana göre 3 kat artıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani musluk suyu için Allah aşkına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Arıtıcılar hocam?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Paranız varsa arıtıcı kullanın. Ama paranız yok arıtıcı alamıyorsunuz, musluk suyu için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Musluk suyu İstanbul’da kullandığınız plastik şişedeki su hangisi olursa olsun 100 kat iyidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İSKİ’nın her ay İstanbul’daki bütün su havzalarının sağlık raporları internette yayınlanıyor. Biz geçen sene NTV’de bir su programı yapmıştık ve NTV Yıldız Teknik Üniversitesinde piyasadan topladığı suları bakteriyolojik incelemeye gönderdi. Hepsinde mikrop çıktı. Hepsinde istisnasız. Yani siz sağlıklı olsun, temiz olsun çocuğum mikropsuz su içsin diye mikroplu suyu paranızla içiyorsunuz. Bıraktım vazgeçtim mikroptan, kanser yapıyor.  Almanya’da geçen sene ocak ayında Avrupa birliğinin gıda güvenliği merkezi vardır EFSA ocak 2010a kadar Bisfenol_A’nın sağlık sakıncası olmadığını iddia ediyordu. Ama toplum baskısıyla mayıs ayında biz bu işi araştıracağız dediler ve ekim ayında biberonlarda Bisfenol-A’nın kullanımını yasakladılar. Tamam, da biberonda yasakladın e çocuğuna Bisfenol-A’lı su bidonundan su katmıyor musun mamasını hazırlarken?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Isı ve zaman etkisiyle plastiğin defalarca kullanılmasıyla Bisfenol-A’nın suya geçiş oranı çok artıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi su ısınmaz ki diyeceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arizona’da yapılan bir çalışmaya göre şehirlerarası su nakli sırasında kamyon içerisindeki su 80 dereceye kadar ısındığı saptanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;80 dereceye ısınan su o plastikten ne kadar madde çözüyor biliyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizi de sülalenizi de kanser etmeye yeter. Antalya’da yazın açık havada duran suyun derecesi kaç acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Banyo bile yapamazsın o kadar sıcak suyla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne olur musluk suyu kullanın. Bırakın şu plastikleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hocam bazı yiyecekleri plastik poşetlere koyup buzluğa atıyoruz . bu da sakıncalı mı?&lt;br /&gt;- Şimdi bakın naylon folyo polietilen denen bir maddedir ve polietilenin bu güne kadar bir sağlık sakıncası saptanmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha büyük sorun yoğurt kapları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela bazen çay içiyoruz köpük gibi bardaklardan veya uçağa bindiğimizde şeffaf cam gibi çıt diye kırılan plastik bardaklar var hem o polystryne hem köpük gibi olan bardaklar da polystryne onlardan stryne çayımıza geçiyor o da kanser yapıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi plastik yoğurt kaplarında, ben anlata anlata zannediyorum bazı firmalar artık polipropilen kullanmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kabın altına baktığımız zaman veya yanına baktınız zaman bir üçgen göreceksiniz. Üç oktan oluşan bir üçgen. Bu geri dönüşüm işaretidir. O üçgenin içinde bir sayı yazar. 5 numara polipropilendir altında da zaten PP yazar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoğurt alırken artık markaya göre değil kullandığı plastiğe göre tercihinizi yapın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben her yoğurt almaya gittiğimde maalesef aynı firma farklı marketlere farklı plastik gönderebiliyor. Daha ucuz marketlere adi plastiklerde, lüks semtlerdeki marketlere daha kaliteli plastikte gönderiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne acı. Yani ayırım yapıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yani hocam üçgenin içinde 5 mi yazması lazım?&lt;br /&gt;- Evet polipropilen&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- 1,5 litrelik su şişelerinde 1 yazıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Evet, işte o PET polietilen tereftalat, kötü, 1 numara kötü. Evde 19 litrelik bidonların altına bakın. Onda da 7 yazar. 7 diğer plastikler anlamına gelir. Diğer plastiklerin içinde 6-7 farklı plastik vardır bunlardan bir tanesi de polikarbondur onun için üçgenin altında PC kısaltması vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Kenan DEMİRKOL&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-6192730759156257753?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/6192730759156257753/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2011/12/yag-su-seker.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/6192730759156257753'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/6192730759156257753'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2011/12/yag-su-seker.html' title='YAĞ  - SU  - ŞEKER'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-2044163032899421875</id><published>2011-10-07T00:39:00.000-07:00</published><updated>2011-10-07T00:45:13.710-07:00</updated><title type='text'>Grip aşısı olmalı mı?</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-6dqKIuAMly8/To6sk0PIRUI/AAAAAAAAIt8/YueFLrTd0hM/s1600/ASI-1.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="200" width="200" src="http://4.bp.blogspot.com/-6dqKIuAMly8/To6sk0PIRUI/AAAAAAAAIt8/YueFLrTd0hM/s200/ASI-1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Her yıl kış yaklaşırken binlerce kişi grip aşısı olur. Ama yine de grip olmaktan kurtulamaz. Her yıl tekrarlanaması tavsiye edilen bu aşılar gerekli ve yararlı mı? İşte Prof Dr Ahmet Rasim Küçükusta'dan sarsıcı uyarılar :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni grip aşılarının piyasaya verildiği şu günlerde insanların kafaları hayli karışık! Hele de 'Grip aşısı alarmı' başlıklı yazıları okuyup da heyecanlanmamak mümkün değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bu sene grip salgını olacak mı, yoksa toplumda panik mi yaratılmak isteniyor? Grip aşısı olmak şart mı? Grip aşısı üreten firmaların ya da ilaç endüstrisinin bu işte rolleri var mı? Bu yıl piyasada olan grip aşısı bizi bu salgından koruyabilecek mi?" gibi pek çok soruya cevap arıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elli yıldan fazla zamandır kullanılmakta olan grip aşılarına tüm dünyanın şüpheyle bakmasının haklı sebepleri var:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİR: Grip aşılarının her sene yeniden yapılması gerekiyor; bir yaşından itibaren aşılanmaya başlanan bir çocuk 40'ına geldiğinde 40 kere aşı olmuş oluyor. Oysa diğer aşıları bir veya iki kere yaptırıyorsunuz ve o hastalığa karşı artık uzun seneler hatta çoğu zaman ömür boyu korunuyorsunuz. Ensesini açıkta bırakanların sürekli şaplak yemesinden farklı bir durum değil bu. "Bu aşı mı yoksa ateş düşürücü veya antibiyotik gibi bir ilaç mı Allah aşkına?" sorusu çok yerinde ve çok doğru bir sorudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İKİ: Grip aşılarının gribe karşı sağladığı bağışıklık kuvvetli ve uzun süreli değildir. Genç ve sağlıklı insanların yüzde 80'inde aşıdan iki üç hafta sonra grip virüslerine karşı antikorlar ortaya çıkar ama bu, aşı olanların gribe yakalanmayacakları manasına gelmez. Üstelik aşının etkili olabilmesi için aşıda bulunan virüslerle salgın yapan virüslerin aynı veya çok benzer olmaları gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun dışında bir de yaş ilerledikçe ve bağışıklığı etkileyen bir hastalık olması durumunda gençlerdeki kadar antikor da oluşmaması da çok önemlidir. İroniye bakar mısınız: Bir insanın gripten zarar görme ihtimali arttıkça aşıdan fayda görme şansı da o nispette azalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÜÇ: Grip aşısı üreticilerinin iki sene önceki domuz gribi salgınını dünya çapında bir korkutma kampanyası eşliğinde para kazanma yarışına çevirmeleri ve bunda da çok başarılı olmaları işin tuzu biberi oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YENİ ARAŞTIRMALARA GÖRE AŞI ETKİSİZ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grip aşısının etkinliğinin 'abartıldığını' gösteren ve gözleme dayalı olmayan gerçek bilimsel çalışmaların sayısı da her geçen gün artıyor. Amerika'da son 20 yılda grip aşısı olan yaşlıların oranı yüzde 15'ten yüzde 65'e çıkmasına rağmen yaşlıların hastaneye yatış ve ölüm oranlarında buna uygun bir azalma olmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanada'da 700 kişi üzerinde yapılan araştırma da grip aşılarının yaşlılarda gribe bağlı ölümleri azaltmadığını ortaya koydu. Oysa daha önceki çalışmaların sonuçlarına bakarak grip aşısı olan yaşlılarda hastaneye yatışların yüzde 30 ve ölümlerin yüzde 50 oranında azaldığı bilinirdi.Durum çocuklarda da farklı değil. Mayo Klinik 6 ay-18 yaş arası 263 çocuğu 8 sene takip etmiş ve sonuçta grip aşısı olan çocuklarda hastaneye yatma riskinin 3 misli fazla olduğu ortaya çıktığı gibi grip aşısı olan astımlı çocuklarda bu risk daha da yüksek bulunmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİMLER AŞI OLMALI?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grip aşılarının etkinliği Nasrettin Hoca'nın göle maya çalmasından farklı değil. Önümüzdeki kış aylarında beklenen grip salgınına yol açacak virüsle aşıdaki virüsler uyumlu olursa 'İyi ki aşı olmuşum' diye sevinebilirsiniz. Ama bu işin garantisi yok, aşı hiçbir işe yaramayabilir de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana sorarsanız; yüzde yüz ve ömür boyu etkili bir grip aşısı çıkana kadar ağır ve kronik akciğer, kalp, böbrek, kanser ve diyabet hastaları ile kortizon kullananların, yani grip salgınlarında ölüm ihtimali en yüksek olan kişilerin aşı olmaları uygundur derim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prospektüsünde yazmıyor, ama aşı yaptırırken 'Ya tutarsa' diye iyi dilekte bulunmanızı da hararetle tavsiye ederim. Çünkü 'iyimser olmanın bağışıklığı kuvvetlendirdiğini' gösteren araştırma sayısı, grip aşılarının etkin olduğunu gösteren araştırma sayısından çok daha fazla!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GRİPTEN KORUNMAK İÇİN NELER YAPILARBİLİR?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşı olsanız da olmasanız da gripten korunmak ve zarar görmemek için yapılması gereken pek çok şey var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grip salgınının iyice yaygınlaştığı dönemlerde başkalarıyla temas etmemek en etkili tedbirdir. Böyle dönemlerde mümkün olduğunca toplu taşıma araçlarını kullanmamalı, kapalı mekânlarda bulunmamalı veya olabildiği kadar az zaman geçirmelidirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grip virüsleri hem solunum yoluyla hem de hasta kişilerin salgılarıyla kirlenmiş eşyalardan geçebilir. Salgın zamanlarında öpüşmek, tokalaşmak yerine Japonlar gibi baş hareketiyle veya gülümseyerek selamlaşmak, başkalarına ait kalem, kitap, bardak ve benzeri şeylere temas etmemek gerekir. Elleri ağız, burun ve gözümüze değdirmemek de çok önemlidir. Eller sık sık, bol su ve sabunla yıkanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BAĞIŞIKLIĞINIZI KUVVETLENDİRİN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağışıklık sisteminizi kuvvetlendirmek için beslenme çok önemli. Mevsim sebze, meyve ve yeşillikleri, süt, yoğurt, yumurta, balık çok faydalıdır. Soğan ve sarımsak gribe karşı adeta bir kalkandır; küçük bir baş soğan ve bir diş sarımsağı sofranızdan eksik etmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BOL SIVI ALIN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyüklerimizin üşütmelere ve gribe karşı tavsiye ettikleri havuçlu, patatesli, kerevizli, soğanlı, maydanozlu tavuk sulu çorbaların soğuk algınlığı ve grip belirtilerini gidermede çok etkili olduğu artık bilimsel olarak da kanıtlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DÜZENELİ EKSRESİZ YAPIN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düzenli egzersiz de bağışıklığı güçlendiren etkenlerden biri. Bunu sağlamak için de her gün en az 30-40 dakika süreyle tempolu bir şekilde yürümek yeterlidir. Bu efor sonrası bir miktar terlenilmesi ve solunumun da biraz hızlanmış olması gerekir ama asla nefes nefese de kalınmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Egzersiz sırasında vücut ısısının yükselmesi de enfeksiyonlarla savaşta çok önemlidir. Çünkü ateş, birçok bakteri ve virüsün üremelerini durduran önemli bir etkendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;D VİTAMINI OLMADAN OLMAZ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağışıklığı kuvvetlendiren en önemli maddelerden biri de D vitaminidir. Grip salgınlarının kışın görülmesinin bir sebebi de güneş ışınlarının bu mevsimde daha az olmasıdır. Süt, peynir, yoğurt, balık, mantar başlıca D vitamini kaynaklarıdır. Derimizde bulunan D vitamininin öncü maddelerinin aktif hale geçmesi için de günde yarım saat kadar güneşlenmek gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fazladan C vitamini almanın ise faydası yok; sebze ve meyvelerde yeteri kadar C vitamini var çünkü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;STRESTEN UZAK DURUN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağışıklığı zayıf düşüren etkenlerin başında stres geliyor. Araştırmalar sıkıntı, endişe, korkuları veya ruhsal rahatsızlıkları olanların enfeksiyonlara yatkın olduklarını ve kolay atlatamadıklarını gösteriyor. Huzur, mutluluk ve düzenli uyku, birçok hastalıkta olduğu gibi gribi atlatmada da çok gereklidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara ve alkolün ise grip dostu olduklarını artık herkes biliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HEMEN İLACA SARILMAYIN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gribin özel bir ilacı olmadığı aklınızdan çıkmasın. Antibiyotik kullanmak gerekli olmaması bir tarafa zararlıdır. Antibiyotikler, sadece orta kulak iltihabı, sinüzit, bronşit gibi komplikasyonlar için doktor tavsiyesiyle kullanılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öksürük şurupları, grip ilaçları, bağışıklığı güçlendirdiği iddia edilen bitkisel ilaçlardan hiçbir fayda gelmeyeceğini de not edin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-2044163032899421875?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/2044163032899421875/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2011/10/grip-ass-olmal-m.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/2044163032899421875'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/2044163032899421875'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2011/10/grip-ass-olmal-m.html' title='Grip aşısı olmalı mı?'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-6dqKIuAMly8/To6sk0PIRUI/AAAAAAAAIt8/YueFLrTd0hM/s72-c/ASI-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-1402030822346208897</id><published>2011-09-07T13:22:00.000-07:00</published><updated>2011-09-07T13:22:06.088-07:00</updated><title type='text'>Kanser tedavisinde yeni umut !</title><content type='html'>Genetik yapısı değiştirilmiş virüs kanser tedavisinde yeni umut oldu..&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kanser hastalarına tek dozda enjekte edilen genetiği değiştirilmiş bir virüsün sağlıklı dokulara zarar vermeden sadece tümörleri öldürdüğü belirlendi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kanada'daki Ottawa Üniversitesi ile ''Jennerex Inc'' adlı özel bir biyoteknoloji şirketinden bilimadamlarının 31 Ağustos Çarşamba günü Nature dergisinde&lt;br /&gt;yayımladıkları araştırma, JX-594 adı verilen virüsün tümörlere sürekli olarak bulaşmasına karşılık, hastalar üzerinde sadece küçük ve geçici yan etkiler&lt;br /&gt;bıraktığını gösterdi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bilimadamları, değişik türlerdeki kanserli tümörlere sahip 23 ileri safhadakikanserhastası üzerinde yapılan araştırmada, çocuklara yapılan çiçek aşısında&lt;br /&gt;kullanılan bir virüse mutasyon yeteneğini veren genetik bilginin silinmesi yoluyla elde edilen JX-594 adlı virüsü enjekte etti.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Yüksek dozlarda virüs verilen 8 hastadan 6'sında kanserli tümörlerde ilerlemenin durarak sabitlendiğini veya tümörlerin küçüldüğünü saptayan bilimadamları,&lt;br /&gt;bu gruptan 7 hastada ise virüsün, kanserli tümör üzerinde kendiliğinden yayılmasına karşın, kanser bulunmayan dokulara bulaşmadığının görüldüğünü gözlemledi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;VÜCUT ÜZERİNDEKİ ETKİSİ KEMOTERAPİDEN ÇOK DAHA HAFİF&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Araştırmayı yürüten bilimadamlarından, Jennerex Inc şirketinin baş bilim yetkilisi ve Ottawa Hospital Research Institute adlı araştırma enstitüsü bilimadamı&lt;br /&gt;Dr. John Bell yaptıkları küçük ölçekli, başlangıç safhasındaki çalışmanın ardından bir karaciğer kanseri türü üzerinde orta safhalı yeni bir çalışma yapacaklarını&lt;br /&gt;belirtti.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kemoterapinin hastalar üzerinde çok şiddetli etkisi bulunmasına karşılık yeni tedaviyi uyguladıkları hastalarda sadece 24 saat süren grip belirtilerinden&lt;br /&gt;başka bir etkinin görülmediğini ifade eden Bell, ''Safha 2b'' adını verdikleri ikinci aşamada ise özellikle 'hepatosellüler karsinom' adı verilen bir çeşit&lt;br /&gt;karaciğer kanserine yakalanmış 120 hastada yeni tedaviyi deneyeceklerini anlattı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bell, genetiği değiştirilmiş virüsle yaptıkları ilk denemelerin virüsün özellikle karaciğer kanserli vakalar üzerinde etkili olduğunu görmeleri üzerine&lt;br /&gt;virüsü özellikle bu tip kanser vakalarında deneme kararı aldıklarını ifade etti.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Hepatit B gibi virüslerin bazı kanser türlerine neden olduğunun bilindiğini anlatan Bell, teorik olarak virüs etkisiyle oluşmuş bu tip kanser tümörü hücrelerinin&lt;br /&gt;ikinci bir virüse karşı daha duyarlı olabileceğini düşündüklerini kaydetti.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;''JX-594'ün oldukça güvenli olduğunu biliyoruz'' diye konuşan Bell, virüsün enjekte edilerek tüm vücuda verilmesinin, kanser hücrelerinin metastas yapma&lt;br /&gt;ve çoğalma yeteneğini azaltmak konusunda da ümit vaadettiğine dikkati çekti.&lt;br /&gt;AA&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-1402030822346208897?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/1402030822346208897/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2011/09/kanser-tedavisinde-yeni-umut.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/1402030822346208897'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/1402030822346208897'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2011/09/kanser-tedavisinde-yeni-umut.html' title='Kanser tedavisinde yeni umut !'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-6545945177776236627</id><published>2011-08-19T14:58:00.000-07:00</published><updated>2011-08-19T14:58:22.042-07:00</updated><title type='text'>Bir yudum gazlı içeceğin vücuda ettikleri :</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-MDnZIvT-1GY/Tk7ccUA2MYI/AAAAAAAAItQ/elECeFkPFtA/s1600/bir-yudum-gazli-icecegin-vucuda-ettikleri-1493128.Jpeg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="104" width="200" src="http://4.bp.blogspot.com/-MDnZIvT-1GY/Tk7ccUA2MYI/AAAAAAAAItQ/elECeFkPFtA/s200/bir-yudum-gazli-icecegin-vucuda-ettikleri-1493128.Jpeg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Astım&lt;br /&gt;Gazlı içeceklerde bulunan sodyum benzoat maddesi, hazır gıda sektöründe koruyucu antimikrobiyal madde olarak kullanılan ve ürünün raf ömrünü uzatan kimyasal bir tuzdur. Bu madde potasyumun kullanabilirliğini düşürür. Araştırmalara göre vücudun sodyum benzoata gösterdiği reaksiyonlar egzama, astım ve kurdeşene neden olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diş rahatsızlıkları&lt;br /&gt;Gazlı içeceklerde bulunan asit ve şeker, diş minelerini zedeler. Oluşan diş çürükleri sinirlere, diş köküne veya dişin alt kısmında bulunan bölgeye ulaştığı zaman, dişözü dokusunun ölümüne sebep olabilir. Bu rahatsızlık, hemen tedavi edilmediği takdirde diş ve diş eti apsesine yol açar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalp rahatsızlıkları&lt;br /&gt;Gazlı içecekler, birçok sağlık sorununa yol açan ve son zamanlarda yapılan ciddi araştırmalara konu olan yüksek dozda fruktozlu mısır şurubu içerir. Bu madde, aynı zamanda kalp hastalıkları ve diyabete sebep olan metabolik rahatsızlık risklerini yükseltir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böbrek rahatsızlıkları&lt;br /&gt;Gazlı içecekler, uzun vadede böbrek taşına ve diğer böbrek rahatsızlıklarına yol açabilen yüksek miktarda fosforik asit içerir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üreme rahatsızlıkları&lt;br /&gt;Gazlı içecek kutuları içeriğinde bol miktarda BPA maddesi bulunduran bir çeşit reçineyle kaplıdır. Bu madde aynı zamanda plastik şişelerde ve biberonlarda bol miktarda bulunan, iç salgı bezlerine zarar veren kanser yapıcı bir kimyasaldır. Erken ergenlik veüretim sistemi rahatsızlıklarına yol açar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşırı şeker yüklemesi&lt;br /&gt;Gazlı içecek tükettikten 20 dakika sonra kandaki şeker oranı yükselir&lt;br /&gt;ve buna bağlı olarak insülin patlaması gerçekleşir. Artan hormon seviyesiyle karaciğer, vücutta bulunan şekeri hızlı bir şekilde yağa dönüştürür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;40 dakika sonra kafein hazmı tamamlanır. Gözbebekleri büyümeye başlar, kan basıncı yükselir ve buna bağlı olarak karaciğer, dolaşım sistemine daha fazla şeker pompalar. Beyinde bulunan adenozin alıcıları tıkanır ve vücuttaki rehavet hali ortadan kalkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazlı içecek tükettikten 45 dakika sonra vücut dopamin üretimini artırır. Bu kimyasaldaki artış, beyinde bulunan ve zevk duygusunu üreten sinir ağını uyarır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osteoporoz&lt;br /&gt;Gazlı içecekler fosforik asit ve yüksek oranda fosfat içerir. Bu maddeler, uzun vadede osteoporoz riskini yükseltir ve kemik kırılmalarına yol açar. Fosfor idrarla dışarı atıldığı zaman, kemikleri onaran ve vücudun geri kalanı için önem arz eden kalsiyum maddesini de kendisiyle birlikte götürür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Obezite&lt;br /&gt;Gazlı içecek tüketimi ve vücut ağırlığı arasındaki ilişkinin çok yüksek olduğu biliniyor. Yapılan araştırmalara göre tüketilen her gazlı içecek,&lt;br /&gt;obezite olma riskini 1.6 kere artırmakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalp damar rahatsızlıklarının yüzde 70’i obeziteye bağlı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meme ve bağırsak kanseri tanısı konan hastaların yüzde 42’si obeziteden mustarip.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safrakesesi ameliyatlarının yüzde 30’u obeziteden kaynaklanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyabet&lt;br /&gt;Daha fazla gazlı içecek tüketen kimselerin tip 2 diyabete yakalanma riski yüzde 80 daha yüksek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-6545945177776236627?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/6545945177776236627/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2011/08/bir-yudum-gazl-icecegin-vucuda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/6545945177776236627'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/6545945177776236627'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2011/08/bir-yudum-gazl-icecegin-vucuda.html' title='Bir yudum gazlı içeceğin vücuda ettikleri :'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-MDnZIvT-1GY/Tk7ccUA2MYI/AAAAAAAAItQ/elECeFkPFtA/s72-c/bir-yudum-gazli-icecegin-vucuda-ettikleri-1493128.Jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-1269715755480375749</id><published>2011-07-24T06:55:00.000-07:00</published><updated>2011-07-24T06:55:32.173-07:00</updated><title type='text'>Karpuz-Peynire Dikkat !</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-q6gsScL02Ws/TiwkTJg8TKI/AAAAAAAAIso/M7Rwk0CFYts/s1600/164880-karpuz-peynire-dikkat-Resim.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="150" width="200" src="http://3.bp.blogspot.com/-q6gsScL02Ws/TiwkTJg8TKI/AAAAAAAAIso/M7Rwk0CFYts/s200/164880-karpuz-peynire-dikkat-Resim.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Osman Müftüoğlu peynir ve karpuzu beraber yiyenleri uyardı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;OLMAZSA OLMAZ&lt;br /&gt;Kırmızı mucize: Karpuz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaz sofralarımızı süsleyen lezzetli ve sağlıklı meyvelerin en başında karpuz var! Karpuzu lezzeti, susuzluğu giderme ve serinlemedeki etkisi ve daha pek çok nedenle keyifle tüketiriz. Çok da iyi yaparız. Karpuz sağlıklı bir besindir, çünkü likopen adı verilen antioksidandan zengin meyvelerin en başında karpuz var! Likopen kanserden koruyucu bir karotenoid. Özellikle pankreas, kalın bağırsak, meme, prostat kanserlerine karşı ciddi bir baraj oluşturan bu kırmızı mucizenin kalp damar hastalıklarından da korumada işe yaradığı biliniyor. Önemli bir nokta da şu: Likopen aynı zamanda cilt yaşlanmasını geciktiren bir karotenoid. Özellikle güneş ışınlarının ciltte oluşturduğu zararları neredeyse sıfırlayabiliyor. Yani karpuz aynı zamanda 'güzelleştiren bir meyve'.&lt;br /&gt;Karpuzun sağlık marifetleri sadece içindeki likopenle de sınırlı değil. Potasyumdan zengin bir meyve olması da önemli bir özellik. Yaz aylarında terlemeyle kaybedilen potasyumu karpuzla kolayca yerine koyabiliyorsunuz. Karpuzun detoks yaptırıcı etkisi de var. Böbrekleri ve kısmen de karaciğeri ciddi biçimde çalıştırdığında bedenin toksinlerden kurtulmasını kolaylaştırıyor. Su ihtiyacını karşılama bakımından da önemli bir meyve. Ayrıca çok güçlü bir vitamin ve mineral içeriği var. Kısacası, bilinçli tüketildiğinde o tam bir sağlık mucizesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PEYNİRLE TÜKETİRKEN DİKKAT&lt;br /&gt;Ne var ki karpuz yerken özellikle 'karpuz-peynir' ikilisine takılırken ifrat-tefrit dengesine dikkat edip iki noktada hassas olmak lazım. Birincisi şu: Karpuz, şeker içeriği yüksek, glisemik yükü güçlü bir meyve. Dozu kaçırıldığında özellikle insülin direnci olanlara kolayca kilo aldırabiliyor.&lt;br /&gt;İkincisi daha da önemli. Neredeyse milli ikilimiz haline gelen karpuz-peynir keyfini abartmak damar sertliği sorunu olanlarda ciddi bir risk haline gelebiliyor. Nedeni şu: Karpuz ve peynir, birlikte ve fazlaca tüketildiğinde, tam yağlı peynirdeki doymuş yağ yüküne bağlı olarak kanınızda ciddi bir kötü kolesterol artışı meydana geliyor. Tehlike sadece LDL'nin artışıyla da sınırlı değil. Karpuzdaki yüksek fruktoz içeriği de yemek sonrasında kan şekerini yükseltiyor. Bu durum kanda ciddi bir glikasyona uğramış LDL artışına yol açıyor. Glikasyona uğramış LDL ise ultra kötü kolesterol olarak biliniyor. Bu tür kolesterol partikülleri diğer LDL parçalarına çok daha etkin bir aterosikleroz tetikleyicisi sayılıyor. Kısacası karpuz yerken işi abartmamak, hele hele karpuz peynir kürlerini zayıflama ya da sağlıklı kalmanın çaresi gibi düşünmememizde fayda var gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖNEMLİ&lt;br /&gt;Bir ağrı kesici: Kiraz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kirazla birlikte vişnenin de ağrı kesici etkisi var. İçlerinde bol miktarda bulunan antosiyanin maddesi tıpkı aspirin gibi çok güçlü bir ağrı kesici. Mevsimi kaçırmadan, kiraz veya vişne yemeyi ihmal etmemek lazım. Çünkü bu muhteşem ikilinin sağlık mucizeleri sadece antosiyanin isimli antioksidandan zengin olmaları ya da vitamin ve mineral yapılarının güçlülüğüyle sınırlı değil.&lt;br /&gt;Kiraz ve vişne doğal eczanenin bize hediye ettiği ilaçların başında geliyor. Bu ikili, detoks yaptırıcı etkileri, karaciğeri, böbreği ve safra kesesini çalıştırma kapasiteleri, özetle vücuttaki zehirleri temizleyici güçleri nedeniyle doğa eczanesinde zaten hep yer alan meyveler. İkisinin de bağırsak faaliyetlerini iyileştirdiği, sindirimi kolaylaştırdığı, kansızlıkla mücadeleyi desteklediği, vücudun antioksidan gücüne güç kattığı biliniyor. Son yıllarda bu ikilinin önemli bir marifeti daha ortaya çıktı. Kiraz ve vişnede Kiraz ve vişne kolesterolle mücadeleyi de kolaylaştırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;UNUTMAYIN&lt;br /&gt;Tek başına eczane: Üzüm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lezzetli ve sağlıklı yaz meyveleri denince üzüm hep baş köşededir. Resveratrol isimli antioksidandan ve antosiyanin yapısındaki fenolik maddelerden zengin olması ona olağanüstü bir güç katıyor. İçindeki bu temel antioksidanlar ve daha pek çok özelliği nedeniyle kanseri önlemede, kalp krizi riskini azaltmada, güneş ışınları, alkol ve sigaranın yarattığı cilt sorunlarını yavaşlatmada ve yaşlanmayı geciktirmede işe yaradığı kesin. Binlerce yıldır kral sofralarında bile yer alan bu değerli besinin ömrü uzattığı da doğru. Yeni tamamlanan pek çok çalışma resveratrolün yaşlanmayla ilgili genlere ciddi bir destek sağladığını gösteriyor. Bununla birlikte üzümün kalorisi ve glisemik yükü yüksek meyveler arsında yer aldığını unutmamanız lazım. Dozu kaçırıldığında fazla fruktoz yüklenmesine, neticede kilo almaya-yağlanmaya yol açabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NOT ALIN&lt;br /&gt;Kalorisi çok düşük: Şeftali&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaz meyvelerinin en düşük kalorili olanlarından biri de şeftali. 100 gram şeftali yalnıza 50 kalori içeriyor! Bu özellik, şeftalinin yaz diyetleri için neden vazgeçilmez bir meyve olduğunun da kanıtı. Şeftalinin bir başka özelliği de potasyumdan zengin olması. Yüksek potasyum içeriği, özellikle spor yapanlar ve terleyenler ve idrar söktürücü kullananlar için şeftaliyi vazgeçilmez bir yaz meyvesi haline getiriyor. Şeftalinin antioksidan gücü de oldukça iyi. Çok sayıda vitamin içermesiyse bir başka avantajı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKLINIZDA OLSUN&lt;br /&gt;Diyet yapanların gözdesi: Kayısı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer bugüne kadar bir diyet uzmanından sağlıklı kilo verme listesi aldıysanız ara öğün önerilerinden birinin mutlaka kuru kayısı olduğunu görmüşsünüzdür. Kayısı yaz aylarının en güzel meyvelerinden biri. Glisemik yükü düşük, enerji içeriği az. Posadan zengin yapısı nedeniyle tok tutucu ve bağırsakları çalıştırıcı özelliği de var. Bütün bunlar onu diyetisyen ve kronik diyetçilerin gözdesi yapmaya yetiyor! Ayrıca tıpkı şeftali gibi o da tam bir potasyum deposu. Hafif kırmızı olanlarından seçerseniz azıcık likopen kazanmanız da mümkün. Betakaroten kayısıda en çok bulunan ön vitaminlerden, antioksidanlardan biri. Kısacası kayısı da sağlıklı yaz meyveleri listesinde her zaman yer almalı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-1269715755480375749?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/1269715755480375749/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2011/07/karpuz-peynire-dikkat.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/1269715755480375749'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/1269715755480375749'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2011/07/karpuz-peynire-dikkat.html' title='Karpuz-Peynire Dikkat !'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-q6gsScL02Ws/TiwkTJg8TKI/AAAAAAAAIso/M7Rwk0CFYts/s72-c/164880-karpuz-peynire-dikkat-Resim.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-7543703944671361238</id><published>2011-06-08T01:59:00.001-07:00</published><updated>2011-06-08T01:59:43.904-07:00</updated><title type='text'>Cilt kanserine karşı mucizevi 2 ilaç!</title><content type='html'>Cilt kanseri ileri düzeyde olan hastaların yaşamını uzatmak için müthiş bir ilerleme olarak değerlendirilen Vemurafenib ve Ipilimumab adında iki yeni ilaç&lt;br /&gt;geliştirildiği bildirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BBC, cilt kanseri ileri düzeyde olan hastalarının yaşamını uzatmak için iki yeni ilacın açıklandığı Chicago toplantısında bilim adamlarının, 675 ilerlemiş&lt;br /&gt;tümöre sahip cilt kanseri olan hastada test edilen Vemurafenib ve Ipilimumab diye adlandırılan ilaçların hastalara kemoterapiden daha uzun yaşama şansı&lt;br /&gt;verdiğini söylediklerini bildirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haberde, test boyunca günde iki defa Vemurafenib alan hastaların yüzde 84’ünün 6 ay sonra hala yaşadığı belirtilerek, kemoterapide bu oranın yüzde 64 olduğu&lt;br /&gt;vurgulanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı zamanda, günde bir defaIpilimumab ilacının alındığı bir başka test sonucunun da,ileri düzeydeki cilt kanseri hastalarının yaşamını uzatabileceğini&lt;br /&gt;gösterdiği ifade ediliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-“MÜTHİŞ İLERLEME”-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiliz yayın kuruluşu, araştırmacıların birkaç hafta ya da ayda ölebilecek hastaların yıllarca yaşadığını söylediğine dikkat çekerek, Vemurafenib ilacının&lt;br /&gt;yumurtalık, tiroid ve bağırsak kanseri dahil diğer kanser türleri için de kullanılabilmesi için araştırmaların yürütüldüğünü belirtiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca, iki ilacın da Avrupa lisans tarafından incelendiği vurgulanırken iki ilacın da İngiliz hastalar için birkaç ay içinde uygun olabileceği belirtiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-“CİLT KANSERİNDE SON 30 YILIN EN BÜYÜK BULUŞU”-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haberde, Kanser Araştırmaları Enstitüsünde çalışan Profesör Richard Marais’in “Bu 30 yıldan daha fazla bir süre içinde cilt kanseri tedavisindeki en büyük&lt;br /&gt;buluş” sözleri kaydedilerek İngiltere Kanser Araştırmaları klinik şefi Peter Johnson’ın ise su ifadelerine yer veriliyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu ilk adım ancak son derece önemli bir adım ve en tehlikeli kanser türü olan cilt kanseri hastası insanlar için çabamızı ikiye katlamamız konusunda bizi&lt;br /&gt;cesaretlendiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-7543703944671361238?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/7543703944671361238/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2011/06/cilt-kanserine-kars-mucizevi-2-ilac.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/7543703944671361238'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/7543703944671361238'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2011/06/cilt-kanserine-kars-mucizevi-2-ilac.html' title='Cilt kanserine karşı mucizevi 2 ilaç!'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-5310508367818554256</id><published>2010-02-05T04:52:00.000-08:00</published><updated>2010-02-05T04:53:25.938-08:00</updated><title type='text'>Tıp dünyasını şoke eden olay!</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/S2wUu_QBsTI/AAAAAAAAIYg/DiCcrHKTN2w/s1600-h/952020100205123541445.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/S2wUu_QBsTI/AAAAAAAAIYg/DiCcrHKTN2w/s200/952020100205123541445.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5434741647814537522" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Britanyalı ve Belçikalı bilim adamlarının yaptıkları bir araştırmada, bitkisel hayattaki bir hasta, düşünce gücüyle doktorlarla konuşabildi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu olay tıp dünyasında akıllara ötenazi ya da fiş çekme olayının sonu mu geliyor sorusunu akla getirdi.&lt;br /&gt;Bilim adamları, fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) adı verilen beyin tarayıcısını kullanarak, 2003'te trafik kazasında ağır beyin travması geçiren hastanın, beyin faaliyetlerini bilinçli olarak değiştirmek suretiyle, doktorların sorularına karşılık "evet" ve "hayır" cevaplarını "düşünebildiğini" saptadı.&lt;br /&gt;Hastada bilinç işaretleri gözlemleyen doktorlar, bunun gerçek olup olmadığını anlamak için, hastaya "babanızın adı Thomas mı" gibi sorular sorarak "evet" ya da "hayır" cevapları vermesini istedi. Bu sırada doktorlar hastanın beynini fMRI cihazıyla taradı. Doktorlar, hastanın beyin faaliyetlerini değiştirerek sorulara cevap verdiğini gördü.&lt;br /&gt;Araştırmayı kaleme alanlardan Adrian Owen, hastanın düşünce yoluyla tüm sorulara doğru cevap verdiğini gösteren sonuçları görünce çok şaşırdıklarını söyledi.&lt;br /&gt;New England Journal of Medicine'de yayımlanan araştırmada, bitkisel hayatta olduğu düşünülen 23 hasta arasında yapıldı. Yapılan bayin taramasında bu hastalardan dördünde bilinçlilik işaretleri görüldü.&lt;br /&gt;fMRI yöntemi, sağlıklı insanlarda beynin sorulara cevabını yüzde 100 kesinlikle saptayabiliyor. Ancak bu cihaz hareket edemeyen veya konuşamayan hastalarda daha önce denenmemişti.&lt;br /&gt;Uzmanlar bu sonucun, koma benzeri durumdaki tüm hastaların yeniden değerlendirilmesi gerektiğini gösterdiğini belirtti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-5310508367818554256?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/5310508367818554256/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2010/02/tp-dunyasn-soke-eden-olay.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/5310508367818554256'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/5310508367818554256'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2010/02/tp-dunyasn-soke-eden-olay.html' title='Tıp dünyasını şoke eden olay!'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/S2wUu_QBsTI/AAAAAAAAIYg/DiCcrHKTN2w/s72-c/952020100205123541445.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-2588343857722917940</id><published>2010-01-28T16:05:00.001-08:00</published><updated>2010-01-28T16:05:51.687-08:00</updated><title type='text'>Tiroid bezi küçük ama vücuttaki rolü büyük.</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/S2ImWLM1oxI/AAAAAAAAIXM/wKHUA0VHE3A/s1600-h/tiroid1.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 126px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/S2ImWLM1oxI/AAAAAAAAIXM/wKHUA0VHE3A/s200/tiroid1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5431946262967853842" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son yıllarda toplumumuzda tiroid bezi sık sık konuşuluyor. Bu hastalığın araştırılması için daha çok insan doktora gidiyor. Zaman zaman bu durumun gereğinden fazla abartıldığı iddia edilse de, tiroid bezi fonksiyonları vücudumuz açısından büyük önem taşıyor. Boynumuzun ön bölümünde yer alan, yaklaşık 20 gram ağırlığındaki tiroid bezi, küçük ama vücuttaki rolü büyük bir organdır. &lt;br /&gt;Acıbadem Maslak Hastanesi Tiroid Kliniği'nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Neslihan Kurtulmuş, tiroid bezinde yapılan tiroid hormonlarının vücuttaki diğer bütün sistemler üzerine etkili olduğunu, tiroid hormonlarındaki en ufak dengesizliğin diğer organ ve sistemlerin de çalışmasını olumsuz etkilediğini belirtiyor.  Üstelik tiroid hormonlarının bu etkileri hayatımızın sadece bir bölümünde değil, anne karnındaki hayatla beraber başlamakta ve ölene kadar sürmektedir.&lt;br /&gt;Tiroid fonksiyonları bebeklik, çocukluk, ergenlik, gebelik, lohusalık, yaşlılık gibi fizyolojik dönemlerde bu dönemlerin gereğine uygun değişimler göstermektedir. Tiroid dışı hastalık durumlarında ise kimi zaman vücudu koruyucu pozisyon almakta, kimi zamansa problem haline dönüşmektedir. Görülüyor ki tiroidi önemsemek popülarite değil gereklilik olmaktadır.&lt;br /&gt;Tiroid bezi anne karnındaki dönemden başlayarak hayat boyunca tiroid hormonu (T3, T4) salgılar. Bu düzenin sağlanmasında hipofizden salgılanan TSH’ın da varlığı gerekir. Bu nedenle bu hormonların yapım aşamasının herhangi bir bölümündeki bozukluk tiroid hastalığına yol açar.&lt;br /&gt;Tiroid Hastalıkları Nelerdir?&lt;br /&gt;Tiroidin büyümesine ‘Guatr’ denir. Guatr basit guatr, nodüllü guatr, nodülsüz guatr gibi değişik gruplara ayrılır. Bir de tiroid bezindeki büyümenin değişkenlik gösterdiği, ‘immun sistem’ deki problemlerden kaynaklanan otoimmun (vücudun tiroide karşı gösterdiği reaksiyon sonucu oluşan) tiroid hastalıkları (Hashimoto hastalığı, Basedow-Graves Hastalığı vardır. Tüm bu tablolar tiroidin çalışmasını bozarak hipertiroidi (çok çalışması) ya da hipotiroidiye (az çalışması) yol açabilir.&lt;br /&gt;Hipertiroidi Ve Hipotiroidi Nasıl Anlaşılır?&lt;br /&gt;Tiroid az çalıştığında (hipotiroidi): &lt;br /&gt; Halsizlik&lt;br /&gt; Güçsüzlük&lt;br /&gt; Saç dökülmesi&lt;br /&gt; Cilt kuruluğu&lt;br /&gt; Kabızlık&lt;br /&gt; İsteksizlik&lt;br /&gt; Mutsuzluk&lt;br /&gt; Kilo artışı, şişkinlik&lt;br /&gt; Adet düzensizliği, adet olamama&lt;br /&gt;Tesadüfen yapılan kan testlerinde ciddi kolesterol yüksekliği saptandığında hipotiroidi akla getirilmelidir. &lt;br /&gt;Tiroid çok çalıştığında (hipertiroidi) ise şunlar oluyor: &lt;br /&gt; Çarpıntı&lt;br /&gt; Terleme&lt;br /&gt; Sinirlilik&lt;br /&gt; Huzursuzluk&lt;br /&gt; Kilo kaybı&lt;br /&gt; Ellerde titreme&lt;br /&gt; Saç dökülmesi, saçda incelme&lt;br /&gt; Geçmeyen ishal&lt;br /&gt; Gözlerde büyüme &lt;br /&gt; Adet düzensizliği, adet olamama&lt;br /&gt;Tiroid Hastalığının Tanısı İçin Ne Yapılmalı?&lt;br /&gt;Hastalar bazen boyunlarında şişlik fark ederek bazen de yukarıdaki yakınmalarla hekime giderler. Tanı amacıyla önce tiroid hekim tarafında elle muayene edilir. Daha sonra kan tetkiki istenerek T3, T4, TSH, gerekirse tiroid otoantikorları istenir. Ayrıca sintigrafi ve ultrasonografi de hekimin gerekli görmesi durumunda istenebilir.&lt;br /&gt;Kimler Tiroid Hastalığı Açısından Risk Altındadır?&lt;br /&gt;Tiroid hastalıkları ülkemizde sık görülmektedir. Özellikle daha önceleri iyot eksikliğinin yaygın olması nedeniyle guatr oldukça sık görülmektedir. Ailesinde tiroid problemi olanlar, başka bir otoimmun hastalığı olanlar, bazı ilaçları kullananlar (lityum, amiodarone, interferon, kortikosteroidler gibi), boyun bölgesine radyoterapi uygulanmış olanlar, nükleer kazalara maruz kalmış olanlar, yoğun bakımda yatan hastalar diğer insanlara göre daha fazla risk altındadır. Gebelik ve lohusalıkda da tiroid hastalığı olasılığı artar.&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;Tiroid Nodülü Tehlikeli Midir?&lt;br /&gt;Nodüler guatr sık görülmektedir. Nodül tiroid içinde büyümüş alanlardır. Boyut ve sayıları değişik olabilir. Nodüller büyüyebilir, çok çalışır hale geçebilir ve yüzde 5 oranında da kanserleşebilir. Bu nedenle takibi gerekir. Hekim gerekli gördüğünde nodülden iğne biyopsisi ister ve tedaviyi biyopsi sonucuna göre yönlendirir.&lt;br /&gt;Tiroid Tedavisinde Farklı Seçenekler Var? &lt;br /&gt;Tiroid hastalıklarının tedavi şekilleri değişiktir. Bir kısmı sadece ilaçla tedavi edilirken, bir kısmında cerrahi yöntem uygulanır. Hangi tedaviye karar verileceği hastaya ve hastalığının tipine göre karar verilir. İlaç tedavisi kararı verilen hastalarda da bu tedavinin süresi, ilacın dozu, hastaya ve hastalığın seyrine göre ayarlanır. &lt;br /&gt;Tiroid bezi tamamen alındıysa hastanın ameliyat sonrasında ilaç(tiroid hormonu) kullanması gerekir. Tiroidin bazı hastalıkları tiroidin tamamen çıkarılmasını gerektirdiği için sonrasında ömür boyu tiroid hormonu alınması hastayı tedirgin etmemelidir. Tiroid hastalıklarında bir diğer tedavi seçeneği de radyoaktif iyottur. Bu tedavinin kararı tiroid hastalığının tipine, hastanın bazı özelliklerine göre verilir.&lt;br /&gt;Tiroid hastasında ameliyat düşünülmüyorsa, hekim tarafından belirlenen aralıklarla hasta izlenir. Bu izlem sırasında tiroid hormonları, tiroid ultrasonografisi ile kontroller yapılır, gerektiğinde nodüllere yönelik biyopsi yapılır. Tiroid nodülü olan ya da  büyük guatrı olan her hasta ameliyat edilecek anlamına gelmez. Ancak nodüllerin takibi sırasında ameliyat gerekliliği ortaya çıkmışsa da ameliyattan çekinilmemelidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-2588343857722917940?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/2588343857722917940/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2010/01/tiroid-bezi-kucuk-ama-vucuttaki-rolu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/2588343857722917940'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/2588343857722917940'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2010/01/tiroid-bezi-kucuk-ama-vucuttaki-rolu.html' title='Tiroid bezi küçük ama vücuttaki rolü büyük.'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/S2ImWLM1oxI/AAAAAAAAIXM/wKHUA0VHE3A/s72-c/tiroid1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-923328725379211517</id><published>2009-11-02T14:20:00.000-08:00</published><updated>2009-11-02T14:21:09.819-08:00</updated><title type='text'>Orta Kulak İltihabı</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/Su9bT65VwhI/AAAAAAAAHSs/zxHj6OFSp5g/s1600-h/163235.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 150px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/Su9bT65VwhI/AAAAAAAAHSs/zxHj6OFSp5g/s200/163235.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5399634876025913874" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Özellikle küçük yaşta çocuğu olan aileler için orta kulak iltihabı ( tıbbi adıyla otit ) ne yazık ki, çok tanıdıktır. Küçük çocukları en sık doktora getiren enfeksiyon sebeplerinden biri orta kulak iltihabıdır. Ani ağlamalar, şiddetli kulak ağrısıyla aileyi de çocuğu da üzen bir tablodur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden Çocuklarda Orta Kulak İltihabı Sık Görülür? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklarda, özellikle 6 ay- 2 yaş arası, başka bir risk faktörü olmasa da anotomik olarak östaki tüpleri (genizden orta kulağa uzanan tüp), erişkindekine göre daha kısa ve yatay olduğu için, burun veya boğazdaki mikroplar kolayca orta kulağa kadar ilerleyebilmektedir. Ayrıca bağışıklık sistemi henüz yeni gelişmekte olduğundan sık sık üst solunum yolu enfeksiyonu geçirirler, bu da orta kulak enfeksiyonuna zemin hazırlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer Risk Faktörleri Nelerdir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara dumanına maruz kalmak &lt;br /&gt;Yatar pozisyonda biberonla beslenmek &lt;br /&gt;Yuva, kreş gibi kalabalık ortamlarda bulunmak &lt;br /&gt;Allerjik bünye- özellikle inek sütü, ev tozu allerjileri &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kulağa Su Kaçması Orta Kulak Enfeksiyonuna Yol Açar mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır. Mikrop kulağa dışarıdan değil içeriden (boğazdan) gelip enfeksiyona yol açar. Annelerin, banyoda kulağına su kaçırıp kulağının iltihaplanmasına yol açtım diye üzülmesine gerek yoktur! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl Anlaşılır? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derdini anlatabilen yaşta bir çocuksa, zaten kulak ağrısını tarif edecektir. Özellikle gece, yatınca artan veya aniden uykudan uyandıran bir ağrı görülebilir. &lt;br /&gt;Daha küçük çocuklarda ise, huzursuzluk, ağlama, uyuyamama kulak ağrısına işaret edebilir. Kulakla oynama, kulağı çekiştirme bebeklerde her zaman kulak iltihabı demek değildir. Çoğu bebek bunu sırf meraktan veya diş çıkarırken yapar. Gerçekten iltihap olduğunda ise, çoğu zaman kulağı ellemeyecek veya elletmek istemeyecektir. &lt;br /&gt;Ateş görülebilir. &lt;br /&gt;Kusma, ishal görülebilir. &lt;br /&gt;Bazen kulaktan kanlı veya iltihaplı akıntı görülebilir. &lt;br /&gt;Bu yakınmalarla doktora gittiğinizde, doktorunuz kulak muayenesi ile kesin tanıya ulaşacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otit Nasıl Tedavi Edilir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavide temel amaç, ağrı kesiciyle çocuğu rahatlatmak ve antibiyotikle enfeksiyonu ortadan kaldırmaktır. Tedavide doktorun önerdiği süre ve doza uymak önemlidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korunmak İçin Neler Yapılabilir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle dengeli beslenme, uygun aşılama ile çocuğunuzun bağışıklık sistemini güçlü tutmalısınız. &lt;br /&gt;Anne sütü alan bebeklerin, diğer pek çok enfeksiyon gibi orta kulak iltihabına karşı da korunaklı olduğunu unutmamalı, ilk 6 ay bebeğinizi sadece anne sütüyle beslemelisiniz. &lt;br /&gt;Bebeğe yatar pozisyonda biberon vermemelisiniz. &lt;br /&gt;Özellikle yuva gibi kalabalık ortamlarda bulunan çocuğa el yıkama alışkanlığı kazandırmalısınız. &lt;br /&gt;Bebek ve çocukları sigara dumanından uzak tutmalısınız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-923328725379211517?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/923328725379211517/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/11/orta-kulak-iltihab.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/923328725379211517'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/923328725379211517'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/11/orta-kulak-iltihab.html' title='Orta Kulak İltihabı'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/Su9bT65VwhI/AAAAAAAAHSs/zxHj6OFSp5g/s72-c/163235.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-5690149314226801830</id><published>2009-11-02T14:19:00.001-08:00</published><updated>2009-11-02T14:19:33.331-08:00</updated><title type='text'>MİDE RAHATSIZLIKLARINDA</title><content type='html'>Acı marulun kökünde ve gövdesinde bulunan süt, mide rahatsızlıklarına ve hazımsızlığı iyi gelir. Kurutulmuş acı marul yaprakları ve kökü safra kesesinin faaliyetini hızlandırır, hazmı kolaylaştırılır. Acı marulda idrar söktürme özelliği olduğu gibi, mide nezlesine de iyi gelir. Ayrıca kanamalarda da iyi bir dindiricidir.&lt;br /&gt;Adaçayı yapraklarından elde edilen toz mide suyunu tanzim eder, iştahsızlığı önler.&lt;br /&gt;Anason tohumlarının yenmesi mide ekşimesini önler. Anason tohumlarından elde edilen anason yağı mide rahatsızlıklarına iyi gelir.&lt;br /&gt;Andız otu kökünden yapılan çay, mide rahatsızlıklarına çok iyi gelir, mideyi kuvvetlendirir, balgam söktürür. Üzüm şırasının içinde bir ay bekletilen andız otu, mide rahatsızlıklarına iyi gelir.&lt;br /&gt;Armut hazmı kolaylaştırır ama kendisinin hazmı kolay değildir. Midesi sorunlu olanlar elma gibi ısırarak yemek yerine suyunu tercih etmelidir. Armuttan en iyi şekilde yararlanmak isteyenler, yemeklerden önce yemelidir.&lt;br /&gt;Aşk otu (kurutulmuş) otu toz haline getirilir. 1 çay kaşığı 1 bardak sirkeye konularak içilir. Mide ve bağırsak gazlarını giderir. Biber, mide salgısını çoğaltır.&lt;br /&gt;Ayvada, mideyi kuvvetlendirir.&lt;br /&gt;Cevizin taze dallarının kabukları, meyvelerinin kabukları ile karıştırılıp kaynatılırsa mideyi kuvvetlendirir. Domates mide rahatsızlıklarına iyi gelir.&lt;br /&gt;Ebegümeci mide şikayetlerini düzeltir.&lt;br /&gt;Havuç, lahana, limon, üzüm, elma, ananas mide asitleşmesi ve ülsere iyi gelir. &lt;br /&gt;Hurmadan (taze) yapılan şurup, karın ağrılarına ve mide kramplarına iyi gelir.&lt;br /&gt;Ihlamur çayı balla karıştırılıp içildiğinde mide ülserine karşı etkili olur.&lt;br /&gt;Isırgan otu özü metabolizma rahatsızlıklarının yanı sıra mide hastalıklarına iyi gelir. Yaprakları ile gövdesinden hazırlanan salatayla kür yapılırsa vücuda son derece yararlı olur.&lt;br /&gt;Karanfil ağacından elde edilen yağ mideyi kuvvetlendirir.&lt;br /&gt;Kiraz kanı temizler, mideyi kuvvetlendirir. Sindirim sisteminde meydana gelen ağrıları dindirir. Kanamaları giderir.&lt;br /&gt;Kimyon ve kişniş mide ve bağırsak gazlarını yok eder.&lt;br /&gt;Lahana çiğ olarak mide ülserine iyi gelir.&lt;br /&gt;Mandalina, spazma iyi gelir.&lt;br /&gt;Melek otu mideye canlılık kazandırır. Melek otu mide zayıflığına iyi gelir. Mide ifrazatını arttırır.&lt;br /&gt;Meşe ağacı kabuklarından yapılan çay, mide ve bağırsak kanamalarını iyileştirir.&lt;br /&gt;Meyan kökü şurubu mide ve bağırsak gazlarına çok iyi gelir. Mide ve on iki parmak bağırsağı ülserlerine karşı etkilidir.&lt;br /&gt;Nane çayı içildiğinde mide ve bağırsak rahatsızlıklarına iyi gelir. Mide ve bağırsak gazlarını yok eder.&lt;br /&gt;Soğan ve üzüm ürik asiti yok eder.&lt;br /&gt;Tarhun otu  limon, elma, domates mide ekşimelerine iyi gelir.&lt;br /&gt;Yaban mersini meyveleri mide nezlesine çok iyidir. Mide gazını yok eder.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-5690149314226801830?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/5690149314226801830/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/11/mide-rahatsizliklarinda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/5690149314226801830'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/5690149314226801830'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/11/mide-rahatsizliklarinda.html' title='MİDE RAHATSIZLIKLARINDA'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-8208346890507768366</id><published>2009-09-11T05:40:00.001-07:00</published><updated>2009-09-11T05:40:26.904-07:00</updated><title type='text'>Ramazanda ağız bakımı için küçük ipuçları</title><content type='html'>Ramazan ayında tutulan oruç sırasında uzun süreli açlığa bağlı olarak ağız kokusu ve ağız kuruluğu gibi sorunlar artış gösterir.&lt;br /&gt;Özellikle diş taşı ve çürük açısından bakımı ihmal edilmiş ağızlarda var olan bakterilerle oluşan ağız kokusu, açlıkla birleşerek çok daha kötü kokulara yol açar. Diş Hekimi Aslı Ercanlı Ünal, bu sorunların nedenlerini ve çözümleri için küçük ipuçlarını paylaşıyor.&lt;br /&gt;* Ağız kokusu bakımı ihmal edilmiş ağızlarda daha da fazla olur, bu nedenle ramazan öncesi kişisel sağlık ve çevreyi rahatsız etmemek için  mutlaka profesyonel ağız bakımı yaptırılması gerekir.  &lt;br /&gt;* Oruç sırasında ağız kuruluğunu önlemek de ayrıca önem kazanır. Bu nedenle sahurda, dişleri, özellikle sodyum lauril sulfat içeren diş macunlarıyla fırçalamaktan kaçınılmalı. Diş macunlarına köpürme özelliği kazandıran sodyum lauril sulfat maddesi ağız kuruluğuna yol açar. Piyasada bulunan macunlarda bu maddeye sıklıkla rastlandığı için fırçalamadan sonra ağız bol su ile çalkalanmalı ya da fırçalama sonrası bir bardak su içilmeli.&lt;br /&gt;* İftar ve sahurda hızlı yenen yemekleri sindirmek için gazlı içecek tüketilir. Oysa, dişlerin asit erozyonuna maruz kalmasını önlemek için asitli içecek tüketimi sınırlandırılmalı veya arkasından ağız suyla çalkalanmalı.&lt;br /&gt;* Kahvaltı yapılmasa bile dişler sabah kalkıldığında mutlaka fırçalanmalıdır. Orucun bozulmasından korkan kişiler, dişlerini macunsuz da fırçalayabilir. Çünkü önemli olanın fırça ile mekanik temizlenmenin sağlanmasıdır&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-8208346890507768366?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/8208346890507768366/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/09/ramazanda-agz-bakm-icin-kucuk-ipuclar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/8208346890507768366'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/8208346890507768366'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/09/ramazanda-agz-bakm-icin-kucuk-ipuclar.html' title='Ramazanda ağız bakımı için küçük ipuçları'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-1551986040612495173</id><published>2009-08-24T02:59:00.000-07:00</published><updated>2009-08-24T03:00:41.512-07:00</updated><title type='text'>Sakın biber deyip geçmeyin!</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SpJkwXovIUI/AAAAAAAAHNU/QvVEyW1RcPs/s1600-h/biber.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 133px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SpJkwXovIUI/AAAAAAAAHNU/QvVEyW1RcPs/s200/biber.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5373468087547797826" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acı olsa da ağzımızı yaksa da biberin vardır bir iyi tarafı. Uzmanlar biberin yeni marifetini ortaya çıkardı...&lt;br /&gt;Bazı biberlerdeki acı tadın nedeninin bitkinin tohumlarının "düşmanlara karşı" savunma mekanizması geliştirmesi olduğu ortaya çıktı. Araştırmacılar capsicum chacoense türü biberlerin "düşmanlarının" sayısına göre kendini acılaştırdığını gördü. Biberlerin saldıran böceklerin sayısı fazla olduğunda acılaştığını mantarların sayısı arttığında daha da acı hale geldiğini söyleyen araştırmacılar böcek ya da mantarın olmaması halindeyse biberlerin acılaşmadığını belirtti. Böcek ve mantarların beraber saldırmasının biberler için ölümcül olabileceğini vurgulayan araştırmacılar bazı böceklerin beslenmek için biberin üzerinde delikler açtığını mantarlarınsa bu deliklerden içeri girerek tohumlara zarar verdiğine dikkati çekti. Bilimadamları bu savunma mekanizmasını biberlerin en büyük düşmanı olan kuşların kırabildiğini de belirtti. Kuşların biberlerdeki acı tada tamamen duyarsız olduğu biliniyor. Araştırma Amerikan Ulusal Bilimler Akademisinin (PNAS) dergisinde yayımlandı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-1551986040612495173?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/1551986040612495173/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/08/sakn-biber-deyip-gecmeyin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/1551986040612495173'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/1551986040612495173'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/08/sakn-biber-deyip-gecmeyin.html' title='Sakın biber deyip geçmeyin!'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SpJkwXovIUI/AAAAAAAAHNU/QvVEyW1RcPs/s72-c/biber.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-4464391207487000948</id><published>2009-08-14T04:18:00.001-07:00</published><updated>2009-08-14T04:18:54.050-07:00</updated><title type='text'>PROSTAT</title><content type='html'>PROSTAT KANSERI VE RISK FAKTÖRLERI&lt;br /&gt;Prostat organı her erkekte bulunan, mesane çıkımında yerleşmiş , idrarın içerisinden geçerek atıldığı bir organdır. Prostat organı işlev olarak meniye bazı maddeler salgılayan bir bez dokudur.&lt;br /&gt;Prostat kanseri akciğer ,barsak ve mesane kanserinden sonra en sık görülen kanser türüdür.Ancak erkeklerde akciğer kanserinden sonra ölüme neden olan en sık ikinci kanserdir. Son yıllarda erken tanı testlerinin yaygın olarak kullanmasıyla birlikte teşhis edilebilen vakaların artması sonucu prostat kanserinin görülme sıklığında bir artış bunun yanı sıra tedavi yöntemlerindeki gelişmeler ve erken teşhisin verdiği avantajlar ile bu hastalığın ölümcül sonuçlarında azalma görülmektedir. Prostat kanseri için risk faktörleri mevcuttur. &lt;br /&gt;Ailesel yatkınlık: Birinci dereceden akrabalarında (baba, kardeş, dayı, amca) prostat kanseri bulunan kimselerin bu kansere yakalanma riskleri normal nüfusa gore iki kat daha fazladır &lt;br /&gt;Hormonlar :Erkeklik hormonlarının prostat kanserinde önemli rollerinin olduğu bilinmekte, ilerlemiş evredeki prostat kanserinin tedavi seçenekleri arasında androjen yapımının azaltılması ve bundan fayda görülmesi bunun kanıtıdır. &lt;br /&gt;Beslenme : Uzun yıllardır fazla oranda katı yağ tüketiminin prostat kanseri gelişiminde bir risk faktörü olduğu düşünülmektedir. Domates,kırmızı biber ve karpuz gibi besinlerin yapılarında yüksek oranda bulunan likopen prostat kanseri riskinin azalmasına yol açan bir antioksidan olduğu son yıllarda bldirilmiştir. &lt;br /&gt;Cinsel aktivite :Seksüel aktvitenin direkt olarak prostat kanserinde rolu yoktur ancak kadınlardaki serviks (rahim ağzı) kanserinin nedenlerinden biri olan enfeksiyoz ajanların prostatı da etkileyerek prostat kanserine yol aça bilecekleri ileri sürülmüştür. &lt;br /&gt;Sigara ve alkol :Sigaranın ve alkolün rolü tam olarak kanıtlanmış değildir ancak genel tıbbi prensipler çerçevesinde tüketimi önerilmemektedir. &lt;br /&gt;Prostatın iyi huylu büyümesi :İyi huylu büyümesi (BPH) ile prostat kanseri arasında bir direkt bir ilişki saptanmamıştır. İki hastalığın aynı şahısta bir arada bulunabileceği de akılda tutulmalıdır.İyi huylu prostat büyümesi olan hastanın mutlaka prostat kanseri açısından incelenmesi gerekmektedir. Prostat bezinin bazı hastalıklarının ( örneğin PIN, Prostatik intraepiteliyal neoplazi) sonraki dönemlerde prostat &lt;br /&gt;kanserine dönüşebildiği bilinmektedir. &lt;br /&gt;Prostat kanseri klinik olarak dokunun idrar yolları ve idrar kesesine doğru büyümesine bağlı olarak idrara başlamada güçlük,idrar akım gücünde zayıflama ,idrarda akımında kesiklik, idrar yapmada güçlük,sık idrara çıkma , ani sıkışma hissi ve bazen idrar kaçırma gibi yakınmalarla kendisini gösterebilir. prostat kanserli hastaların tamamında prostat dokusu çok büyüme göstermediği için bu bulguların hiç birisi olmadan da prostat kanseri gelişebilir.İdrar bulgusu olan hastalarda ileri dönemlerde ise böbreklerden idrar boşaltımının engellenmesiyle böbrek yetmezliği bulgularıyla bile kendini gösterebilir. &lt;br /&gt;Prostat kanseri çevre dokulara yayıldığında hematospermi ( meninin kanlı gelmesi), iktidarsızlık ,kabızlık,karın ağrısı ve rektal kanama gibi yakınmalarla &lt;br /&gt;kendisini gösterebilir.Prostat kanseri uzak organlar olarak en sık bölgesel lenf düğümlerine ve kemik dokulara yayılabilir ve iskelet sistemi ağrıları, kemik kırıklarına ve anemiye sebep olabilir. &lt;br /&gt;Prostat kanseri sinsi bir hastalık olduğunu için her kanserde olduğu gibi buradada erken teşhisin önemi büyüktür.Hiçbir şikayet olmasa dahi 50 yaşın tüm üstündeki erkekler ve ailesel risk grubu olan 40 yaş üstündeki erkeklerin senede bir kez prostat kanseri açısından taranmaları ile hastalığın erken teşhisine katkı sağlanması gerekmektedir.Taramada hastalara parmakla rektal muayene, kanda PSA (prostatspesifik antijen) düzeyi ,nadiren şupheli &lt;br /&gt;durumlarda hastalara rektal ultrasonografi uygulanabilir.&lt;br /&gt;PROSTAT KANSERINDE TEŞHIS, TEDAVI VE KORUNMA&lt;br /&gt;Teşhis &lt;br /&gt;Prostat kanserine yakalanan hastanın hiçbir şikayeti olmayabilir.İlerlemiş prostat kanseri dışında prostat kanserine ait belirgin bir şikayet ve bulgu yoktur. Bu durum prostat kanserinde tarama uyguylamasını önemli hale getirmaktedir.İdrar yolunda herhangi bir şikayeti olsun veya olmasın ailesinde prostat kanseri olan 45 olmayan 50 yaş ve üzeri erkek ( hatta bazı kaynaklar bunu daha önceye çekmeyi önermektedir) hastalar yılda birkez üroloji uzmanı tarafından prostat kanseri taramasında geçirilmelidir.Tarama sırasında yapılacak değerlendirmeler arasında idrar tahlili, PSA denilen prostat ait ve özellikle prostat kansrinde yükselen enzim ve parmakla prostat muayenesidir.İdrar yolu enfeksiyonu ve idrar yoluna yapılan müdehaleler PSA tetkikinde yanıltıcı yükselmeler yapabilir. Bu konuyu üroloji uzmanı dikkate alıp değerlendirmeyi yapar. PSA yüksekliği veya parmakla muayenede anormal sertlik, nodül gibi bulguların bulunması prostat biopsisi gerektirmektedir. TRUS-bx denilen işlem ultrasonografi eşliğinde prostattan biopsi alma işlemidir.Prostat kanserinde kesin tanı biopsi ile konulmaktadır.Prostat kanserinde yayılım derecesini saptamak amacıyla MR (manyetik resonans ) ve kemik sintigrafisi gibi tetkiklerden yararlanılabilmektedir. &lt;br /&gt;Tedavi &lt;br /&gt;Tedaviyi belirlemek için hastalığın derecesini, yayılma alanının bilmemiz gerekmektedir. İki durum mevcuttur. Birincisi mevcut kanserin prostat organında sınırlı olduğu kanser durum, ikincisi kanser hücrelerinin komşu veya uzak organlara sıklıkla da kemiklere yayılımı durumudur. &lt;br /&gt;Prostata sınırlı kanserlerinin tedavi seçeneklerinden nadir başvurulanı hastaya hiç bir şey yapmaksızın izlem veya bekle gör politikasıdır.Beklenen yaşam süresi 10 yılın altında olan hastalar veya elde edilen PSA, biopsi bulguları ile klinik açıdan önemsiz prostat hastalığı olarak kabul edilen hastalar öncelikle izleme alınırlar . &lt;br /&gt;Güncel tedavide prostat kanserinin organa olduğu, hastanın yaşam kalitesinin iyi olduğu hallerde en uygun ve en etkili tedavi radikal prostatektomi ameliyatı denen prostat ve çevre ek dokularının tümü ile birlikte alındığı ameliyat şeklidir.Hastalar bu operasyon ile prostat kanserinden tamamen kurtulabilme şansına yüksek olasılıkla sahip olabilmektedir. Bu ameliyata bağlı ameliyat komplikasyonları günümüzde sinir koruyucu girişimler ve laparaskopik radikal prostatektomi ile minimum düzeylere indirilmiştir. &lt;br /&gt;Radyoterapi tedavisi olarak kullanıma başlanılan Brakiterapi ise prostata sınırlı kanserde diğer tedavi seçeneklerinden birisidir.Prostat dokusunun içine ya da yakınına yerleştirilen ışın yayan çekirdekler sayesinde kanserli hücrelerden kurtulma tedavisidir. Bu girişimin kendine özgü olarak komplikasyon oranları daha düşüktür ve hastanın hayat kalitesi az oranda bozulmaktadır. Uygun hastalarda uygulanması gereklidir. &lt;br /&gt;Organ dışına taşmış prostat kanseri hastalarında tedavinin ana prensibi erkeklik hormonu olan androjenleri baskılamaktır.Androjenler genelde iyi huylu prostat dokusu ve de prostat kanserinin en önemli büyüme faktörüdür. Bu nedenle prostat kanserlerinde androjenlerin etkilerini azaltmak veya ortadan kaldırmak için ilaç veya cerrahi yöntemlerden faydalanılır. &lt;br /&gt;Korunma &lt;br /&gt;Prostat kanserinden korunmak için belirgin bir koruyucu yöntem bulunmamaktadır. Erkeklik hormonu karşıtı ilaçlar prostat kanserinde tedavi edici ajan olarak kullanılmaktadırlar, fakat yan etkileri korunmada uygulanmaya engel oluşturmaktadır. D,E vitaminleri ve domatesteki likopenin koruyucu etkileri ise tartışmalıdır. &lt;br /&gt;Üzerinde durulması gereken en önemli nokta belli bir yaşın üzerindeki her erkeğin yılda bir kez yapılacak rutin prostat kontrolleri ile bu hastalığın erken dönemde tanısını sağlamak ve bu sayede en uygun bir tedavi planını yaparak, hastaların çoğunda kanserli dokudan tümüyle kurtulabilmek olacaktır.&lt;br /&gt;PROSTAT İÇIN NASIL BESLENILMELI ?&lt;br /&gt;Prostat İçin Nasıl Beslenilmeli ? Prostat kanseri erkeklerde en çok görülen ikinci kanser türüdür, her yıl yaklaşık 780 bin erkeğe tanı konulmaktadır. Peki nasıl beslenilmeli?&lt;br /&gt;Amerika Kanser Derneği’ne göre bu altıncı en öldürücü kanser çeşidi ve senede yaklaşık 250 bin erkeğin ölümüne neden oluyor.&lt;br /&gt;Araştırmacılar yıllardır prostat kanserinin nedenini araştırmakta. Amerikalı araştırmacıların yayınladığı yeni çalışmalara göre, basit kan testlerinin kullanılması, potansiyel olarak ölümcül prostat kanseri için yüksek risk altındaki erkeklerin teşhis edilmesine yardımcı oluyor. &lt;br /&gt;Teşhis konulan erkekler, var olan ilaçlarla kolayca tedavi edilebiliyor. Bu ilaçlar kan dolaşımındaki kalsiyum seviyelerini azaltmaya yardımcı olabiliyor.&lt;br /&gt;Hayvansal gıdayı azaltıp bol taze sebze tüketin&lt;br /&gt;Mümkün oldukça taze ve organik yiyecekler yiyin. &lt;br /&gt;Günlük beslenmenize greyfurt ekleyin (Ancak kan sulandırıcı ilaç kullanı-yorsanız önce beslenme uzmanı ile görüşün). &lt;br /&gt;Düzenli olarak bakliyat tüketin.&lt;br /&gt;Her gün taze sebze yiyin, özellikle kök ailesi sebzelerinden (brokoli, karnabahar, lahana, kara lahana, Brüksel lahanası, pancar vs). Günde dört porsiyon sebze yiyen erkeklerin prostat kanseri olma riski, günde iki porsiyondan az yiyen erkeklerin neredeyse yarısı. &lt;br /&gt;Hayvansal gıda tüketiminizi, özellikle hayvansal yağ, süt ürünleri ve kırmızı et tüketiminizi azaltın.&lt;br /&gt;Beslenmenize avokado, yeşil çay, pancar ekleyin. &lt;br /&gt;Sıklıkla domates ürünleri tüketin. &lt;br /&gt;Tam tahıllı pirinç, makarna, ekmek ve kepekli kraker yiyin (haftada birkaç kez pirinç, makarna gibi tam tahılları domates sosu, zeytinyağı, sarımsak, soğan, baharat ve tofuyla birlikte yiyin). &lt;br /&gt;Gerekli yağlar, selenyum, çinko, E vitamini, besinsel lif ve fitosterol için düzenli olarak kabuklu yemiş ve tohum yiyin, özellikle keten tohumu tercih edin.&lt;br /&gt;Tatlı olarak taze veya kurutulmuş meyve yiyin. &lt;br /&gt;Eğer et yerseniz kırmızı et yerine balık ve tavuk yiyin. &lt;br /&gt;Her gün baharat kullanın, özellikle biberiye, zencefil, sarımsak, zerdeçal, fesleğen, adaçayı, kekik, köri baharatı. &lt;br /&gt;Taze zencefil, havuç, greyfurt ve pancarın taze olarak suyunu sıkıp günlük 1 bardak için. Brokoli ve domates suyu da eklenebilir. &lt;br /&gt;Gerekli durumda tercih olarak en fazla iki kadeh kırmızı şarap için.&lt;br /&gt;Kandaki yüksek kalsiyum seviyesi prostat kanseri için risk&lt;br /&gt;Amerika Ulusal Sağlık ve Beslenme Enstitüsü tarafından (NHANES) 2 bin 814 erkek üzerinde yapılan bir çalışmada yüksek kan kalsiyum seviyesi ile prostat kanseri arasındaki direkt bağlantıyı ortaya çıkarmak için inceleme yapılmış. İncelemeler sonucunda kandaki kalsiyum seviyesi en yüksek olanların daha az olanlara göre daha fazla risk taşıdığı bildirilmiştir.&lt;br /&gt;Aile öyküsü önemli &lt;br /&gt;Ancak yüksek kalsiyum seviyesi ve prostat kanseri gelişme riski, ailenin kalıtsal geçmişiyle oldukça ilintilidir. &lt;br /&gt;Bu araştırma süresince toplamda 85 prostat kanseri vakası ve 25 prostat kanserinden ölüm meydana gelmiş, araştırmaya katılanlar tarafından verilen kan örnekleri ise ortalama olarak kanserin ortaya çıkışından yaklaşık 10 sene kadar önce verilmiş. Bu da demek oluyor ki ailesinde prostat kanseri öyküsü olanlar çok erken yaşta takibe alınmalı.&lt;br /&gt;Çalışmanın yürütücülerinden olan Wake Forest Üniversitesi’nden Gary Schwartze, “Eğer gerçekten serumdaki kalsiyumun yüksek olması kişiye prostat kanseri için risk yaratıyorsa, bu çok iyi bir haber. Çünkü serumdaki kalsiyum seviyesi değiştirilebilir” diyor.&lt;br /&gt;Prostat kanseri riskini artıran; kalsiyum kan seviyesi mi yoksa vücuttaki kalsiyum seviyesi mi?&lt;br /&gt;Prostat kanseri riskini artıranın gerçek kalsiyum kan seviyelerinin mi yoksa vücuttaki kalsiyum seviyesini normal seviyede tutma işlevini gösteren paratroid hormon seviyelerinin mi olduğu net değil. Kandaki yüksek kalsiyum için tedavi olan kişiler genellikle kronik böbrek yetmezliği olan kişilerdir ve bu da D vitamini seviyelerini beraberinde getirir.   Düşük D vitamini seviyeleri de paratroid hormon seviyelerini yükseltmektedir.&lt;br /&gt;Wisconsin Üniversitesi’nden Halcyon Skinner adlı başka bir araştırmacı da, günlük diyetteki kalsiyumla kandaki kalsiyum seviyesi arasında çok düşük bir ilişki olduğunu söylüyor. &lt;br /&gt;Buna rağmen, prostat kanseri için yüksek risk altında bulunan erkeklerin yüksek kalsiyum içeren yiyeceklerden az yemelerinin avantaj sağlamadığı vurgulanıyor.&lt;br /&gt;BALIK YAĞI PROSTATI ÖNLÜYOR MU?&lt;br /&gt;Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan bir araştırma, balık yağı tüketiminin erkeklerde en sık rastlanan kanser türü olan prostat kanserini büyük ölçüde engellediğini ortaya çıkardı.&lt;br /&gt;US News and World Report dergisinin haberine göre, San Francisco’daki California Üniversitesi bilim adamları, yüksek miktarda omega-3 asiti alan kişilerde prostat kanseri riskinin yüzde 60′a yakın azaldığını tespit etti. Omega-3 asidi somon, ringa ve orkinos gibi balıklarda yüksek miktarda bulunuyor. Araştırma aynı zamanda, omega-3 yağ asidinin, prostat kanseri geninin etkisini de tersine çevirdiğini ortaya koydu.&lt;br /&gt;Araştırma çerçevesinde prostat kanseri rastlanan 466 erkek hasta ile 478 sağlıklı erkeğin yemek alışkanlıkları incelemeye alındı. Ayda ortalama iki-üç kez omega-3 açısından zengin balık yiyenlerin prostat kanserine yakalanma riskinin yüzde 36 azaldığı saptandı. Haftada bir kereden fazla balık yiyenlerde ise prostat kanserine yakalanma riskinin yüzde 57 oranında düştüğü anlaşıldı.&lt;br /&gt;Araştırma ekibinin başında bulunan Profesör John Witte, omega-3 yağ asidinin, prostat kanserini önleme sürecinin “enflamasyonu önleme etkisiö ile gerçekleştiğini açıkladı. Buna göre, bağışıklık sisteminin dış etkilere yanlış şekilde tepki vermesi olarak kabul edilen enflamasyon, kanser riskini tetikliyor. Omega-3 yağ asitleri ise enflamasyonu önleyerek dolaylı şekilde kanser riskine etkide bulunuyor.&lt;br /&gt;Araştırmanın ortaya koyduğu bir diğer sonuç da, az miktarda alınan omega-3 yağ asidinin, vücudunda COX-2 geni bulunanlarda ters etki göstermesi oldu. Buna göre omega-3, prostat kanserini hızlandıran COX-2 genini tetikleyerek, bu geni taşıyan erkeklerde kanser riskini tırmandırabiliyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İYI HUYLU PROSTAT BÜYÜMESI TEDAVISINDE GRENLIGHT LAZER&lt;br /&gt;İyi huylu prostat büyümesi prostat hastalıkları içerisinde en sık görülenlerdendir. Genel olarak orta yaş üzeri erkek topluluğunu ilgilendirir. Tedavide özellikle teknolojinin gelişimi ile birlikte çeşitlilik artmıştır.&lt;br /&gt;İyi huylu prostat büyümesi tedavisini 2 ana başlık olarak ayırmak gerekmektedir. &lt;br /&gt;*Medikal (ilaç) tedavisi &lt;br /&gt;*Cerrahi tedavi &lt;br /&gt;Medikal (ilaç) tedavisi ile amaçlanan ilk planda prostat dokusunda relaksasyon sağlama ve ikinci planda prostat hacminin küçültülmesidir. Ancak medikal tedaviye yanıt zaman alabilmekte ve bazı vakalarda yetersiz kalabilmektedir.Uygun vakalarda yapılacak medikal tedavi iyileştirici olabilirken uygun olmayan vakalarda zaman kaybına sebep olmaktadır. Bu açıdan orta veya hafif derecede iyi huylu prostat büyümesi olan hastaları medikal tedaviye almak uygun olmaktadır. &lt;br /&gt;Cerrahi tedavide ise amaç prostat dokusunun hacmini azaltmaktır.Cerrahi tedavide günümüzde daha az kullanılmakla birlikte bazen gereksinim duyulan açık yöntem, teknolojik gelişim ile birlikte artık daha sık kullanılır hale gelen endoskopik (kapalı) yöntem mevcuttur. &lt;br /&gt;Greenlight laser yöntemi ile iyi huylu prostat büyümesi tedavisi günümüzde birçok merkezde uygulamaya girmiştir. Yaygınlaşan tedavi ile ulaşılan hasta sayısı oldukça önemli rakamlara ulaşmıştır. &lt;br /&gt;Greenlight laser yöntemi prostat bezinin fotoselektif buharlaştırılması esasına dayanmaktadır. &lt;br /&gt;İyi huylu büyümesinin hala altın standart tedavisi olarak uygulanan” kapalı prostat cerrahisi ( TUR-P )” girişimine önemli bir alternatif olarak değerlendirilmektedir. Bazı özellikler ile ve ameliyat sonrası dönem rahatlığı açısından hastalar için daha avantajlı olarak gözükmektedir. &lt;br /&gt;Hayat kalitesinin korunması açısından hastalar tarafında tercih edilen bir yöntem haline gelmiştir. &lt;br /&gt;Toplumda hangi hastaların greenlight laser yöntemi ile tedavi olabileceği konusunda tartışmaların olduğu bilinmektedir. Cerrahi tedavi ihtiyacı olan tüm iyi huylu prostat büyümesi hastalarına uygulanabilir bir tedavi yöntemidir greenlight laser yöntemi. Kısaca başlıklar haline getirmek istersek ise &lt;br /&gt;Herhangi bir yaştaki &lt;br /&gt;*İdrar yapmada zorluğu olan hastalarda &lt;br /&gt;*Medikal tedavinin yetersiz olduğu hastalarda &lt;br /&gt;*İdrar yapamayıp sonda ile yaşam sürebilen hastalarda tercih edilebilen bir tedavi yöntemidir. &lt;br /&gt;Ayrıca çeşitli nedenlerle ameliyat olamayacak ama büyümüş prostatında dolayı idrar zorluğu veya idrar yapamayan prostat kanserli hastalardada idrar akımını sağlamak için kullanılabilecek bir yöntemdir. &lt;br /&gt;Greenlight laser yönteminin yararlarını sıralayacak olursak &lt;br /&gt;*Ameliyatta ve sonrasında kanama minimal düzeydedir. Bu klasik ameliyatlarda olan kanamaların ameliyat sırasında ve sonrasında hastanın girebileceği sıkıntıları en aza indirmektedir, genel durumu ile ilgili sıkıntı yaratmamaktadır. &lt;br /&gt;*Ameliyat süresi buharlaştırma yöntemi kullanıldığı için oldukça kısalmaktadır. &lt;br /&gt;*Hastanın hastanede kalış süresi 1 gün ile sınırlıdır. &lt;br /&gt;*Ameliyatta uygulanacak anestezi yönteminde oldukçe geniş alternatif ve rahatlık sağlamaktadır. &lt;br /&gt;* Hastanın yaşamdaki tüm aktivitelerine dönüşü daha çabuk olabilmektedir. &lt;br /&gt;Greenlight laser yöntemi hasta ve cerrah için oldukça rahat bir teknik olmasına karşın sonuç olarak bir ameliyattır.Hiçbir tedavi ve müdehalenin risksiz olması düşünülemez. Ancak greenlight laser yöntemi diğer yöntemlere göre riski en aza indirmeyi hedef alarak kullanıma başlamıştır.&lt;br /&gt;BROKOLIYLE DOMATESI BERABER TÜKETIN&lt;br /&gt;Lahana ailesinin bir üyesi ve karnabaharla yakından akraba olan brokoli, önemli anti kanser etkisi olan sulforafan ve indol fitobesinlerini içeriyor.&lt;br /&gt;Brokoli ve domates, ayrı ayrı kansere karşı etkinliği tanınmış iki sebze. Ancak yeni bir araştırma, ikisinin günlük diyette beraber tüketiminin prostat kanserine karşı daha da etkin olduğunu ortaya koydu. &lt;br /&gt;Anti kanser etkisi &lt;br /&gt;Brokoli son yıllarda geleneksel sebzelerimiz kadar olmasa da sıkça sofralarımızda yer almaya başladı, umarım tüketim sıkılığı daha da artar. Lahana ailesinin bir üyesi ve karnabaharla yakından akraba olan brokoli, önemli anti kanser etkisi olan sulforafan ve indol fitobesinlerini içeriyor. &lt;br /&gt;Brokoli ve domates, ayrı ayrı kansere karşı etkinliği tanınmış iki sebze. Ancak yeni bir araştırma, ikisinin günlük diyette beraber tüketiminin prostat kanserine karşı daha da etkin olduğunu ortaya koydu. Brokoli ve domatesi beraber tüketmeye gayret edin. Size bu şekilde bazı tariflerde hazırladım, faydalı olmasını dilerim. &lt;br /&gt;Beslenme bilimi yaklaşık 20 yıldır yapılan araştırmalarla birçok fitobesinin antioksidan olarak çalıştığını ve serbest radikalleri zarar vermeden önce etkisiz hale getirdiklerini biliyordu. &lt;br /&gt;Bu sonuçlar yeni &lt;br /&gt;Ancak yeni araştırmalar brokolideki fitobesinlerin çok daha derin bir seviyede işe yaradıklarını gösterdi. Bu bileşenler genlerimize detoksta görev alan enzimlerin üretimini artırması sinyalini veriyor. Kansere karşı hücre hasarına karşı bedenimizi koruyor. &lt;br /&gt;Brokoli yemek için beş neden &lt;br /&gt;1 - Brokoli mide sağlığını destekliyor. Yapılan bir çalışmanın sonucunda araştırmacılar sulforafan açısından zengin brokoli tüketiminin ülserin birincil nedeni olan helikobakter pilori enfeksiyonunu önleyebileceği sonucuna vardılar. &lt;br /&gt;2 - Cilt için brokoli tüketmeye devam edin. Brokoli içindeki Sulforafan aynı zamanda güneşten zarar görmüş cildin onarılmasında da yardımcı oluyor. Bu da brokoli tüketiminin cilt kanseri riskini azaltabileceği anlamına geliyor. Bunlara ek olarak brokoli kalp hastalığı riskini önemli derecede azaltan az sayıda meyve-sebzeden biri. &lt;br /&gt;3 - Katarakt önleyici olduğu düşünülüyor. Haftada iki kereden fazla brokoli yiyen kişilerde katarakt riskinin ayda birden az tüketenlere göre yüzde 23 daha düşük olduğu görüldü. &lt;br /&gt;4 - C vitamini ve kalsiyum içeriği çok iyi. Pişmiş 250 gram brokoli içerdiği 74 miligram kalsiyum ve 123 miligram C vitamini nedeniyle kemikleri güçlendirmek açısından da faydalı. &lt;br /&gt;İçerdiği C vitamini ve ayrıca 1359 mikrogram beta karoten ve az miktarda çinko ve selenyum sayesinde bağışıklık sistemini de güçlendiriyor. &lt;br /&gt;5 - Hamileler özellikle tercih etmeli. Özellikle hamileyseniz mutlaka brokoli yiyin. 250 miligram brokoli, 94 mikrogram folik asit sağlıyor. Folik asit olmazsa fetüsün sinir sistemi hücreleri gerektiği şekilde bölünmüyor ve problem ortaya çıkıyor. &lt;br /&gt;Domatesli Brokoli &lt;br /&gt;Malzemeler: &lt;br /&gt;250 gr brokoli (az su veya buharda haşlanmış) &lt;br /&gt;3 adet domates &lt;br /&gt;Yarım su bardağı lor peyniri &lt;br /&gt;1 - 2adet kuru soğan &lt;br /&gt;2 yemek kaşığı sıvıyağ &lt;br /&gt;2 diş sarımsak &lt;br /&gt;Maydanoz &lt;br /&gt;Az tuz &lt;br /&gt;Yapılışı: &lt;br /&gt;Tencereye yağı, soğanı, sarımsağı, tuzu koyup çok kavurmadan yumuşatın domatesleri küp küp ilave edip pişirin. Az pişmiş brokoliyi sotelediğiniz domatese ilave edin. Lor peynirini ekleyin. 180 derecelik fırında üzeri kızarana kadar pişirin. Maydanozla süsleyip sıcak olarak servis yapabilirsiniz. &lt;br /&gt;Brokoli Çorbası &lt;br /&gt;Malzemeler: &lt;br /&gt;300 gr. brokoli &lt;br /&gt;1 diş sarmısak &lt;br /&gt;1 küçük kutu -200 ml- light süt &lt;br /&gt;1 çorba kaşığı un &lt;br /&gt;2 Yemek kaşığı sıvıyağ &lt;br /&gt;Az tuz &lt;br /&gt;2 domates rendesi &lt;br /&gt;Yapılışı: &lt;br /&gt;Brokolileri sarmısaklarla birlikte buharda beş dakika pişirin veya az suda haşlayın. Derin bir tencerede sıvı yağı ve unu pembeleştirin 4 su bardağı soğuk su ve rende domatesi ekleyin. Kaynayana dek karıştırın. Kaynayınca buharda pişirdiğimiz brokolileri ve sarmısakları ekleyin. 10 dakika kaynadıktan sonra süt ve tuzunu ilave edin. Birkaç dakika daha kaynattıktan sonra ateşten alıp blenderdan geçirin. &lt;br /&gt;Brokoli Omlet (2 kişilik) &lt;br /&gt;8 - 10 adet brokoli &lt;br /&gt;1 sogan &lt;br /&gt;7 - 8 mantar &lt;br /&gt;2 domates &lt;br /&gt;7 - 8 dal maydanoz &lt;br /&gt;1 çorba kaşığı sıvıyağ &lt;br /&gt;3 yumurta &lt;br /&gt;Tuz, karabiber &lt;br /&gt;Yapılışı: &lt;br /&gt;Sıvıyağını tavada ısıtıp soğanı pembeleştirin. Mantar, brokoli ve zeytinleri ekleyip iki dakika daha kavurun. Ocaktan alıp domates, tuz ve karabiberi ekleyin. Yumurtaları bir kâseye kırın. Maydanoz, tuz ilave edip karıştırın. Brokoli ve mantarlı karışımı yumurtalı karışıma ekleyip karıştırın. Fırında veya yağsız tavada pişirin&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-4464391207487000948?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/4464391207487000948/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/08/prostat.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/4464391207487000948'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/4464391207487000948'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/08/prostat.html' title='PROSTAT'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-8987925534829366111</id><published>2009-08-13T10:44:00.001-07:00</published><updated>2009-08-13T10:44:57.740-07:00</updated><title type='text'>Ramazan Ayinda Tok Tutan Yiyecekler</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SoRRBlgk08I/AAAAAAAAHJs/-zaNa1Fg4Uc/s1600-h/6a00d83451e9a369e200e54f57b65e8834-640wi.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SoRRBlgk08I/AAAAAAAAHJs/-zaNa1Fg4Uc/s200/6a00d83451e9a369e200e54f57b65e8834-640wi.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5369505743422936002" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ramazan kapiya dayaninca, gazetelerde yazi basliginda oldugu turden haberler gorunce ister istemez once bir tebessum ediyor insan. Ardindan da acaba nelermis diye goz atmadan gecemiyor. Hani Bektasi'nin, "11 mubarek ay nasil da carcabuk gecip gitti..." demesi gibi... &lt;br /&gt;Isin sakasi bir yana, yazi basligiyla muhteva arasinda bir bosluk olusmamasi acisindan, ozellikle bu Ramazanda ilk defa oruc tutmayi deneyecek olan cocuklar (yada yetiskinler) icin, ola ki faydasi olur diye yazi sonunda konuyla ilgili birkac satir yazmayi dusunuyorum. Ama bu vesile ile benim anlatmak istedigi mevzu bundan tamamen farkli. &lt;br /&gt;Gecen hafta gazetelerden birinde bu turden bir haberle ilk karsilastigimda, "bilim adamlari keske daha cok calissalar da, insanin her turden acligina karsi tok tutan unsurlari da kesfedebilseler ve ilacini da gelistirseler..." diye dusunmeden edemedim. &lt;br /&gt;Yunus Emre bir siirinde, "Bunca varlik var iken, gitmez gonul darligi" der. Maddiyattaki cesitlilik ve bolluga, bir de insandaki doymazlik ve dunya malina sahip olmada sinir tanimamazlik duygusu eklenince, insanoglunu tok tutmak oylesine zor ki... Hemen her kulturde degisik ifade bicimleriyle de olsa var olan, "Gozunu toprak doyursun" sozu bosuna soylenmemis demek ki... Kisacasi, doymaz insan... &lt;br /&gt;Sahip olduklarina sukretmektense, sahip olamadiklarina derin bir ic gecirmek, insanoglunu mutsuz eden temel etkenlerin basinda gelmektedir. Atalarimiz, "kanaat en buyuk zenginliktir" derken bunu anlatmis olmalilar... &lt;br /&gt;Bunlari nasil doyuracagiz?&lt;br /&gt;Halbuki insanoglunun doyurulmasi en kolay yonu midesidir. Bir simitle, kuru bir dilim ekmekle bile cogu kere doyar insan. Bu acidan, ramazanda belli saatler arasinda ac kalma olayi abartilmamali ve "az daha acliktan ve susuzluktan oluyordum..." denilerek oruc olayi trajik hale getirilmemelidir. Korkmayin, 30 gun de ac susuz kalsaniz olmezsiniz. Teroristlerin bir hic ugruna ve anlamsiz bir kavga icin aylarca aclik grevine girdigi dusunulurse, sirf Allah rizasi icin tutulan oruc ibadeti karsisinda, 10 saat yemedim icmedim diye ovunmenin veya dovunmenin abartilacak bir yani yoktur. &lt;br /&gt;Ramazan orucunu, sadece yemek-icmekten belli saatler arasinda sakinmak gibi basit bir sekilde algilamak, isin ozunu ve Islam'in bes sartindan biri olan bu onemli ibadetin temel mahiyetini gozden kacirmak olur. &lt;br /&gt;Orucun temel fonksiyonu, &lt;br /&gt;bireyleri sadece karin acligiyla imtihan etmek degildir! &lt;br /&gt;Karin acligina iftar saatinde bir lokma yiyecekle de olsa care var. Ya makam mansiba, sehvete, paraya, sohrete karsi aclik duygusu nasil frenlenecek? Insandaki bu duygular nasil doyurulacak? Bu konularda kanaatkarlik nasil saglanacak? &lt;br /&gt;Inkar yok... Hepimiz ayni Allah'in kullariyiz ve aclik sadece midemizde degil bizim. Uc kurus menfaat yuzunden birbirini yiyen kardesler, uc bes yillik fani dunya hayati icin olcusuz koltuk kavgasina giren siyasiler veya burokratlar, kamu veya ozel sektorde bir ust pozisyonlara gelmek icin bin takla atmayi goze alan doymak bilmez ac ruhlar nasil tatmin edilecek? Bu konularda tok kalabilme nasil basarilacak? Bunlari elde etmek icin sarf edilen enerji kaybi nasil telafi edilecek? &lt;br /&gt;Ramazanda insanlari tok tutan yiyecekleri siralarken diyoruz ki; keske san sohrete, makam mansiba, paraya pula ve sehvete olan insani ve nefsani duygularimizi frenlememize yarayacak formuller de gelistirilebilse... &lt;br /&gt;Diyeceksiniz ki, o formuller zaten var kitaplarimizda ve kulturumuzde... Mesele de o zaten. Kitabina uygun yasam tarzi neden yok ki hayatimizda?&lt;br /&gt;Ramazan ayi bunu da sorgulamamiza yardimci olmali... Feyziyle ruhlarimizi dingin hale getirerek kendimizi dinleme, silkinme ve cevremizi fark etme acisindan da ola ki bereketinden istifade ederiz. &lt;br /&gt;Gelelim yaziya baslik olan konuya... &lt;br /&gt;Tokluk hissini uzun zaman hissetmek icin sunlari oneriyor uzmanlar...&lt;br /&gt;Oncelikle karbonhidratli yiyecekler. Bilindigi gibi karbonhidratlar kepek, bugday gibi tahil urunlerinde, sebze ve meyvelerde bulunur. Iclerinde bulunan lifler, sindirim sistemini harekete gecirir. Ayrica bu besinler insani tok tutarak aclik hissini engeller. Demek ki Anadolu'daki ramazan kulturunde ramazan oncesi hazirliklar yapilirken, onun icin hamur isi besinler hazirliyormus analarimiz... Bilimin yeni farkina vardigini, onlar yuzlerce sene oncesinden tespit etmisler. &lt;br /&gt;Kromlu yiyecekler vucuttaki insulin dengesini korumaya yardimci olmaktadir. Kan sekerinin dusmesi acliga yol acar. Ayni zamanda kisinin daha uzun sure tok kalmasini saglar. Krom ihtiyacini karsilamak icin findik, ceviz gibi kabuklu yemisler ve tahil urunleri yemek gerekir. Demek ki, ramazanda yapilan hamur isi besinler uzerine bunun icin findik, ceviz dokuyormus analarimiz. &lt;br /&gt;Ozellikle muz, avokado, yulaf ve peynirde bulunan triptofan ise, proteinlerin buyuk bolumunde bulunan bir cesit aminoasittir. Can sikintisini giderir ve istahi kapar. Bezelye, fistik ve fasulyede bulunur. &lt;br /&gt;Yaziyi bitirmeden once, oruca yeni baslayanlar icin kolay acikmaya neden olan yiyeceklere de ornekler verelim.&lt;br /&gt;Cocuklarin cok sevdigi patates kizartmasi cok cabuk acikmaya neden olur . Yapisinda bulunan bilesikler kan basincini dusurucu etki yapar. Kirmizibiber de istah acar. Acili ketcap da hakeza... Onun icin, aci bir yemek yediginizde doydugunuzu cok kolay anlayamazsiniz. &lt;br /&gt;Karalahana : Karaciger ve bazi kan kanseri turlerine de iyi gelen kara lahana, istah acici ozelligi nedeniyle cabuk aciktirir. Diyet yapiyorsanuz uzak durmaniz gereken besinlerden biri de greyfurttur. Istah acici ozelligi vardir.&lt;br /&gt;Ramazan ayiniz mubarek olsun.&lt;br /&gt;Afiyet olsun!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-8987925534829366111?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/8987925534829366111/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/08/ramazan-ayinda-tok-tutan-yiyecekler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/8987925534829366111'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/8987925534829366111'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/08/ramazan-ayinda-tok-tutan-yiyecekler.html' title='Ramazan Ayinda Tok Tutan Yiyecekler'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SoRRBlgk08I/AAAAAAAAHJs/-zaNa1Fg4Uc/s72-c/6a00d83451e9a369e200e54f57b65e8834-640wi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-8439274866792482607</id><published>2009-08-07T14:50:00.001-07:00</published><updated>2009-08-07T14:51:22.429-07:00</updated><title type='text'>Mucize etkisi olan 14 besin &lt; SÜT &gt;</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/Snyh1G-mpNI/AAAAAAAAHDg/7KV9Q1pbuYM/s1600-h/s%C3%BCt.bmp"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 137px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/Snyh1G-mpNI/AAAAAAAAHDg/7KV9Q1pbuYM/s200/s%C3%BCt.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5367342789697119442" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SÜT: Bilim adamlarının listesinde olmazsa olmazlar arasında sayılıyor. Kanser önleyici özelliği artık bilimsel olarak da kanıtlanmış durumda. Çocukların gelişimi için ise mucize etkileri var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FAYDALARI;&lt;br /&gt; Sindirim sistemini düzene sokar.&lt;br /&gt; Büyüme ve gelişmeyi destekler.&lt;br /&gt; Dişleri korur ve çürükleri önler.&lt;br /&gt; Hücre ve doku oluşumunda rol alır.&lt;br /&gt; Saç ve tırnak oluşumunda rol alır.&lt;br /&gt; Yaraların çabuk kapanmasına yardımcı olur.&lt;br /&gt; Kilo kontrolü kolaylaştırır.&lt;br /&gt; Beynin gelişiminde ve çalışmasında faydalıdır.&lt;br /&gt; Hücreleri onarır.&lt;br /&gt; Kemikleri sertleştirir.&lt;br /&gt; Bağışıklığı güçlendirir.&lt;br /&gt;       &lt;br /&gt;BİRKAÇ TAVSİYE&lt;br /&gt;* Dirsekleriniz sertleşerek kurumaya başladıysa ; bir parça pamuğu sütle ıslatarak dirseklerinize sürerek 15 dakika bekletin . Bu uygulamayı bir hafta tekrarlayın. ipek gibi pürüzsüz dirseklere sahip olacaksınız,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Pürüzsüz bir cilt için : Cildinizi temizledikten sonra süte batırdığınız bir parça pamukla silin, sütü cildinize iyice yedirdikten sonra 4-5 dakika bekleyin Ardından cildinizi ılık su ile durulayın . Bu uygulama cildinizin genç ve pürüzsüz olmasına yardımcı olur,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yağlı cilt için; 1 ölçek çiğ süt ile 1ölçek yulaf kepeğini bir kabın içinde karıştırın, bununla yüzünüzü iyice silin, Kısa zaman içinde parlak ve yumuşak bir cilde sahip olacaksınız. Bu karışım 3 gün buzdolabında bekletebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Kuru cilt için;1fincan çiğ süt ile 1fincan gülsuyunu bir kabın içinde karıştırın . Bir parça pamuk kullanarak bu karışımla cildinizi silin .Cilt için iyi bir temizleme sütü elde etmiş olursunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Karma ciltler için;1fincan süte 1 küçük salatalık rendeleyerek 5 dakika kaynatın. Soğuduktan sonra süzerek bir şişeye koyun. Bu da cildiniz için harika bir temizleme sütü olacak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-8439274866792482607?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/8439274866792482607/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/08/mucize-etkisi-olan-14-besin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/8439274866792482607'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/8439274866792482607'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/08/mucize-etkisi-olan-14-besin.html' title='Mucize etkisi olan 14 besin &lt; SÜT &gt;'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/Snyh1G-mpNI/AAAAAAAAHDg/7KV9Q1pbuYM/s72-c/s%C3%BCt.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-7629558332974581632</id><published>2009-08-07T14:48:00.001-07:00</published><updated>2009-08-07T14:49:01.196-07:00</updated><title type='text'>Mucize etkisi olan 14 besin &lt; BÖĞÜRTLEN</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SnyhR1k7DJI/AAAAAAAAHDY/2mpgS5ybndE/s1600-h/b%C3%B6%C4%9F%C3%BCrtlen.bmp"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 129px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SnyhR1k7DJI/AAAAAAAAHDY/2mpgS5ybndE/s200/b%C3%B6%C4%9F%C3%BCrtlen.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5367342183730580626" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;BÖĞÜRTLEN: Cilt gençleştirici özelliği var. Böğürtlen hafıza kaybından, mesane taşlarına kadar pek çok hastalığa iyi geliyor. Mucizevi etkisi ise yapraklarında. Yaprakları kaynatılırsa, yaraları iyileştirmede eşsiz bir ilaç...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FAYDALARI:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Böğürtlen idrar söktürür.&lt;br /&gt;*Ayaklardaki şişlikleri indirir.&lt;br /&gt;*Yüksek tansiyonu düşürür&lt;br /&gt;*Gözlerdeki zafiyeti giderir.&lt;br /&gt;*Mesane taşlarının düşmesine yardımcı olur.&lt;br /&gt;*Ağız, dil, diş eti ve bademcik giderir.&lt;br /&gt;*Kadınlarda görülen beyaz akıntıyı keser.&lt;br /&gt;*Haricen kullanıldığı takdirde ağrıları dindirir, yanıkları iyileştirir.&lt;br /&gt;*Kökü kaynatılıp, suyu içilecek olursa kandaki şeker miktarını düşürür&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-7629558332974581632?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/7629558332974581632/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/08/mucize-etkisi-olan-14-besin-bogurtlen.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/7629558332974581632'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/7629558332974581632'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/08/mucize-etkisi-olan-14-besin-bogurtlen.html' title='Mucize etkisi olan 14 besin &lt; BÖĞÜRTLEN'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SnyhR1k7DJI/AAAAAAAAHDY/2mpgS5ybndE/s72-c/b%C3%B6%C4%9F%C3%BCrtlen.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-920032213033471056</id><published>2009-07-24T01:32:00.000-07:00</published><updated>2009-07-24T01:33:30.715-07:00</updated><title type='text'>BÖBREK TAŞI NEDİR NASIL OLUSUR ? DOĞAL YOLLA DÜŞER Mİ ? NASIL ONLENİR ?</title><content type='html'>*Böbrek Taşı Nedir? * *Böbrekler tarafından kandan süzülen vücut için&lt;br /&gt;gereksiz fazla sıvı idrar şeklinde atılırken beraberinde atılan bazı katı&lt;br /&gt;maddeler bazen idrar yollarının içinde çökerek böbrek taşlarını oluşturur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdrarı oluşturan suyun az, beraberinde atılan maddelerin fazla olması&lt;br /&gt;yanında idrar içinde bulunan taş oluşumunu engelleyici bazı maddelerin&lt;br /&gt;azlığı da farklı kristallerin idrarda çökmesine neden olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok değişik sayı, büyüklük ve yapıda taşlar görülmektedir.*&lt;br /&gt;* *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Böbrek Taşları Neden Oluşur? *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Taşların büyük bir kısmı kalsiyum içerikli olmasına rağmen çoğu zaman idrar&lt;br /&gt;içindeki kalsiyum ve diğer bazı kimyasalların düzeyleri normal&lt;br /&gt;sınırlardadır. Aşırı eksersiz yapan, sıcak iklimlerde yaşayan, sıcak&lt;br /&gt;ortamlarda çalışmak zorunda olan kişiler daha çok terleme ile sıvı&lt;br /&gt;kaybettiklerinden idrar miktarları azalır. Konsantre hale gelen idrar içinde&lt;br /&gt;taşların oluşma olasılığı çok yükselir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalsiyum, oksalat, ürat, sistin gibi kimyasalların idrarda aşırı düzeylerde&lt;br /&gt;bulunması taş oluşumunu kolaylaştırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdrar yollarında enfeksiyon varlığında, normal yapıda olmayan böbreklerde ve&lt;br /&gt;ailesinde taş hastalığı öyküsü olanlarda taş oluşumu daha fazla görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca, kullanılmakta olan mide asidini azaltıcı ilaçlar (antasidler),&lt;br /&gt;kalsiyum, D vitamini, C vitamini, kortizon, bazı antibiyotik ve idrar&lt;br /&gt;söktürücü ilaçlar da taş oluşumuna zemin hazırlayabilir. *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Böbrek Taşlarının Hepsi Aynı Yapıda mıdır? *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*İdrar yollarında çok farklı yapıda taşlar oluşabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalsiyum taşları en sık görülen taşlardır. Sıklıkla kalsiyum oksalat bazen&lt;br /&gt;de kalsiyum fosfat yapılarında oluşurlar. Kalsiyum ve oksalat idrarda fazla&lt;br /&gt;ise bu tür taşların oluşumuna neden olurlar. Vücuttaki paratiroid hormonunun&lt;br /&gt;fazlalığı, kanser, bazı böbrek hastalıkları bu tür taşlara zemin&lt;br /&gt;hazırlayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enfeksiyon taşları genellikle iri böbrek taşları halinde karşımıza gelirler.&lt;br /&gt;Bazı mikroorganizmaların idrardaki üreyi parçalayan enzim salgılamasıyla&lt;br /&gt;alkali hale gelen idrarda çöken taşlardır. Kadınlarda daha sık görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ürik asit taşları etten zengin diyetle beslenenlerde oluşan asit yapıdaki&lt;br /&gt;idrarda çöken taşlardır. Gut hastalığı ve bazı kemoterapiler oluşumunu&lt;br /&gt;kolaylaştırır. Direkt çekilen röntgen filmlerinde görünmeyen taşlardır.&lt;br /&gt;Ultrasonografi ve bilgisayarlı tomografi incelemeleri ile tanı konur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sistin taşları sistin metabolizmasının bozuk olduğu durumlarda görülebilen&lt;br /&gt;taşlardır. Çok nadir görülür ancak sık nüks ederler.*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Böbrek Taşı Kimlerde Oluşur? *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Erkeklerde 2-3 misli daha fazla görülür. Taş öyküsü olan hastaların&lt;br /&gt;yarısında sonraki on yıl içinde tekrar taş oluşumu görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer bazı risk faktörleri:&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;*20-40 yaş arasındakiler *&lt;br /&gt;*Ailede taş öyküsü *&lt;br /&gt;*Tek ya da anormal yapıdaki böbrekler *&lt;br /&gt;*Sık idrar yolu enfeksiyonu geçirenler *&lt;br /&gt;*Kullanılmakta olan ilaçlar (bazı idrar söktürücüler, antasidler, guatr&lt;br /&gt;ilaçları) *&lt;br /&gt;*Proteinden zengin beslenenler *&lt;br /&gt;*Genellikle az su içenler *&lt;br /&gt;*Fazla hareket etmeyenler, yatalak hastalar *&lt;br /&gt;*Bazı ince barsak hastalıkları veya ameliyatları geçirmiş olanlar *&lt;br /&gt;*İdrarda kalsiyum, oksalat, ürik asit gibi minerallerin yüksek düzeylerde&lt;br /&gt;bulunması *&lt;br /&gt;*İdrarda sitrat azlığı (sitratın taş oluşumunu önleyici etkisi vardır) *&lt;br /&gt;*İdrar pH'ındaki değişiklikler (çok düşmesi ya da çok yükselmesi) *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Böbrek Taşlarında Bulgular Nelerdir? *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Böbrek içinde yerleşmiş olan taşlar eğer idrar akışını engellemiyorsa&lt;br /&gt;şiddetli ağrıya neden olmaz. Bel ve sırt bölgelerinde hafif adale ağrısı&lt;br /&gt;benzeri yakınmalar olabilir. Böbreğin tamamı taşla dolu olduğu halde hasta&lt;br /&gt;hiç rahatsızlık hissetmeyebilir. *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Ağrı: İdrar yolu taş hastalığının en önemli bulgularından olan ağrı taşın&lt;br /&gt;idrar yolunu tıkadığı durumlarda ortaya çıkar. Tıkanmanın ani ve tama yakın&lt;br /&gt;olması şiddetli taş sancısına neden olur. Ağrının nedeni taşın gerisindeki&lt;br /&gt;idrar yolu içinde basıncın artmasıdır. Doğum sancısından bile kötü olduğu&lt;br /&gt;şeklinde tariflenebilen ağrı sırasında sıklıkla bulantı, kusma gözlenir.&lt;br /&gt;Ağrı, taş böbrek çıkışını tıkıyorsa ya da üretere (böbrekle mesane&lt;br /&gt;arasındaki kanal) yeni girmişse, genellikle böbrek üzerinde veya sırtın yan&lt;br /&gt;tarafında hissedilir. Taşın aşağıya doğru inmesiyle birlikte ağrı da&lt;br /&gt;kasıklara doğru yer değiştirir. *&lt;br /&gt;*İdrarda kanama: İdrar yollarında taşı olan hastalarda görülebilen diğer bir&lt;br /&gt;bulgu ise genellikle idrar renginin hafif pembeleşmesi şeklinde tariflenen&lt;br /&gt;idrarda kanamadır. Ayrıca idrarın bulanık ve tortulu gelmesi, kokulu idrar&lt;br /&gt;yapma gibi bulgular da olabilir. *&lt;br /&gt;*Enfeksiyon: İdrar yolu taş hastalığına sıklıkla enfeksiyon eşlik eder.&lt;br /&gt;İdrar yaparken yanma, sık idrara çıkma gibi bulgular görülebilir.&lt;br /&gt;Enfeksiyonun böbrekleri etkilediği durumlarda yüksek ateş gözlenebilir.*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * *&lt;br /&gt; *Böbrek Taşlarında Nasıl Tanı Konur? *&lt;br /&gt;* *&lt;br /&gt;*Bazı böbrek taşları genel sağlık muayeneleri sırasında çekilen filmlerde&lt;br /&gt;tesadüfen saptanır. Daha sıklıkla şiddetli ağrı ve idrarda renk değişikliği&lt;br /&gt;olan hastalarda yapılan idrar tahlili ve ultrasonografik görüntüleme ile&lt;br /&gt;tanı konur. Böbrek ve mesane arasındaki kanal (üreter) içine girmiş taşların&lt;br /&gt;tanısında ultrasonografik inceleme yetersiz kalmakta, bilgisayarlı tomografi&lt;br /&gt;ile net tanı konması mümkün olmaktadır. Kontrast vererek çekilen görüntüleme&lt;br /&gt;yöntemlerinde ise böbrek fonksiyonları yanında idrar yolları anatomisinin&lt;br /&gt;değerlendirilmesi de mümkün olmaktadır.*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Böbrek Taşları Neye Yol Açar? *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Böbrek taşları rahat düşürülebiliyorsa genellikle ciddi bir problem&lt;br /&gt;oluşturmazlar. Taşa bağlı tıkanıklık çok uzun süreli olmadığı sürece kalıcı&lt;br /&gt;bir hasar yaratmaz. Ancak farkına varılmadan tıkanıklık devam ederse&lt;br /&gt;enfeksiyon ve kalıcı böbrek hasarları gözlenebilir. Çok sık nüks eden&lt;br /&gt;taşlarda, tıkama ile birlikte enfeksiyon varlığında, iri taşlı, sık ameliyat&lt;br /&gt;geçiren hastalarda zaman içinde böbrek fonksiyonlarında değişim&lt;br /&gt;gözlenebilir. *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Böbrek Taşları Önlenebilir mi? *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Taş rahatsızlığı yaşayanların yaklaşık yarısı sonraki 10 yıl içinde tekrar&lt;br /&gt;taş oluşumu ile ilgili problem yaşamaktadır. Bazı şeylere dikkat ederek taş&lt;br /&gt;oluşum riski en aza indirilebilir: *&lt;br /&gt;*Günde yaklaşık 2 litre idrar çıkaracak kadar sıvı alınmalıdır (önemli kısmı&lt;br /&gt;su olarak). *&lt;br /&gt;*Taşların büyük kısmı kalsiyum içerikli olduğundan önceleri kalsiyumlu&lt;br /&gt;gıdalar yasaklanırken günümüzde kalsiyumun taş oluşumunu önleyici etkisinin&lt;br /&gt;bile olduğu saptanmıştır. Ancak çok nadir durumlarda (barsaktan kalsiyum&lt;br /&gt;emilimi aşırı olan, çok yüksek dozda kalsiyum tabletleri alan hastalar gibi)&lt;br /&gt;kalsiyum, taş oluşum riskini arttırmaktadır. *&lt;br /&gt;*D vitamini takviyeli yiyecekler ve kalsiyum bazlı antasitlerden&lt;br /&gt;kaçınılmalıdır. *&lt;br /&gt;*Hayvansal gıdalar aşırı tüketilmemelidir. *&lt;br /&gt;*Diyette tuz kısıtlanmalıdır. *&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-920032213033471056?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/920032213033471056/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/07/bobrek-tasi-nedir-nasil-olusur-dogal.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/920032213033471056'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/920032213033471056'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/07/bobrek-tasi-nedir-nasil-olusur-dogal.html' title='BÖBREK TAŞI NEDİR NASIL OLUSUR ? DOĞAL YOLLA DÜŞER Mİ ? NASIL ONLENİR ?'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-1457704680735215842</id><published>2009-07-16T04:06:00.000-07:00</published><updated>2009-07-16T04:10:09.561-07:00</updated><title type='text'>Mucize etkisi olan 14 besin &lt; KIRMIZI ET &gt;</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/Sl8KMUMeOzI/AAAAAAAAHBY/EE30XVQQWmc/s1600-h/untitled.bmp"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 181px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/Sl8KMUMeOzI/AAAAAAAAHBY/EE30XVQQWmc/s200/untitled.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5359013288289909554" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;ABD'li bilim adamları dünyanın en iyi besinleri listesini hazırlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KIRMIZI ET: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etin kötü şöhreti ABD'li bilim adamlarının yayınladığı bu liste ile silindi. Çocukların zihinsel gelişmesinde her hafta mutlaka tüketilmesi öneriliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FAYDALARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*B12 vitamini bulunur. Bu vitamin ise vücut için çok gereklidir. Eksikliği ileriki yaşlarda sıkıntı yaratır.&lt;br /&gt;*Büyümede mucize etkisi vardır. Özellikle çocukların mutlaka tüketmesi gerekiyor. &lt;br /&gt;*B12 vitamini sayesinde sinir hücrelerinin büyümesi ve tamirinde etkin rol oynar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-1457704680735215842?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/1457704680735215842/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/07/mucize-etkisi-olan-14-besin_1696.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/1457704680735215842'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/1457704680735215842'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/07/mucize-etkisi-olan-14-besin_1696.html' title='Mucize etkisi olan 14 besin &lt; KIRMIZI ET &gt;'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/Sl8KMUMeOzI/AAAAAAAAHBY/EE30XVQQWmc/s72-c/untitled.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-7211976850096004084</id><published>2009-07-16T04:04:00.000-07:00</published><updated>2009-07-16T04:06:34.718-07:00</updated><title type='text'>Mucize etkisi olan 14 besin &lt; YOĞURT &gt;</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/Sl8JoRKyYJI/AAAAAAAAHBQ/AWpDcZyPtRs/s1600-h/untitled.bmp"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 188px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/Sl8JoRKyYJI/AAAAAAAAHBQ/AWpDcZyPtRs/s200/untitled.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5359012669002244242" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;ABD'li bilim adamları dünyanın en iyi besinleri listesini hazırlandı. Dut listenin zirvesinde yer aldı... Diğerleri de şunlar; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YOĞURT: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağışıklık sistemini uyarıyor. 40 yaş üstünün çok tüketmesi öneriliyor. Özellikle rejim yapanlarda mucize etkileri var. Yağ yakmayı tetiklediği için normalden daha hızlı kilo verilmesini sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FAYDALARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Zararlı bakterilerin üremesini durdurarak bağırsakların düzenli olarak çalışmasını sağlar.&lt;br /&gt;*Sindirim sistemi çalıştırır mide rahatsızlıklarını önler.&lt;br /&gt;*Şeker hastaları için yararlı bir besindir, kan şekerini düzenleyici etkisi bulunmaktadır.&lt;br /&gt;*Bağırsak düzensizliklerinin giderilmesine, özellikle çocuk ve yetişkinlerde karşılaşılan ishallerin tedavisine yardımcı olur.&lt;br /&gt;*Kanser riskini azaltır, özellikle kolon kanserine karşı koruyucu etkisi bulunmaktadır. Vücuttaki kolesterol miktarının azalmasına yardımcı olur, LDL kolesterolü azaltır.&lt;br /&gt;*Kandaki asit baz dengesini sağlıklı hale getirir.&lt;br /&gt;*Rahatlatıcı etkisi bulunmaktadır. Bu nedenle iyi ve rahat bir uyku için idealdir.&lt;br /&gt;*Antibiyotik kullananlar, ilacın etkisiyle zarar görebilecek yararlı bakterilerin korunması amacıyla yoğurt yemelidirler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-7211976850096004084?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/7211976850096004084/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/07/mucize-etkisi-olan-14-besin_9082.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/7211976850096004084'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/7211976850096004084'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/07/mucize-etkisi-olan-14-besin_9082.html' title='Mucize etkisi olan 14 besin &lt; YOĞURT &gt;'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/Sl8JoRKyYJI/AAAAAAAAHBQ/AWpDcZyPtRs/s72-c/untitled.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-4428184958628030708</id><published>2009-07-16T04:02:00.000-07:00</published><updated>2009-07-16T04:04:34.993-07:00</updated><title type='text'>Mucize etkisi olan 14 besin &lt; KURU FASÜLYE &gt;</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/Sl8JKdlAqnI/AAAAAAAAHBI/U7UP-L3Fpvo/s1600-h/untitled.bmp"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 180px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/Sl8JKdlAqnI/AAAAAAAAHBI/U7UP-L3Fpvo/s200/untitled.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5359012156937382514" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;ABD'li bilim adamları dünyanın en iyi besinleri listesini hazırlandı. Dut listenin zirvesinde yer aldı... Diğerleri de şunlar; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KURU FASÜLYE:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk mutfağında kış aylarının vazgeçilmez yemeğidir. Faydaları ile de vazgeçilmez olduğu ortaya çıktı. Kalp damar hastalıklarının düşmanı. Kolestrol ve şekere iyi geliyor. Dahası ete eşdeğer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FAYDALARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*İçerdiği hayvansal olmayan protein ve lifli yapısı ile kırmızı etten bir eksiği bulunmayan kuru fasulye, vejetaryen beslenme için de bir alternatif.&lt;br /&gt;*Protein ve anorganik tuzlar bakımından çok zengin olan kuru fasulye, kemik yapısının güçlenmesine de yardımcı oluyor.&lt;br /&gt;*Kuru fasulye sinirleri de kuvvetlendirir.&lt;br /&gt;*Şeker hastalığına iyi gelir&lt;br /&gt;*Romatizma, siyatik ve böbrek rahatsızlıklarına karşı ilaç etkisi vardır.&lt;br /&gt;*Kalp ve damar tıkanıklığını önler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİR TAVSİYE: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilindiği gibi kuru fasülye gaz yapması ile de meşhurdur. Bunun önüne geçmenin bir püf noktası var. Baklagillerin gaz yapmasının önüne ıslatmayla geçilir. Bu nedenle kuru fasülye bir gün suda bekletildikten sonra pişirilmeli.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-4428184958628030708?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/4428184958628030708/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/07/mucize-etkisi-olan-14-besin_16.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/4428184958628030708'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/4428184958628030708'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/07/mucize-etkisi-olan-14-besin_16.html' title='Mucize etkisi olan 14 besin &lt; KURU FASÜLYE &gt;'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/Sl8JKdlAqnI/AAAAAAAAHBI/U7UP-L3Fpvo/s72-c/untitled.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-8658905882359092386</id><published>2009-07-16T04:01:00.001-07:00</published><updated>2009-07-16T04:02:09.519-07:00</updated><title type='text'>Mucize etkisi olan 14 besin &lt; NOHUT &gt;</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/Sl8IpwaTH6I/AAAAAAAAHBA/DcCveJyMBJU/s1600-h/untitled.bmp"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 166px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/Sl8IpwaTH6I/AAAAAAAAHBA/DcCveJyMBJU/s200/untitled.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5359011595057045410" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;NOHUT:ABD'li uzmanların hazırladığı en yararlı besinler listesinde özel bir yeri var... Kanı temizleme özelliği eşsiz olarak niteleniyor. Özellikle çocuk astımlarında mucize etkileri var. Cinsel isteği artırma özelliği ve anne sütünü artırması ile biliniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FAYDALARI:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Vücuda kuvvet verir.&lt;br /&gt;*İştah açar.&lt;br /&gt;*Bağırsakları yumuşatır , idrar söktürücüdür.&lt;br /&gt;*Anne sütünü çoğaltan besinlerdendir.&lt;br /&gt;*Östrojen hormonunu dengeler. menopoza karşı faydalıdır.&lt;br /&gt;*Cinsel isteği ve gücü arttırır.&lt;br /&gt;*Öksürüğü keser.&lt;br /&gt;*Damar tıkanıklığını giderir&lt;br /&gt;*Göğüs kanserine karşı koruyucudur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-8658905882359092386?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/8658905882359092386/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/07/mucize-etkisi-olan-14-besin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/8658905882359092386'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/8658905882359092386'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/07/mucize-etkisi-olan-14-besin.html' title='Mucize etkisi olan 14 besin &lt; NOHUT &gt;'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/Sl8IpwaTH6I/AAAAAAAAHBA/DcCveJyMBJU/s72-c/untitled.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-8708980850992689991</id><published>2009-07-13T09:40:00.000-07:00</published><updated>2009-07-13T09:41:14.331-07:00</updated><title type='text'>OMUZ VE KOL AĞRILARI</title><content type='html'>Omuz ve Kol Ağrısının Birçok Nedeni Vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağrının ana kaynağı bulmak esastır. Boyun omurları, disk, boyun kasları, kola giden sinirlere ve omuriliğe bası "ağrının" kaynağı olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Kötü duruş ve boyunu kötü kullanma: &lt;br /&gt;Günlük hayatta boyun sağlığına uygun olmayan her yanlış hareket ve duruş; omur, disk, eklem ve bağ dokusunda yıpranmaya sebep olur. Boyunda doğal eğimin kaybolması boyunu kötü kullanmanın en önemli bulgusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Boyun incinmesi: &lt;br /&gt;Boyunun imkan verdiği normal hareketinden daha fazla bir zorlama sonucunda disk, kemik, bağlar ve eklemlerde incinmeler olabilir. Genelde araç içi trafik kazası sonrası boyundaki aşırı haraket ve zorlamadan dolayı giderek artan boyun ve kol ağrısı izlenebilir. Buna Kamçı Sendromu (Whiplash) denir. &lt;br /&gt;Geç dönemde bu tip olgularda boyun omurlarınının; aşırı hareketliliğine bağlı ağrı ve instabilite görülebilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3) Boyun Tutulması, Kas spazmı:&lt;br /&gt;Genellikle boyunu destekleyen kasların aşırı gerilmesi ile oluşur. Ağır bir şey kaldırmak, aşırı spor, iş aktivitesi, yanlış masa başı çalışması kas spazmına neden olabilir. Ayrıca yanlış pozisyonda uyuya kalma, yüksek yastık ve kötü seyahat şartları da boyun tutulması yapabilmektedir. &lt;br /&gt;Çoğu zaman basit tedaviler ile spazm ve tutulma çözülmektedir. "Miyofasial ağrı, Fibromiyalji , Fibrosit ve Miyozit" diye de adlandırılan uzun süreli kas ağrısında, kas içersinde ağrıyı tetikleyen noktalar ve ellede hissedilebilen düğmecikler mevcuttur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boyunda uzun süreli kalıcı eğriliğe tortikollis diyoruz. Klippel-Feil, Turner Sendromu gibi doğuştan sebeplerin iyi araştırılması gereklidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4) Boyun Fıtığı:&lt;br /&gt;Her iki boyun omuru arasında yastık görevi yapan jölemsi kıkırdak disk dokusunun omurilik ve kola giden sinirlere doğru taşmasıdır. Basının büyüklüğü ve etkinliğine göre boyun ve kol ağrısı, kol kaslarında kuvvet kaybı, ellerde his kusuru, uyuşma ve beceriksizlik görülebilir. &lt;br /&gt;Eğer omur iliğe doğru bası olur ise yürüme zorluğu, bacaklarda kuvvetsizlik ve idrar şikayetleri de görülebilmektedir. Konservatif tedaviye rağmen şikayetler geçmiyor, ciddi omurilik ve sinir basısı var ise; o zaman tedavi cerrahidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5) Diskte dejenerasyon, Kireçlenme: &lt;br /&gt;Yaşın ilerlemesi, omurganın kötü kullanılması sonucu kemik yapıda, bağlarda ve disklerde yıpranma başlar. Jöle kıvamındaki disk keçeleşir, kuvvet emme özelliği ve esnekliğini kaybederek çöker. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemiğin kalsiyum içeriği azalır. Vücut doğal tepkisi olarak bu yıpranmış dokuları kireçlendirir. Oluşan yeni kemikçikler, taşlaşmış bağlar ve daralmış disk mesafeleri sinirlere bası yaparak boyun, kol ve genel vücut ağrısına sebep olabilmektedir. Omurilik basısı yaparak el ve ayaklarda uyuşma, kuvvetsizlik oluşabilmektedir. Mutlak tedavi edilmelidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6) Gerilim, stres, sigara: &lt;br /&gt;Boyun ağrısını artıran ve kronikleştiren en önemli sebeplerdiir. Ekonomik, sosyal ve psikolojik sorunlarımız boyun ağrısını artırır. Boyunda sürekli gerginlik ve ağrılı noktalar tespit edilebilir. Gülmek, düzenli çalışmak, sosyal uğraşılar ve hayata bağlılık boyun ağrısına karşı en önemli silahımızdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7) Omurga kanalında daralma (Servikal Dar Kanal-omurga stenozu, Servikal Spondilitik Myelopati):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle ileri yaşlarda ellerde uyuşma, kuvvetsizlik ve beceriksizlik, yürümede zorluk ve el-ayaklarda his kusuru görülebilmektedir. Omuriliğin ve/veya sinirlerinin geçtiği kanalların daralması ve omurilik beslenmesinin bozulması ile seyreder. Hastalığın erken dönemde tespit edilmesi ve erken tedavi gereklidir. Erken dönemde yapılan cerrahi girişim omurilikte oluşabilecek kalıcı hasarları önlemektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8) Romatizmal Hastalıklar:&lt;br /&gt;Vücudun bağışıklık sisteminin kendi hücrelerine savaş açması sonucu oluşur. Omurgadaki normal kemik ve kıkırdak dokuları hasara uğrar. Romatoid artrit, anklozan spondilit gibi hastalıklar boyun hareketlerinde kalıcı kısıtlılık yapabilir. Sabahları görülen yarım saatten fazla süren eklem sertliği ve hareket zorluğu romatizmal hastalıklar için tipiktir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9) Osteoporoz, kemik erimesi: &lt;br /&gt;Osteoporoz temel olarak kadın hastalığıdır. Kemiklerde kofluğa ve yumuşamaya yol açarak kolay kırılmaya ve dolayısıyla ağrıya sebebiyet verir. Beslenmede kalsiyum ve D vitamini eksikliği, hareketsiz yaşam, erken menopoz, aşırı alkol tüketimi, kortikosteroidler osteoporoz riskini arttırır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10) omurga kırıkları, omur kayması:&lt;br /&gt;Omurlar normalde oldukça sağlamdır. Bazen kaza ve başka sebeplerden zarar görüp çatlayabilir, bütünüyle kırılabilir.&lt;br /&gt;Travma şiddetiyle boyun omurları kayarak omuriliğe zararverebilir. Ciddi omurilik ve sinir kesileri görülebilir. Kaza sonrası boyunun mutlak boyunluk ile tespit edilmesi hayat kurtarıcıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11) Kol ve el sinirlerinin tuzaklanması (sıkışması):&lt;br /&gt;Boyunda omurilikten çıkan sinirler ele doğru giderken yol üzerinde bağ dokusu tarafından tuzaklanır. Buradaki sıkışma sonucu el ve kollarda kuvvetsizlik, uyuşma ve ağrı oluşur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle elin ilk 3 parmağında geceleri görülen uyuşma "karpal tünel sendromu" için tipiktir. Bu tip ağrı ve uyuşma olan hastalarda mutlak EMG testi ile ayrıcı tanıya gidilmelidir. Konservatif tedavi ile sonuç alınamayan hastalarda cerrahi olarak basının kaldırılması gereklidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12) Diğer sebepler:&lt;br /&gt;Boyun tümörleri , omurilik tümörleri ve omurilikte yarıklar oluşturan "Syringomyeli", kemik enfeksiyonları (tüberküloz, bruselloz) da boyun ve kol ağrısı nedeni olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Omuz ekleminden kaynaklanan (Bursitis, Kapsülitis, Tendinit) ağrılar boyun ve kol ağrılarını taklit edebilir. Özefagus, trakea, tiroidit ve akciğer hastalıkları da nadiren boyun ağrısı nedenidir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Yazan Dr. Ümit Hazar&lt;br /&gt;İleten : H.K&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim size önerim ; boyun MR çektirdikten sonra bir fizik tedavi uzmanına muayene olmanızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-8708980850992689991?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/8708980850992689991/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/07/omuz-ve-kol-agrilari.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/8708980850992689991'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/8708980850992689991'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/07/omuz-ve-kol-agrilari.html' title='OMUZ VE KOL AĞRILARI'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-8161535811947457770</id><published>2009-06-23T08:57:00.001-07:00</published><updated>2009-06-23T08:57:57.674-07:00</updated><title type='text'>Kanserden Korunmak</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SkD7f5qJehI/AAAAAAAAGcA/6Qpu7fKOEPA/s1600-h/det_thumb.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 135px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SkD7f5qJehI/AAAAAAAAGcA/6Qpu7fKOEPA/s200/det_thumb.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5350552882788268562" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anadolu Sağlık Merkezi doktorları tarafından özel olarak hazırlanmıştır. &lt;br /&gt; Yanlış beslenmenin kansere yol açan en önemli unsurlardan biri olduğunu düşünürsek son yıllarda  hızla değişen yaşam biçimlerimizin şekillendirdiği beslenme tarzının, kanser hastalığının artışı ile  nasıl paralel olduğunu da fark ederiz. Artık çoğumuz işyerimiz ile evimiz arasındaki uzak mesafe nedeniyle erkenden uyanıyor, kahvaltıya zaman ayırmak yerine iş yerlerimizde birkaç poğaça yiyerek güne başlıyoruz. &lt;br /&gt;Annelerimizden alışık olduğumuz çok emek   isteyen sebze yemekleri yerine artık hazır olan ve paketinden çıkıp kolayca pişirilen yemekleri tüketiyoruz. İlle de sebze yemek istiyorsak konserveleri tercih ediyoruz. Durum böyle olunca raf ömrünü  artıran katkılı maddeler de hayatımızın vazgeçilmez parçası haline geliyor. Şeker ihtiyacımızı da rafine edilmiş şeker pancarından alıyoruz. &lt;br /&gt;Meyve içindeki karbonhidratın fruktoz (meyve şekeri) faydası varken iki küp kanser karıştırıyoruz çaylarımızın içine. Hafta sonları ancak yapabildiğimiz kahvaltılarımızda ise salam, sosis ve sucuğu ise gereğinden fazla tüketiyoruz. Bir de teknolojinin sunduğu boyanmış cipsleri, çikolataları, kızartmaları, kuruyemişi bir düşünün. İşte tüm bunların sonucunda da kaçınılmaz bir sonla karşılaşıyoruz; KANSER. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Korunmak İçin &lt;br /&gt;Genlerinizi değiştiremeyeceğinize göre yaşam tarzınız ve beslenme alışkanlıklarınızda yapacağınız akılcı değişiklerle kanserden korunabilmeniz mümkün. Bunun için sofranızda dikkat etmeniz gereken kurallar ise şöyle:&lt;br /&gt;Bitkisel yağ tüketin: Fazla tüketilen yağ meme, kolon ve rahim ağzı gibi kanser türlerinin oluşma riskini artırıyor. Ayrıca doymuş  yağ tüketimindeki artış yine  kanser için ciddi bir risk oluşturuyor.  Dolayısıyla total yağ alımımız günlük enerjinin yüzde 30’unu geçmemeli. Ayrıca doymuş  yağ içeren pasta, tatlı, poğaça ile yağlı  etleri alışkanlığınızdan çıkarın. Kullandığınız yağlar kesinlikle bitkisel olmalı. E vitamini yönünden zengin olan zeytinyağı, fındıkyağı ve soyayağı antioksidan özellikleriyle kanserden koruyucu etkiye sahip. Etin yağsız olan bölümlerini tercih edin, tavuk etinin derisini temizleyin.&lt;br /&gt;Kırmızı etten kaçının: Kırmızı et  içindeki aminoasitlerinden olan  homosisteinin kanserojen etkisi  mevcut. Aşırı protein alımının  meme, rahim, böbrek, bağırsak ve pankreas kanserine yol açtığı tespit edilmiş. Ayrıca aşırı kırmızı et tüketenlerin diğerlerine nazaran 2.5 kat daha fazla kansere  yakalandığı ispatlanmış. Bu nedenle kırmızı eti mümkün olduğunca az tüketmeye özen gösterin. Günlük protein ihtiyacınızı   kırmızı et yerine beyaz etten karşılayın. Bol bol balık tüketmeye özen gösterin.&lt;br /&gt;Rafine şekerden uzak durun: Rafine şeker, yani çay şekeri  (sükroz) kanser riskini artırıyor. Basit şeker kullanılan tüm tatlılar   da kansere yol açıyor. Dolayısıyla mümkün olduğunca basit şeker kullanılan tatlılardan kaçının.  &lt;br /&gt;Katkı maddelerine dikkat edin: Besinlerin raf ömrünü uzatmak, tat, renk ve koku vermek için   kullanılan katkı maddelerinin birçoğu ile meyve sebzelerin  olgunlaşmasında kullanılan hormonlar kanserojen etkiye sahipler. Salam, sosis ve sucuk yapımında kullanılan nitrit ve nitrat  tuzları da kanserojen etkileriyle  tanınıyor. Dolayısıyla bu tür besinleri tüketmemeye özen gösterin. Sebze ve meyveleri mevsiminde tüketin, olabildiğince doğal besin  ürünleri tercih edin.&lt;br /&gt;Tuz kullanmayın: Tuzun midede  yine nitrit türevleri oluşturarak  mide ve özefagus, kanserlerine  neden olduğu biliniyor. Salamura, turşu ve tuzlama ile yapılan yiyeceklerden uzak durun. Yemeklerin pişirilme aşamasında asla  tuz kullanmayın. Sonradan eklediğiniz tuzda tat eşiğinizi yavaş yavaş  düzelterek azaltın.&lt;br /&gt;Posalı besinlere ağırlık verin: Kompleks bir karbonhidrat olan posanın günlük tüketim miktarı  kanser hastalığını önlemede oldukça etkili. Özellikle kolon kanserinden korumak için gerekli posayı kepekli ekmek yiyerek, meyve  sebzeleri kabuklarıyla tüketerek karşılayın.&lt;br /&gt;Taze meyve tüketimini artırın: Beslenmenizde özellikle karnabahar, lahana, soya fasulyesi ıspanak ve brokoli gibi C, A, E vitaminlerinden zengin besinleri tüketin. Ayrıca sofranızda turunçgiller, havuç, domates gibi karoteni ve selenyumu fazla besinlere yer verin. Bu besinler antioksidan etkiye sahipler. &lt;br /&gt;Yani aldığınız kanserojen maddeler, bu tür antioksidanlarla karşılaştığında kanser yapıcı etkilerini kaybediyorlar. Öğle ve akşam yemeklerinde sofranızda mutlaka bir sebze yemeği olmalı. Ara öğünlerde de en az 3 porsiyon meyve tüketin. Sarmısak, soğan, maydonoz, nane gibi antioksidan etkileri çok fazla besinleri yemeklerinizde mutlaka kullanın. Özellikle sarmısak tansiyonunuzu düşürüyor ve doğal antibiyotik kimyasallarıyla hastalıklara karşı direncinizi artırıyor. Sebze yemeklerini az  suda kısık ateşte pişirin, beklemeden hemen yemeyi alışkanlık edinin.&lt;br /&gt;Kurubaklagilleri sofranızdan eksik etmeyin: Sofranızda haftada en az iki kez kurubaklagil olmalı. Çünkü kurubaklagiller magnezyum, folikasit ve beta karoten açısından oldukça zenginler.  &lt;br /&gt;Her gün yoğurt yiyin: Günde en  az 2 kase yoğurt yiyin. Yoğurdun  içindeki kalsiyum bağırsak kanserleri için koruyucu etkiye sahip.  &lt;br /&gt;Alkolden kaçının: Alkol, sigarayla tüketildiğinde oluşan fusel yağların ve benzoprin maddesinin kansorejen etkileri biliniyor. Yapılan araştırmalar sonucunda aşırı alkol alımının larink, özefgus ve dudak kanserlerine yol açtığı tespit edilmiş. Eğer içki kullanıyorsnız, alkol oranı yüksek içkiler yerine (rakı, viski, votka gibi), daha düşük alkollü (bira, şarap) olanları tercih edin. Alkol tüketimini de haftada 4-5 kadehle sınırlayın. &lt;br /&gt;İdeal kilonuzu koruyun: Yapılan çalışmalarda şişmanlığın önemli bir kanser nedeni olduğu sonucuna varılmış. Sindirim sistemi, rahim ve böbrek kanserlerinin fazla kilo ile ilişkili olduğu saptanmış. Dolayısıyla siz siz olun, kanserden korunmak için ideal kilonuzu korumaya özen gösterin.&lt;br /&gt;Sağlıklı ve dengeli beslenme, kanserden korunmanın en etkili yollarından birini oluşturuyor. Bunun için sofranızda sebze ve meyveyi eksik etmeyin, zeytinyağı  tüketmeye de özen gösterin.&lt;br /&gt;Kanserden korunmak için bol bol sebze ve meyve tüketmeye özen gösterin. Sebze ve meyveleri mevsiminde yiyin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-8161535811947457770?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/8161535811947457770/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/06/kanserden-korunmak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/8161535811947457770'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/8161535811947457770'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/06/kanserden-korunmak.html' title='Kanserden Korunmak'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SkD7f5qJehI/AAAAAAAAGcA/6Qpu7fKOEPA/s72-c/det_thumb.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-7894411174088219653</id><published>2009-06-20T11:25:00.000-07:00</published><updated>2009-06-20T11:27:03.896-07:00</updated><title type='text'>Siyah üzüm mucizesi tıbbın hizmetinde</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/Sj0p7KZ_BgI/AAAAAAAAGHY/aFsCUzsZZnQ/s1600-h/69262.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/Sj0p7KZ_BgI/AAAAAAAAGHY/aFsCUzsZZnQ/s200/69262.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5349478028768380418" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk bilim adamları, antikanserojen özelliği bilimsel araştırmalarla kanıtlanan siyah üzümün kanser hastalarında destekleyici tedavide kullanılması için proje yürütecek.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19 Haziran 2009 13:29&lt;br /&gt;Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü ile Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı'nın ortaklaşa yürüteceği projenin başarıya ulaşması halinde hastalar yüksek fiyata aldıkları ithal ürünü çok ucuza edinebilecek.&lt;br /&gt;Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Osman İlhan, dünyada ve Türkiye'de artış gösteren lösemi, lenfoma ve myeloma gibi hastalıklara yönelik tedavilerde büyük gelişme olmasına rağmen olumlu sonuç alınamayan vakalar da bulunduğunu söyledi.&lt;br /&gt;Yıllardır ''Kemoterapinin yanı sıra destekleyici bir ürün alıp alamayacakları''nı soran hastalarına bununla ilgili bilimsel yayınlar az olduğu için çekingen yanıtlar verdiğini anlatan İlhan, bazı hastalarının ithal edilen pahalı ürünlerden kullandıklarını ifade etti. İlhan, sözlerini şöyle sürdürdü:&lt;br /&gt;''Son yıllarda siyah üzümün kabuğunda bulunan resveratrol adı verilen doğal antibiyotiğin lösemi hastalarında etkili olduğuna ilişkin araştırmalar yayımlandı. Bununla ilgili bir çalışma 33. Ulusal Hematoloji Kongresinde ikincilik ödülü aldı. Nature gibi dünyanın belli başlı dergilerinde bu maddenin kanser hücrelerine karşı etkili olduğu gösterildi ve çalışma çok hızlı ilerliyor. Hatta KML türü kanserli hastalarda çok etkin olan Glivec ilacına direnci olanlarda bile bu maddenin etkili olduğu ortaya çıktı. Yürüteceğimiz bu sosyal sorumluluk projesiyle önce Ziraat Fakültesi'ndeki araştırmacılar tarafından resveratrolun ülkede yetişen siyah üzümlerdeki oranı belirlenip ıslah çalışmaları yapılacak. Projenin ikinci aşamasında ise tıp fakültemizin hematoloji bilim dalında önce hayvan, sonra da insan deneyleriyle bu maddenin hastalar üzerindeki etkinliği belirlenecek. Proje başarıya ulaşırsa hastalar bu ürünlere çok daha ucuza ulaşabilecek.''&lt;br /&gt;''Ürünün kemoterapi gören hastalarda etkili olup olmadığı'' sorusu üzerine de İlhan, bazı bilim adamlarının kemoterapiden sonra değerlerinde düşme olan trombosit ve lökositlerin toparlanmasında bu maddenin etkili olduğunu gösteren çalışmalar ortaya koyduklarını bildirdi. İlhan, ''Literatüre geçen çok başarılı sonuçlar var. Kemoterapide dirençli olgularda bile işe yaradığı görülmüş'' şeklinde konuştu.&lt;br /&gt;Antikanserojen etkisi olan bu maddenin bir alternatif tedavi değil, ilaçla beraber alınması gereken tamamlayıcı bir ürün olduğunu vurgulayan İlhan, ''Lösemi ve lenfoma tedavisinde, kemoterapinin etkisinin artırılması ya da yan etkilerinin azaltılması için kullanılabilecek. Ama bunun için öncelikle projemizin sonuçlanması gerekir'' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-RESVERATROLUN ANTİKANSEROJEN VE ANTİMUTAJEN ÖZELLİĞİ-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Başkanı Prof. Dr. Gökhan Söylemezoğlu da siyah üzümün soğuk hava koşulları, mantar enfeksiyonları gibi etkenlere bağlı olarak kendini korumak için ürettiği resveratrolun, antikanserojen ve antimutajen özelliği bulunduğunu söyledi.&lt;br /&gt;Bu maddenin siyah üzüm çeşitlerinde yoğun olarak bulunduğunu anlatan Söylemezoğlu, araştırma kapsamında, asmanın gen merkezi olan Türkiye'de yetiştirilen üzüm çeşitlerinde bu maddenin düzeyinin belirleneceğini kaydetti.&lt;br /&gt;Söylemezoğlu, çalışma kapsamında üzümün çekirdeği, kabuğu ve salkım sapının yanı sıra şarap ve pekmez gibi bu meyveden üretilen ürünlerdeki resveratrol düzeyine de bakacaklarını bildirdi.&lt;br /&gt;Üzüm suyu ve kuru üzüm gibi besinlerdeki resveratrol oranını da araştıracaklarını belirten Söylemezoğlu, ''Bu araştırma, hem kültür çeşitlerinde hem yabani tipteki asmalarda hem de Amerikan türlerinde yürütülecek'' diye konuştu.&lt;br /&gt;Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Çolak ise projeyi TÜBİTAK, DPT ve diğer ilgili kuruluşların desteğiyle yürütmeyi planladıklarını söyledi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-7894411174088219653?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/7894411174088219653/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/06/siyah-uzum-mucizesi-tbbn-hizmetinde.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/7894411174088219653'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/7894411174088219653'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/06/siyah-uzum-mucizesi-tbbn-hizmetinde.html' title='Siyah üzüm mucizesi tıbbın hizmetinde'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/Sj0p7KZ_BgI/AAAAAAAAGHY/aFsCUzsZZnQ/s72-c/69262.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-4084208724411932611</id><published>2009-06-15T10:47:00.000-07:00</published><updated>2009-06-15T10:48:08.278-07:00</updated><title type='text'>Çocuklarda şeker hastalığı patlaması</title><content type='html'>Bilim adamları Tip 1 diyabetin Avrupa'da beş yaşın altındaki çocuklarda 2005-2020 döneminde ikiye katlanacağı tahmininde bulundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İrlandalı ve Macar araştırmacılar, beş yaşın üstündeki çocuklarda da vakaların ciddi oranda artacağını söylüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lancet dergisinde yayımlanan araştırmada yükselişin hızına bakılarak, sebebin yalnızca kalıtsal olamayacağı, yaşam tarzının da önemli olduğu vurgulandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktorlara göre en büyük artışın, yaşam tarzının Batı Avrupa'ya göre daha hızlı değiştiği Doğu Avrupa'da olması da bunun bir kanıtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmacılardan Doktor Chris Patterson, "İleri yaşlardaki annelerin bebeklerinde Tip 1 diyabet riski az da olsa artış gösteriyor. Aynı şey sezeryanla doğan çocuklar ve küçük yaşlarda hızla kilo alan çocuklar için de geçerli." diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Annelerinin emzirdiği bebeklerde ise bu risk biraz azalıyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktor Patterson'a göre enfeksiyon ve virüsler de önemli bir rol oynuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak bunlardan hiçbirinin tek başına bu hızlı artışı açıklamaya yetmediğini belirten doktor, artışın sebebini şu aşamada tam olarak bilemediklerini kaydediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmada 1989 ile 2003 yılları arasında, 20 ülkeden 29.311 Tip 1 diyabet hastası incelendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve Tip 1 vakalarının her yıl yüzde 3,9 arttığı saptandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak bu oran, beş yaşın altındaki çocuklarda yüzde 5,4.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5-9 yaş grubunda ise yüzde 4,3.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmacılar, Lancet dergisindeki makalede Avrupa sağlık sisteminin artan hastalara gereken bakımı sağlayacak önlemleri de alması gerektiği uyarısında bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tip 1 - Tip 2&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsülin eksikliğinden kaynaklanan Tip 1 diyabette hastalar, sürekli olarak insülin enjekte etmek zorunda kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vücudun bağışıklık sistemi pankreastaki beta hücrelere saldırıp onları yok ettiği için, vücut insülin hormonunu üretemiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeker hastalarının yalnızca yüzde 10'u Tip 1 diyabetli. Ancak çocuklarda görülen vakaların çoğunluğu Tip 1.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tip 2 diyabet ise genelde ilerleyen yaşlarda ortaya çıkıyor ve aşırı kilo gibi yaşam tarzından kaynaklanan sebeplere bağlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pankreas yeteri kadar insülin üretmediği için ya da vücut insülini iyi kullanamadığı için ortaya çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genelde rejim ve egzersiz ile tedavi edilebiliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: BBC&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-4084208724411932611?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/4084208724411932611/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/06/cocuklarda-seker-hastalg-patlamas.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/4084208724411932611'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/4084208724411932611'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/06/cocuklarda-seker-hastalg-patlamas.html' title='Çocuklarda şeker hastalığı patlaması'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-2336709476246381606</id><published>2009-05-22T11:31:00.000-07:00</published><updated>2009-05-22T11:32:14.918-07:00</updated><title type='text'>Bu ilaçlara dikkat !</title><content type='html'>Sağlık Bakanlığı, 2 serum ile zehirlenmelerde kullanılan 1 mide solüsyonunun bazı serilerinin&lt;br /&gt;piyasadan çekilmesine karar verdi.&lt;br /&gt;Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü, Eczacıbaşı-Baxter Hastane Ürünleri San. ve Tic. A.Ş.nin ruhsatına sahip olduğu "Yüzde 5 Dekstrozlu Laktatlı Ringer Sol. 1000 ml" adlı serumun G0705021 nolu serisine, Polifarma İlaç San. ve Tic. A.Ş'nin ruhsatına sahip olduğu "PF Yüzde 5 dekstroz 1000 ml "adlı serumun E-0808046-2 nolu serisine, 2. sınıf B seviyesinde geri çekme işlemi uygulanmasını kararlaştırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan, Orfoz Sağlık Hizmetleri San. ve Tic. Ltd. Şti'nin ruhsatına sahip olduğu, midedeki zehirlenmelere karşı kullanılan "Aqua-Carbo Oral&lt;br /&gt;Süspansiyon" isimli ilacın 0810001, 0811001, 0811003 , 0812006, 0812004, ve 0806008 seri nolarına 2. sınıf B seviyesinde geri çekme işlemi uygulanacağı bildirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlık Bakanlığının 2 serum ve bir mide solüsyonu ile ilgili geri çekme kararı, resmi yazı ile 81 ilin sağlık müdürlüklerine, Türkiye Eczacılar Birliğine, ilgili ilaç firmalarına, eczacı odalarına ve sağlık kuruluşlarına gönderildi. Yönetmelik gereği tüm eczane, hastane ve diğer sağlık kuruluşlarının, ellerinde bulunan ilaçların ilgili serilerini, ruhsat sahibi firmaya iade etmesi gerekiyor&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-2336709476246381606?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/2336709476246381606/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/05/bu-ilaclara-dikkat.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/2336709476246381606'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/2336709476246381606'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/05/bu-ilaclara-dikkat.html' title='Bu ilaçlara dikkat !'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-7174365795953458131</id><published>2009-05-21T07:23:00.000-07:00</published><updated>2009-05-21T07:24:28.910-07:00</updated><title type='text'>Yoğurt yağ yakıyor</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/ShVkFlJaUzI/AAAAAAAAF6s/MYab-eFvIM4/s1600-h/yogurt.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 198px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/ShVkFlJaUzI/AAAAAAAAF6s/MYab-eFvIM4/s200/yogurt.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5338282980351300402" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyetlerine yağsız yoğurt ekleyenler yüzde 22 daha fazla kilo kaybediyor. Göbekteki yağların yüzde 81'i de yoğurtla eriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göbeğini hızla eritmek isteyenler, bol bol yağsız yoğurt yesin! ABD'de yapılan bir araştırmada, düşük kalorili rejimlerine yoğurt seçeneğini ekleyen ve günde üç öğün yağsız yoğurt yiyen aşırı kiloluların, yoğurtsuz bir diyet uygulayanlara oranla yüzde 22 daha fazla kilo verdikleri ve yüzde 61 daha fazla yağ yaktıkları tespit edildi. Yoğurt yiyenlerin ayrıca, karın bölgelerinde yüzde 81 daha fazla yağ yaktıkları ortaya çıktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tennessee Üniversitesi'ndeki araştırmaya katılanlardan Dr. Michael Zemel, yoğurt yiyenlerin hem ortalama yedi kilo olan zayıflama seviyesinden daha fazla inceldiklerini hem de kaslarını diğerlerinden iki kat fazla koruduklarını belirtti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. Zemel, kas kütlesini korumanın diyet yapanlarda önemli bir konu olduğunu belirterek, "Önemli olan yağ yakmak, kas değil. Kaslar kalori yakmaya yardımcı oluyor, ancak kilo verirken kas kütlesi de kaybediliyor. Buna en iyi çözüm, kalsiyum ve protein ağırlıklı bir diyet, yani yoğurt" diye konuştu. Araştırma Uluslararası Obezite Dergisi'nin nisan sayısında yayımlanacak. &lt;br /&gt;Bu arada Japonya'da yapılan araştırmalar da, yoğurdun nefes kokusunu giderdiğini, diş taşı ve diş eti iltihaplarını doğal yollardan önlediğini ortaya koydu. Altı hafta boyunca günde bir porsiyon yoğurt yiyenlerin yüzde 80'inde, nefes kokusuna yol açan hidrojen sülfit düzeyi azaldı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-7174365795953458131?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/7174365795953458131/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/05/yogurt-yag-yakyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/7174365795953458131'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/7174365795953458131'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/05/yogurt-yag-yakyor.html' title='Yoğurt yağ yakıyor'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/ShVkFlJaUzI/AAAAAAAAF6s/MYab-eFvIM4/s72-c/yogurt.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-7144911074829990405</id><published>2009-05-21T07:22:00.001-07:00</published><updated>2009-05-21T07:22:40.130-07:00</updated><title type='text'>Kramplar magnezyum eksikliğinin habercisi</title><content type='html'>Magnezyum eksikliğinin en önemli göstergesi krampların önemsenmesi gerektiğini belirten uzmanlar, aksi halde çok çeşitli sağlık sorunlarıyla karşılaşılabileceği uyarısında bulunuyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fizik Tedavi Uzman Dr. Ayla Yılmaz, magnezyum potasyum ve kalsiyum eksikliğinin kramplara zemin hazırladığını dile getirdi. İnsan vücudu için hayati önem taşıyan minerallerden biri olan magnezyumun, enerji gerektiren tüm metabolik olayların yürütülmesinde başrol oynadığını belirten Dr. Yılmaz, magnezyum olmadan vücutta enerji dönüşümünün gerçekleşemeyeceğini vurguladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vücutta bir ön faktör gibi rol oynayarak 300'den fazla enzimatik reaksiyona giren magnezyumun, kemiklerin güçlenmesini sağladığını aktaran Yılmaz, şu bilgileri verdi: "Karbonhidrat metabolizmasında en temel görevleri üstlenen ve yaşamında temel olan proteinlerin yapımından sorumlu olan magnezyumun, yaşamsal organımız kalp üzerinde de olumlu etkileri bulunuyor. Aritmilerin ve kalp krizinin tedavisinde kullanılan magnezyum, kalp kasının kasılma şiddetini azaltıyor. Kalbin daha az enerji ve oksijen kullanmasını sağlıyor, bir başka deyişle kalbin daha ekonomik çalışmasını sağlıyor. Magnezyum eksikliği insan yaşamı için son derece önemli bir tehdit. Günümüz koşullarında doğal yollar ile bu eksikliği gidermenin gittikçe zorlaşıyor." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir veya birden fazla kas demetinde görülebilen, kısa durumlu kasılmalara kramp adını verildiğini belirten Yılmaz, kas kramplarının genellikle yoğun egzersizler ve dinlenme esnasında ortaya çıktığını söyledi. Magnezyum, potasyum ve kalsiyum eksikliklerinin de kramplara zemin hazırladığına dikkati çeken Yılmaz, şöyle konuştu: "Kramplara yetişkinlerde daha sık rastlanır. Çocuklarda da özellikle aşırı sıcaklarda bulantı ve kusma gibi hastalığa yakalananlarda su kaybı ile doğru orantılı olarak görülür. Şeker hastaları, böbrek hastaları, kalp-damar hastaları ve hamileler sıklıkla kramplardan şikayetçi olur. Özellikle gebelik döneminde kas kasılmaları yoğun görülen bir durumdur. Gebelik esnasında oluşan kramplardan korkulmaması gerekir. Hamileliğin ilerleyen dönemlerinde, bebeğin kalsiyuma daha fazla ihtiyaç duyması ve annenin bu ihtiyaca cevap verememesiyle gebelik krampları gözlenir." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kas kasılmaları esnasında kesinlikle panik yapmamak gerektiğini dile getiren Yılmaz, "Eğer bacağınıza kramp girdiyse ve yardım edecek biri yoksa, ayağa kalkıp, ellerinizi sert bir yere dayayın. Kramp giren bacağınızı bükmeden geriye doğru kaldırabildiğiniz kadar kaldırın. Bir süre aynı hareketi tekrarlayın. Diğer bacağınız ile de yaylanma hareketi yaparak kramp girmiş bacağınıza yardımcı olmalısınız" şeklinde konuştu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-7144911074829990405?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/7144911074829990405/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/05/kramplar-magnezyum-eksikliginin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/7144911074829990405'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/7144911074829990405'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/05/kramplar-magnezyum-eksikliginin.html' title='Kramplar magnezyum eksikliğinin habercisi'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-2402986362626673067</id><published>2009-05-18T04:46:00.001-07:00</published><updated>2009-05-18T04:46:59.750-07:00</updated><title type='text'>Arı sokarsa ne yapmalıyız ?</title><content type='html'>Arı sokmasında halk arasında yapılan çoğu uygulamanın yanlış olduğu bildirildi.&lt;br /&gt;Dr. Rodoplu, yaptığı açıklamada, ilkbahar ve yaz aylarında arı sokması ve buna bağlı alerjik reaksiyonların önemli bir acil olgu olduğunu belirtti. Arı sokan insanların yüzde 5'inde arı zehrine karşı alerji olduğunu, bunun da önemli sağlık sorunlarına yol açtığını kaydeden Rodoplu, arı zehrinin solunum durmasına kadar ileri etkilere yol açabileceğini ifade etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alerjiye en fazla yol açan ve zehirli olan arı türünün, bal arısı olduğunu ve insanda anaflaksi denilen aşırı duyarlılığa bağlı şok tablosu meydana getirdiğini anlatan Dr. Rodoplu, böyle bir durumda önce ciltte kırmızılık, şişme ve kabarıklık görüldüğünü, daha sonra şişmenin bütün vücuda yayıldığını söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. Rodoplu, bu durumda kaşıntı görülebileceğini, dudak ve dil ile solunum yolu iç örtüsünün de (mukoza) şişerek nefes borusunda spazm (bronkospazm), hırıltı, göğüste solunum yetersizliğine yol açabildiğini ifade ederek, ilk yardım konusunda şu bilgiyi verdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''İğneyi görebilirseniz, tırnaklarınız yardımıyla veya cımbız kullanarak çıkarabilirsiniz. Sokma yerini bol soğuk suyla yıkayın. Solunum sorunu olanlarda gerekli temel yaşam desteği yapılması lazım. Arının soktuğu bölgeye, zehrin kana karışmasını engellemek amacıyla turnike uygulaması, ısırılması, emilmesi, dağlanması asla önerilmeyen yöntemlerdir. Bunlar doğru bilinen yanlışlardır ve bu tip girişimlerin hiçbir bilimsel açıklaması olmadığı gibi pratik faydası da yoktur. Çünkü zehir ciltten girdikten sonra saniyeler içinde kana ve oradan da tüm vücuda yayılır. Bu nedenle çeşitli girişimlerle bunu engellemek asla mümkün değildir.''&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-2402986362626673067?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/2402986362626673067/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/05/ar-sokarsa-ne-yapmalyz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/2402986362626673067'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/2402986362626673067'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/05/ar-sokarsa-ne-yapmalyz.html' title='Arı sokarsa ne yapmalıyız ?'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-2114099251407280354</id><published>2009-05-01T08:04:00.000-07:00</published><updated>2009-05-01T08:05:11.609-07:00</updated><title type='text'>Alerjik Nezle Basit Bir Hastalık Değil</title><content type='html'>En sık rastlanan alerjik hastalıkların başında gelen alerjik nezle çocuklarda da görülüyor. Yeditepe Ãœniversitesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Hülya Ercan, "Allerjik nezlesi olan hastalarda astım ve egzema gibi diğer allerjik hastalıklar da gelişebilir, bu nedenle yakından takip edilmelidirler." diyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allerjik Nezle nedir?&lt;br /&gt;Allerjik nezle en sık rastlanan allerjik hastalıktır. Burunda;&lt;br /&gt;  • Akıntı&lt;br /&gt;  • Kaşıntı&lt;br /&gt;  • Tıkanıklık &lt;br /&gt;  • Hapşırma &lt;br /&gt;ile kendini gösterir. &lt;br /&gt;  • Allerjik nezlesi olan çocukların burun akıntısı renksiz ve berraktır. &lt;br /&gt;  • Burnun sürekli silinmesine bağlı olarak burnun üst kısmında çizgilenme olabilir. &lt;br /&gt;  • Göz altlarında koyu renkli halkalar görülebilir. &lt;br /&gt;Tekrarlayan boğaz temizlemesine bağlı olarak kesik kesik öksürme olabilir.&lt;br /&gt;Allerjik nezleye neden olan allerjenler sıklıkla;&lt;br /&gt;  • polenler (çiçek tozu)&lt;br /&gt;  • ev tozu akarları (mayt)&lt;br /&gt;  • kedi-köpek-kuş gibi hayvanların tüyleri ve salyaları ile hamam böceğidir. &lt;br /&gt;Polenler genellikle mevsimsel şikayetlere yol açarlar. En sık görüleni çayır poleni duyarlılığı olup şikayetler ilkbaharda alevlenir. &lt;br /&gt;Ev tozu akarları (maytlar) ise kumaş kaplı yüzeylerde, yün yatak-yorgan-yastıklarda , halılarda bulunur. Rutubet yaşamalarını kolaylaştırır. Şikayetler yıl boyu ve özellikle de sabah yataktan kalkarken belirginleşir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allerjik Nezlenin kaç tipi vardır?&lt;br /&gt;Belirtilerin görülme sürelerine göre alerjik nezle mevsimsel veya peroneal (yıl boyu) alerjik nezle olarak sınıflandırılır.&lt;br /&gt;Çayır poleni alerjilerinde olduğu gibi şikayetler sadece bir mevsimle sınırlı kalırsa mevsimsel alerjik nezle olarak takip edilir.&lt;br /&gt;Ev tozu maytlarına duyarlılığı bulunan kişilerde olduğu gibi bulgular tüm yıl boyunca görülenler ise peroneal alerjik nezle gurubuna girerler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedenleri nelerdir?&lt;br /&gt;Allerjik nezlenin gelişmesindeki en büyük risk faktörü hastanın ailesinde allerjik bir hastalığın bulunmasıdır. Sigara ve egzoz dumanı, hava kirliliği, evde hayvan beslenmesi, hijyenik ortamda yaşanması gibi faktörler de allerjik nezle gelişme riskini artırırlar. Alerjik nezle belli bazı alerjenlere duyarlılığı bulunan çocuklarda uygun genetik ve çevresel şartlar sağlandığında ortaya çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allerjik Nezleye bağlı olarak görülebilecek hastalıklar nelerdir?&lt;br /&gt;Çoğunlukla allerjik nezlesi olan çocuklar erişkinlerde olduğu gibi tipik bulgular vermezler. &lt;br /&gt;  • Düzelmeyen ve yineleyen öksürük&lt;br /&gt;  • Geniz akıntısı&lt;br /&gt;  • Orta kulak iltihabı&lt;br /&gt;  • Sinüzit&lt;br /&gt;  • Geniz etinin büyümesinin &lt;br /&gt;altında allerjik nezle bulunabilir. &lt;br /&gt;Allerjik nezle çocukların,&lt;br /&gt;  • uyku düzeninin bozulmasına&lt;br /&gt;  • okul veriminin azalmasına &lt;br /&gt;  • dikkatinin dağılmasına&lt;br /&gt;  • konsantrasyonunun bozulmasına &lt;br /&gt;neden olduğu için tanınmalı ve tedavi edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allerjik Nezlenin teşhisi nasıl konur?&lt;br /&gt;Allerjik nezle bir doktor tanısıdır. Benzer şikayetlere neden olan diğer nezlelerden ayırt edilmelidir. Hastanın doktor tarafından şikayetleri dinlenip ayrıntılı fizik muayenesi yapılmalı, burun akıntıları incelenmeli, kanlarında veya ciltlerinde neye allerjileri oldukları araştırılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allerjik Nezlenin tedavisi nasıl yapılır?&lt;br /&gt;Allerjik nezle ömür boyu süren ve tamamen iyileşmeyen bir hastalık olmasına rağmen kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Allerjik nezlenin tedavisinde ilk ve en önemli nokta belirtilere yol açan allerjenden uzak durulmasıdır. Bu nedenle aşağıdaki önerilere dikkat ediniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Çocuğunda ev tozu akarına allerjisi olanlar&lt;br /&gt;    • Akar geçirmeyen yatak kılıflarını kullanınız&lt;br /&gt;    • Evde rutubeti azaltınız&lt;br /&gt;    • Evinizi her gün havalandırınız&lt;br /&gt;    • Çocukların uyuduğu odadaki yün halı, yatak-yorgan-yastıkları, üzerinde toz tutabilecek kitapları, oyuncakları uzaklaştırınız&lt;br /&gt;    • Hafif nemli bir bez ile her gün odanın tozunu alınız&lt;br /&gt;  Hayvanlara allerjisi olanlar&lt;br /&gt;    • Hayvanı uzaklaştırınız&lt;br /&gt;  Polen allerjisi olanlar&lt;br /&gt;    • Polen mevsiminde pikniğe gitmeyiniz&lt;br /&gt;    • Gün içinde camları kapatıp ev içine polen girişini engelleyiniz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allerjenden korunmaya rağmen şikayetleri devam eden hastaların sürekli veya gerektikçe kişiye uygun ilaçlarla allerjisi kontrol altında tutulmaya çalışılmalıdırlar. Tüm tedavilere rağmen şikayetleri devam eden küçük bir gruba ise immünoterapi (aşı) tedavisi uygulanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavide geç kalınması durumunda nezlenin astıma çevirmesi durumu söz konusu mudur?&lt;br /&gt;Allerjik nezlesi olan hastalarda astım ve atopik dermatit (egzema) gibi diğer allerjik hastalıklarda gelişebilir, bu nedenle yakından takip edilmelidirler. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Alerji reçeteleri&lt;br /&gt;Aşağıdaki reçeteler, alerjik rahatsızlıkların tedavisine yardımcı olacaktır.&lt;br /&gt;Büyükçe siyah bir turp iyice yıkanır. Sonra kabukları soyulup rendelenir. Bir süre bekledikten sonra süzülerek içilir. Alerjik belirtiler kayboluncaya kadar her gün devam edilir.&lt;br /&gt;3 çorba kaşığı şahtere; su dolu bir çaydanlığa konulup, 15 dakika kaynatılır. Sabah, öğle ve akşam yemeklerinden sonra, birer çay bardağı içilir.&lt;br /&gt;2 kahve kaşığı acı yonca ve 2 kahve kaşığı ravend, orta büyüklükte bir çaydanlıkta kaynatılır. Sabah, öğle ve akşam yemeklerinden sonra, birer çay bardağı içilir.&lt;br /&gt;Orta boyda bir çaydanlığa, bir avuç suteresi konur ve 15 dakika kaynatılır. Sabah, öğle ve akşam yemeklerinden sonra, birer çay bardağı içilir.&lt;br /&gt;Aşağıda tarif edeceğimiz masajların da alerjik reaksiyonları azalttığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;Bir sandalyeye oturulur. Diz kapaklarının arkasındaki kat yerinin tam ortası iyice ovulur. Her gün, birkaç kere tekrarlanır. &lt;br /&gt; Hasta, bir sandalyeye belden yukarısı çıplak olduğu halde oturtulur. Başını eğmesi söylenir. Bu durumda; ense kökünde bir kemik çıtkıntısı belirir. Bu çıkıntıdan aşağıya doğru 3 çıkıntı sayılır. Bu noktadan itibaren 1 parmak sol ve 1 parmak sağındaki nokta iyice ovulur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-2114099251407280354?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/2114099251407280354/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/05/alerjik-nezle-basit-bir-hastalk-degil.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/2114099251407280354'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/2114099251407280354'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/05/alerjik-nezle-basit-bir-hastalk-degil.html' title='Alerjik Nezle Basit Bir Hastalık Değil'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-7480828451563204754</id><published>2009-04-30T05:37:00.001-07:00</published><updated>2009-04-30T05:38:08.932-07:00</updated><title type='text'>Çalışanları Tehdit Eden Kas İskelet Sistemi Problemleri</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SfmbqVit8rI/AAAAAAAAF0k/quLfRLfBk0U/s1600-h/152705.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 150px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SfmbqVit8rI/AAAAAAAAF0k/quLfRLfBk0U/s200/152705.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5330462785609265842" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Modern yaşam insanlara sunduğu olanaklarla onların yaşamını kolaylaştırırken bir yandan da çalışanları hareketsizliğin olumsuz sonuçları ile karşı karşıya bırakmaktadır. Aslında insan hareket etmek üzerine  planlanmıştır ve  iki ayak üzerinde durma avantajı nedeniyle ellerini daha fazla ve ince işlerde kullanabilmekte ve kendi yaşamını kolaylaştırmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş ve mesleğin özelliklerine bağlı olarak  hastalıklarla karşılaşma  veya  çalışma ortamındaki fiziksel, kimyasal veya diğer  etkenlere bağlı olarak   hastalanma veya kazalara maruz kalma tıpda  meslek hastalıkları kapsamında   ele alınmaktadır. &lt;br /&gt;Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) istatistiklerine göre, dünyada her üç dakikada, bir işçi iş kazası veya meslek hastalığı yüzünden hayatını kaybediyor. Her yıl dünyada ortalama 110 milyon işçi iş kazası geçiriyor veya meslek hastalığına yakalanıyor. Bunlardan 180.000’i ölüyor. İş kazası ve meslek hastalığının  ortaya çıkardığı mortalite ve morbidite  kadar işyerine ve ulusal ekonomiye yüklediği işgücü kaybı, üretim kaybı gibi maliyetler ve birçok yan maliyetten söz edilebilir. Bunlar; hastane masrafları, ilaç bedelleri, mahkeme masrafları ve sigortalıya ödenen tazminatlar gibi maliyetlerdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kazaların genellikle yalnızca yüzde 3'ünden korunmak mümkün değildir ve geri kalan yüzde 97'si ise korunabilen kazalar olarak istatistiklere geçmektedir.&lt;br /&gt;Ayrıca ciddi hastalık oluşturmayan veya işe bağlı olduğu  üzerine kayıt tutulmayan birçok kas-iskelet sistemi rahatsızlığından yakınan çalışanlar mevcuttur. Son yıllarda özellikle gelişmiş ülkelerde bu konuda ortaya çıkan ciddi istatistiki bilgiler ve bu durumun  düzeltilmesi için  çalışma yaşamı, iş ortamı değişiklikleri ve ergonomi  düzenlemeleri  yapılmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizdeki iş hastalıklarına ilişkin. SSK 2004 verilerine göre  83800 iş kazası,&lt;br /&gt;384 meslek hastalığı,1.983.410 meslek hastalığı nedenli işgünü kaybı ve GSMH’a  %1-4 kadar  yani ülkemizde 4 katrilyona yakın  ekonomik  yük oluşturmaktadır.&lt;br /&gt;İş kazalarında birinci sırada %37 ile  cisimlerin ezme ve sıkıştırması, %15 ile düşen cisimlerin çarpması,%11  ile düşmeler önemli sebeplerdir. Ayrıca birçok sağlık sorunu da iş ve meslek nedenli ortaya çıkmakta fakat ülkemizde iyi istatistiki kayıtlar olmadığından  bunların neden olduğu ekonomik problemler konusunda yeterli veri bulunmamaktadır. Bariz   akut durum yaratmayan  iş sağlık sorunları da giderek daha fazla  çalışanları , işvereni ve işyerlerinde insan kaynaklarını   meşgul etmektedir. İşçilerin iş kazalarına uğramalarını ve meslek hastalıklarına tutulmalarını önlemek, sağlıklı ve güvenli çalışma ortamını oluşturmak için alınması gereken önlemler dizisi, 'İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği" olarak tanımlanıyor. İşçi sağlığı ise, "Bütün mesleklerde, çalışanların fiziksel, ruhsal ve sosyal tam iyilik halinin takviyesini ve en yüksek düzeylerde sürdürülmesini iş koşulları ve kullanılan zararlı maddeler nedeniyle çalışanların sağlığına gelebilecek zararların önlenmesini, işçinin psikolojik ve fizyolojik özelliklerine uygun yerlere yerleştirilmesini gerektirir" şeklinde tanımlanıyor. Bu da işin insana, insanın işe adaptasyonu gibi çok geniş kapsamlı hizmetler zincirini oluşturuyor.&lt;br /&gt;Bu genel meslek hastalıkları bilgisinden sonra  çalışma  yaşamının neden olduğu  ve kişilerin sıklıkla şikayet ettiği  kas iskelet sistemi belirtilerine ve bunların nedenleri ve önlenmesine ilişkin  tavsiyelere  bakalım.&lt;br /&gt;Kas iskelet sistemi belirtileri nelerdir?&lt;br /&gt;Ağrı&lt;br /&gt;Boyun ve kol ağrısı&lt;br /&gt;Baş ağrısı,başdönmesi&lt;br /&gt;Omuz ağrısı&lt;br /&gt;Bel ve sırt ağrısı&lt;br /&gt;Bacak ağrısı&lt;br /&gt;Kol ve ellerde uyuşma ve karıncalanma&lt;br /&gt;Güçsüzlük ve kramp&lt;br /&gt;Sabah tutukluğu&lt;br /&gt;Yorgunluk&lt;br /&gt;Halsizlik,uyku bozukluğu&lt;br /&gt;Duruş bozuklukları&lt;br /&gt;İş veriminde düşme&lt;br /&gt;Kızgınlık,öfke,sosyal izolasyon&lt;br /&gt;Ağrı; hoş olmayan duyu olarak tanımlanır , tıbbi ağrı yaklaşımıyla  akut ve kronik ağrı olarak ayrılır.Akut ağrı bir doku hasarının sonucu  uyarıma yanıt olarak ortaya çıkan hoş olmayan duygusal tepkidir. Belirli bir bölge veya dokuda sınırlı olabilir,bazen de komşu bölgelere yayılabilir,ya da hasar bölgesinden başka bir yerde   hissedilebilir.Ağrının şiddeti veya tipi  kişinin daha önceki deneyimleri ile ilişkili olarak ifade edilir.Her zaman  doku hasarı miktarının basit bir işlevi değildir ve  endişe, depresyon gibi duygusal çalkantılardan etkilenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kronik ağrı , akut olarak onu başlatan hasar veya hastalık ortadan kalktığında da devam eder ve sebepten çok  algılama sistemindeki değişikliklere bağlıdır ve yeri tam olarak tarif edilemez. Bedensel bir algılama yerine daha fazla  duygusal tepkimeler, anksiyete, depresyon ve psikotik bozukluklar vardır. Bu nedenle, kronik ağrılı  kişilerde  meslek, ev işleri, hobiler, cinsel yaşam ve iş  girişimlerinde sorun oluşur. Kişi hareketlerini ağrı nedeniyle sürekli azaltma eğilimindedir,  bu durum ise hareketsizlik yaratacak ve   kişiyi  bunun sonuçları ile karşı karşıya bırakacaktır.&lt;br /&gt;Boyun ağrıları ve buna eşlik eden belirtiler diğer en sık yakınmalar arasında gelir. Sıklıkla ofis çalışanları, bilgisayar kullanıcıları, telefon oparatörleri, sekreterler , brokerlar  ve teknisyenler  bu durumdan şikayetçidir.Meslekleri gereği  uzun süreli sabit pozisyonda çalışmak belirli kas gruplarında  zorlanmaya   (tıpdaki ismiyle overuse)   neden olur. Uzun süre bu durum gözardı edildiğinde  devamlı gerilen kaslar vücut duruşunda bozulmalara ve zamanla ilişkili vücut kısımlarında ağrı, uyuşma , karıncalanma ve  güçsüzlüğe  neden olur. Ayrıca bu durumun insanın yaşamında karşılaşacağı küçük travmalarda  yeterli kas kuvveti olmaması nedeniyle kolay hasarlanma zemini yaratacağını da belirtmek gerekir.Böyle mesleki çalışma yapan biriyle  düzenli egzersiz yapan bir kişinin sıkça korkulan boyun fıtığı olasılığıyla karşılaşma ihtimali de  daha fazla olabilecektir. &lt;br /&gt;Bu durumu engellemek için neler yapmalıyız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağrı için hekimlerin ergonomi önerilerini dikkate alın ve bu tavsiyeleri yerine getirin .Tüm bunlara rağmen ağrınız devam ediyorsa  mutlaka bir hekime  başvurun. Boyun ağrısına nedeni olabilecek başka  birçok hastalığın söz konusu olabileceğini de unutmamak ve  kesin tanı için hekimden yardım almak gereklidir. &lt;br /&gt;Boyun ağrısını engellemek için  önerilen yararlı alışkanlıklar vardır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İş sırasında çalışma sırasında sık kısa 5 dakikalık aralar verin &lt;br /&gt;Uzun yolculuklarda boyun kavsini koruyacak korse kullanın &lt;br /&gt;Uyurken çok yastık kullanmayın, boyun kavsini destekleyen yastık tercih edin &lt;br /&gt;Kanepede uyuya kalmaktan kaçının &lt;br /&gt;Telefon ahizesini boynunuza sıkıştırmayın mümkünse  kulaklık kullanın &lt;br /&gt;Aralarda ve gün içinde boyun izometrik kasılmaları olarak tanımlanan hareketleri  5-10 kez tekrarlayın &lt;br /&gt;İşyerinizde masa başı oturuşunda aşağıdaki kuralları uygulayın&lt;br /&gt;Masa ile dizlerin arası 5 cm.den az olmamalıdır. &lt;br /&gt;Masanın alanı dar, ayakları kısa olmamalıdır. Bu şekilde çalışma esnasında bacaklar rahat hareket edebilir, bacakların hareket alanı kısıtlanmamış olur&lt;br /&gt;Sırt, bacaklar ve dizler arasında dik açılı bir oturuş sağlanmalıdır. Bu şekilde iskelet ve kas sisteminde oluşabilecek rahatsızlıklar önlenmiş olur.. &lt;br /&gt;Ayaklar yere değebilmelidir. Yere sarkan ayaklar kan dolaşımını engellediği gibi, dizleri de yorar.gerekirse ayakları 20 cm yüksekte tutun &lt;br /&gt;Baş hiç bir zaman geriye doğru tutulmamalıdır. Bu boyun kaslarını yorabileceği gibi,  kireçlenme gibi sorunlara da yol açabilir &lt;br /&gt; Oturuş pozisyonunuzu sık sık değiştirmelisiniz. Uzun süreler aynı pozisyonda oturmak anatomik sorunlara, şekil bozukluklarına ve ortopedik hastalıklara yol açabilir.  &lt;br /&gt;Ofis ortamının çok sıcak ya da çok soğuk olmaması da önemlidir. Çok sıcak ortamda, oturduğu yerde terleyen vücut, daha soğuk bir ortama çıktığında bel, sırt ağrılarına davetiye çıkarır. Soğuk bir ortamda ise vücudun kan dolaşım hızı düşer, kas ve eklemler sertleşir. Bu nedenle ani hareketler kalıcı rahatsızlıklara yol açabilir.  &lt;br /&gt;Oturuş pozisyonu bele ve dizlere çok yük bindirebilir. Bele ve dizlere çok yük bindiricek bu tür oturuşlardan kaçınılmalıdır. &lt;br /&gt;Çalışma masasının üzerinde araçlara erişim rahat olmalıdır. Kollar masa üstündeki her materyale zorlanmadan erişebilmelidir. Bu erişim alanına "kol dairesi" denmektedir. &lt;br /&gt;  Sandalyeniz  size uygun yükseklikte ve oturduğunuzda kollarınız  serbest hareket etmelidir. &lt;br /&gt;Düzenli egzersiz yapmaya özen gösterin ve hobiniz olacak bir  spor için     vakit ayırın. &lt;br /&gt;Başağrısı ve baş dönmesi&lt;br /&gt;Sıklıkla boyun kaynaklı olabilecek bu şikayetlerde uzun süreli aynı pozisyonda durmaya bağlı boyun arka grup kaslarındaki devamlı çekilmenin neden olduğu düşünülmektedir. Ayrıca sürekli bilgisayar ekranı önünde durmak nedeniyle ekranın   yansıttığı ışık da bu şikayette rol oynar. Kronik problemlerin  çözülmemesi durumunda da başağrısı, konsantrasyon güçlüğü vardır  ve kronik yorgunluk sendromu başağrısını sürekli hale getirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumu engellemek için neler yapmalıyız?&lt;br /&gt;  Boyun ve postür eğitimi  başağrısını engeller &lt;br /&gt;  Gözlerin  düzenli kontrolü ve gözleri etkileyecek iş araçlarına ilişkin uzmanların önerilerini yapmak da önemlidir.Özellikle sürekli monitör  önünde oturmak zorunda olanlar bazı temel kurallara dikkat etmelidir.Bunlar;&lt;br /&gt;Monitöre uzaklık, görüntüye, ekran çözünürlüğüne, yazıların okunabilirliğine ve monitörün büyüklüğüne bağlıdır. Ortalama olarak göz-ekran uzaklığı 50 cm olması yeterlidir.  &lt;br /&gt;Sürekli monitöre bakıyorsanız, sık sık gözlerinizi dinlendirmeli ve görüş açısını gözlerinizi yormayacak şekilde ayarlamalısınız.  &lt;br /&gt;Ekran üzerinde düşen yansımaları önlemek için monitörün eğim açısını değiştirmelisiniz. Bu şekilde sağlanan eğimle, ışık yansımalarının göze ulaşıp rahatsız etmesi engellenecektir. &lt;br /&gt;Uzun süre ekrana bakıldığında göz kasları kasılır, göz kırpma azalır. Bunun sonucunda göz nemliliğini kaybeder. Bu nedenle sık sık göz kırpma işlemini yapmalısınız. Arada bir gözlerinizi monitörden uzaklaştırmanızda yararlı olacaktır. 1 &lt;br /&gt;5-20 dakikada bir gözlerinizi monitörden uzaklaştırmalı ve gözlerinizi uzak bir yere odaklamalısınız.  &lt;br /&gt;Monitörünüzü temiz tutmalısınız. Kirli bir monitör görünülürlüğü azaltabileceği gibi gözleri de yorar.  &lt;br /&gt;Monitördeki yansımaları en aza indirmeye çalışmanız gözlerinizi koruyacaktır.  &lt;br /&gt;Monitörün tepe noktası göz seviyenizden daha aşağıda olmalıdır.  &lt;br /&gt;Ekranda çok küçük karakterler kullanmayın. Karakter büyüklüğünü ister işletim sisteminizden ister Interet tarayıcınızdan değiştirebilirsiniz. Ekran kontrastını gözünüzü yormayacak şekilde ayarlayabilirsiniz.  &lt;br /&gt;Ekran filtresi kullanmanız monitörden gelen kimi zararlı ışınları önleyecektir. &lt;br /&gt;Omuz ağrısı &lt;br /&gt;Günümüzde  sık rastlanan rahatsızlıkların içinde omuz ağrısı da gelmektedir. Devamlı olarak ağır çantalar taşımak ,kolları sürekli yazma pozisyonunda tutmak, duruş bozukluklarına bağlı omuz ile ilişkili sırt ve kürek kemiği bölgelerinde gelişen myofasial ağrılar ve  kas kısalıkları omuz ağrılarının nedeni olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Omuz ağrılarından sakınma için omuz kuşağını maksimum  hareket açıklığında kullanacak egzersizleri günde en az  bir kez tekrarlamak  gerekir.&lt;br /&gt;Ofisde ellerinizi birleştirerek  baş üzerine ve sonra sırta getirmeye çalışın,bunu birkaç kez tekrarlayın. Ayakta dururken öne eğilin ve omuzlarınızı yerde daireler  çizerek  döndürmeye çalışın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağır iş çantalarını uzun süre aynı elde taşımayın mümkünse göğüs üzerinde evrakları ve ağır eşyaları taşımaya  dikkat edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sırt ve bel ağrıları&lt;br /&gt;Belki de çalışanlarda en sık rastlanan  sorunların başında gelmektedir. İnsanların %80’ i hayatlarında en az bir kez  bel ağrısı tecrübesi yaşamaktadırlar. Tedavi edilmediğinde  en sık rastlanan fiziksel özürlülük nedenlerindendir. Çalışma hayatında iş bırakma sebepleri arasında  ikinci sıradadır ve bel ağrısının herkesde rastlanabileceği ve  kendiliğinden geçeceği inancıyla ertelenmesi rahatsızlığın kronikleşmesinde önemlidir.Tüm iş gücü kayıpları ve işçi tazminatlarının %25’ i bel ağrısına bağlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesleki risk faktörlerinde ağırlık kaldırma, vibrasyona maruz kalma, monoton ve az hareketli meslekler önemlidir. Hemşireler ve sağlık çalışanları, sürücüler, ağır kaldıran işçiler , ofis çalışanları, ev hanımları, temizlik görevlileri sık sorun yaşamaktadır.  Bel hareketlerinde azalma ve bel kaslarında güçsüzlük önemli risk faktörüdür. Kişisel faktörler olarak ise sigara içme ve daha önce geçirilmiş bel ağrısı  önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşyerinde bel ağrısı ve bel sakatlıklarından korunma için neler yapılmalıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  İş çalışana uygun tasarlanmalıdır.&lt;br /&gt;  Uygun iş için uygun çalışan seçilmelidir.&lt;br /&gt;  Çalışanlar , sağlığına zarar vermeksizin  emniyetli iş yapma konusunda eğitilmelidir.&lt;br /&gt;  Hastalık veya işe gidememe durumunda  çalışan, mümkün olduğunca erken  işe dönebilmesi için etkin tedavi edilmelidir.&lt;br /&gt;  Ergonomik değişikler işyerini sağlıklı kılar, çalışanın moral ve motivasyonu artar, sakatlanmalar azalır, bu nedenle iş ortamında gerekli düzenlemelerin yapılmasına önem verilmelidir. &lt;br /&gt;  Aktivite düzenlenmesi önemlidir. İşe bağlı bel sorunlarının giderilmesinde  bel korunma eğitimleri, ergonomik tedbirler, çalışma yerinde egzersiz imkanı,  işveren işyeri hekimi ve  çalışanlar bilgilendirilmeli , hastalık veya sakatlık sonrası işe dönmede şirket politikası belirlenmelidir.İşe dönmede  tamamen sağlıklı olma politikasını uygulamak hasta ve işverene maliyeti azaltmaktadır&lt;br /&gt;  Diz seviyesinden aşağıya veya ayağınızın yere temas etmeyeceği oranda yüksek yerlere oturmayın (yere alçak tuvalete, yüksek sandalye ve tabureye gibi)&lt;br /&gt;  Otururken belinizin arkasını ufak yastıkla destekleyin.&lt;br /&gt;  İş sırasında kısa aralıklar verin&lt;br /&gt;  Kesinlikle yere yatmayın.&lt;br /&gt;  Yere eğilirken belinizi değil, diz ve kalçalarınızı bükün.&lt;br /&gt;  Yerden bir cisim kaldırmanız gerekirse, belinizden eğilmeyin. Dizinizi mümkün olabildiğince bükün, gövdenizi cisme yaklaştırın ve yine aynı şekilde doğrulun.&lt;br /&gt;  Ağırlık taşırken yükü her iki elinize paylaştırın ya da gövdenize yakın tutun.&lt;br /&gt;  Yatağa uzanırken; önce yatağa oturun, sonra sağ/sol yanınıza yatın, ardından bacaklarınızı karnınıza toplayıp, yatağa alın. Son olarak yatakta dönerek sırt üstü pozisyona geçin. Yataktan kalkarken bu işlemin tam tersini uygulayın.&lt;br /&gt;  Bir eşyayı, kuvvetle itmekten veya çekmekten kaçının. Eğer mutlaka yapmanız gerekiyorsa, dikkatli bir şekilde ve vücudunuza eşit oranda yüklenerek itin.&lt;br /&gt;Ellerde uyuşma,güçsüzlük ve kramp &lt;br /&gt;Büro çalışanları ve özellikle bilgisayar kullanıcılarının giderek artan şikayetleri arasındadır. Boyun ağrılarına bağlı olabileceği gibi el bilekte kullanımın ortaya çıkardığı sinir sıkışmaları da etkendir. Sürekli yazı yazanlarda  dakikada 12000 tekrarlı  hareket yapılmaktadır .Karpal tünel sendromu adı verilen el bilek kanalında median sinirin  tekrarlı  hareketlerle  mekanik strese uğraması  söz konusudur. Yüksek hızda bilgisayar kullanıcıları   20 dakikada bir dakika  ve  her saatde  5 dakika  dinlenmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ofis hastalıkları öncelikle kas ve eklem sistemlerinde problemler yaratabiliyor. Örneğin en çok bildiğimiz, modern iş yaşamının neredeyse elimize yapıştırdığı klavye ve mouse´lar (fare) doğru kullanılmadığı taktirde el ve kol eklemlerinde ciddi hasarlara neden olmaktadır  Bu tür rahatsızlıkları yaratan şey  mouse da değil sadece yanlış kullanımlarda ya da kendi el-kol ergonominize uygun olmayan mouse-klavyelerin seçiminde yatıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mouse ve klavye kullanımında dikkat edilmesi  gerekenler :&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;Hepimizin bildiği gibi bilgisayar ve bağlı birimlerini yönlendirmek için klavye ve mouse´lara ihtiyacımız vardır. Bu nedenle ergonomik kullanım açısından insana en yakın olması gereken bu araçları doğru kullanmak çok önemlidir. Doğru bir el-mouse yerleşimi için klavye ve mouse aynı yükseklikte olmalıdır. Bunlara dikkat edilmelidir. &lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;Eğer aynı yükseklik sağlanamıyorsa avuç içi ya da ön kol bölümünden klavyeye destek veren yükseklikler kullanılabilir. &lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;Çok sık klavye kullanan profesyonel klavye kullanıcıları ergonomik klavye kullanmalıdır. &lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;Sadece ergonomik kullanım ve kemik-kas sağlığı açılarından değil, temizlik açısından da dikkat edilmelidir. Mikrobiyologlara göre, el ve parmakların devamlı temas halinde olduğu mouse´lar belli aralıklarla temizlenmelidir. Öyle ki, el ve parmaklardan geçen ter ve kir sonucu mouse´ların üzerinin temizlenmediği taktirde, klozet kapaklarından bile daha mikrobik ortam oluşturdukları söylenmektedir. &lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;Ortopedik bir el rahatsızlığı yaşamamak için bileğinizi düz bir çizgide tutmalısınız. &lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;Mouse kullanırken bileğinizi sağa ya da sola doğru bükmemeye dikkat etmelisiniz. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;El ve avuç içinizi yukarı ve aşağı doğru döndürme hareketini fazla yapmamaya dikkat edin. &lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;Klavye ya da mouse ne fazla küçük ne de fazla büyük olmalıdır. Elinizle, ya da elinizin ergonomisiyle uyumlu olması daha önemlidir. Bileğinizi, parmaklarınızı, kolunuzu zorlayacak ölçüde uyumsuz birimler, ileride eklem rahatsızlıkları, ortopedik problemler yaratabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yorgunluk halsizlik uyku bozukluğu gibi birçok belirti ise kronikleşen sağlık sorunlarının çözülmemesine bağlı olarak ortaya çıkmaktadır.Çalışanda sık görülen fibromiyalji, kronik yorgunluk sendromu ve  birikimli travma bozuklukları aşırı iş yükü, kronik sağlık sorunlarına bağlıdır. İş stresi ve işyerlerinde çalışanları tehdit eden tükenmişlik sendromunda ise  işin insanda  oluşturduğu baskı, sorunların çözülmemesi ve  iş yerinin birçok soruna kayıtsız kalması önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bacak ağrıları&lt;br /&gt;Çalışanlarda görülen bacak  ağrılarında  diz ve bel kaynaklı ağrılar önemlidir. Dizlerin uzun oturma  nedenli aynı pozisyonda  olması sonucu patellofemoral eklemde oluşturduğu  sürekli gerilme  ,eklemin beslenmesinin bozulması ,diz kaslarındaki kuvvetsizlik  kondromalazi patella olarak adlandırılan diz rahatsızlığına zemin hazırlar. Bu durumda kişide diz bölgesinde  hareketle ve özellikle merdiven ve hızlı hareketlerde ağrı,dizlerden hareket sırasında aşırı ses gelmesi, uzun oturma sonrası tutukluk ve yürüme zorluğu vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bacak ağrılarının diğer nedenleri arasında  sinir sıkışma  sendromları ve  belirgin bazı kasların zorlanmasına bağlı myofasiyal ağrılar sıktır.Ayrıca uzun ayakta durmak veya oturmaya  bağlı dolaşım sorunları da bacak ağrısına neden olur.Uzun uçak yolculukları,uzun süreli fuar alanlarında dolaşma ,sürekli yüksek basınç riski ile uçuş görevlileri bu sorunlarla daha fazla karşı karşıya kalmaktadır..&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bacak ağrıları ile mücadele için  öneriler;  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ofis çalışmasında saat başı ara vermek  ve  ayağa kalkmak ,  pozisyon değiştirmek gereklidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oturduğunuz yerden diz üzeri kaslarınızı bilinçli olarak kasıp gevşetmek önerilir&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Dizlerin otururken pozisyonu değiştirilmelidir&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Düzenli egzersiz yapmak mümkünse işe yürüyerek gelmek veya yürümek için neden yaratmak gerekir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Uzun ayakta kalanlar için, düzenli bası uygulayan rahatlatıcı çoraplar ve gerektiğinde varis çorapları kullanılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Ayrıca dinlenme amaçlı kontrast banyolar evde uygulanabilir ve son derece rahatlatıcıdır.Bunun için sıcak ve soğuk konulmuş iki su kovasına  bacaklar üç dakika sıcak ve bir dakika soğuk  suya olmak üzere 5 kez daldırılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bacak ağrılarının bir sebebi de ayağın anatomisine uygun olamayan ayakkabılardır. Gün boyu rahatsız,ortopedik olmayan ayakkabılar ayak sağlığımızı tehdit etmekte ve kalıcı ayak  bozukluklarına neden olmaktadır. Ayrıca bacak ağrılarının da önemli nedenlerindendir. İyi ,rahat ve ortopedik bir  ayakkabı uzun süre ayakta kalarak çalışanlarda ve  yürümek zorunda kalanlarda mutlaka  dikkat edilmesi gereken bir durumdur.&lt;br /&gt;YAZARI :&lt;br /&gt;Doç.Dr. Hürriyet YILMAZ&lt;br /&gt;Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-7480828451563204754?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/7480828451563204754/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/04/calsanlar-tehdit-eden-kas-iskelet.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/7480828451563204754'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/7480828451563204754'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/04/calsanlar-tehdit-eden-kas-iskelet.html' title='Çalışanları Tehdit Eden Kas İskelet Sistemi Problemleri'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SfmbqVit8rI/AAAAAAAAF0k/quLfRLfBk0U/s72-c/152705.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-7537027431822765223</id><published>2009-04-28T13:32:00.001-07:00</published><updated>2009-04-28T13:32:27.295-07:00</updated><title type='text'>İşte hayatınızı kurtaracak 16 ipucu</title><content type='html'>Prof. Bale’ye göre, tırnaktan gözlere, doğum kilosundan avuç içine kadar vücuttaki her şey birer gösterge. O halde bir test yaparak ne kadar sağlıklı olduğumuzu anlamak mümkün. Bale’nin ” İşte hayatınızı kurtaracak 16 ipucu” dediği test şöyle: Sağlıklı yasam konusunda birçok araştırmaya imzasını atan; Londra’daki Kine College Hastanesi Gerontoloji (yaslanma bilimi) Enstitüsü’nde araştırmalarını yürüten Prof. Dr. Robert Bale, “Sadece parmaklarınızın uzunluğu bile sizin sağlığınız hakkında kayda değer bilgi sahibi olmamızı sağlıyor aslında. Siz de vücudunuzla ilgili önemli detaylara; dikkat ederek sağlığınızı koruyabilirsiniz ” diyor ve ekliyor: “Vücudunuz; siz fark etmeden sağlığınızla ilgili en önemli ipuçlarını veriyor.”&lt;br /&gt;1. Tırnaklar Tırnaklarınıza dikkatle bakin. Eğer hafif mavilik yâda; morluk görürseniz bu bir kalp hastalığıyla karsı karsıya olduğunuz anlamına gelebilir. Tırnaklarınızın aşırı kalın olması ya da üstlerinde tümsekler olması da nefes alma hatta akciğer sorunlarıyla karsı karsıya olduğunuzu gösterebilir.&lt;br /&gt;2. Nefeslerinizi Sayın Eğer dakikada 15 kez ve daha altında nefes alıp veriyorsanız sağlıklı ciğerlere sahipsiniz demek… Eğer 25 kez nefes alıp veriyorsanız o zaman sağlığınıza dikkat etmelisiniz.&lt;br /&gt;3. Gözler Aynada gözlerinizden birine bakin. İris’in etrafında beyaz bir daire varsa kolesterol seviyeniz yüksek anlamına geliyor. Bu ayni şekilde yaklaşan kalp sorunlarının da en büyük habercisi.&lt;br /&gt;4. Avuç içinize bakin Avuç içlerinize dikkatle bakin. Eğer kırmızı ve lekelilerse karaciğerinizde sorun var demek.&lt;br /&gt;5. Hafıza kontrolü Bir tepsinin üstüne rasgele 10 eşya koyun. Tepsiye sadece 10 saniye bakin. Kaç tanesini hatırlayabildiniz? İyi bir hafızanızın olması Alzheimer’le karsılaşma riskinizin daha az olacağı anlamına geliyor.&lt;br /&gt;6. Kas kontrolü Sırt üstü yatın. Bacaklarınız dümdüz olsun. Bir bacağınızı havaya kaldırın. Bir kişinin ayağınıza bastırmasını isteyin. Eğer bacağınız yere düşüyorsa, kaslarınız da bir zayıflık olduğu anlamına geliyor.&lt;br /&gt;7. Görünüş Gözünüzün hemen altında elmacık kemiğiniz üzerine bir cetvel yerleştirin. Sonra cetvelin üstüne bir kredi kartı yerleştirin kartı en rahat okuduğunuz uzaklığı ölçün. Ne kadar yakına gelirse gelsin kartı rahat okuyabiliyorsanız göz sağlığınızın iyi olduğu anlamına geliyor.&lt;br /&gt;8. Tiroit kontrol Kollarınızı yere paralel olarak tam karsınızda birleye uzanıyormuş gibi uzatın. Ellerinize dikkat edin. Eğer elleriniz bu pozisyonda titriyorsa o zaman tiroit olma riskiniz çok.&lt;br /&gt;9. Düz yürümek Yere bir metre uzunluğunda bir çizgi çizin. Üzerinde rahat yürüyebiliyorsanız, vücudunuzun koordinasyonu iyi isliyor demektir.&lt;br /&gt;10. Doğum kilonuz Annenize kaç kilo doğduğunuzu sorun. 3 kilonun altında doğmuşsanız kalp sorunlarıyla karsı karsıya kalabilirsiniz.&lt;br /&gt;11. Beliniz kalın mı? Vücut sekliniz elmaya benziyorsa, yani yağlarınız belinizin çevresinde toplanıyorsa, kalp sorunu yasama riskiniz daha fazla.&lt;br /&gt;12. Tuvalet sıklığı Her 3 saatte bir tuvalete birden çok gitme ihtiyacı mı hissediyorsunuz? Diyabetin en erken alarmlarından biri sık tuvalete gitmektir.&lt;br /&gt;13. Nabız kontrolü Nabzınız ne kadar yavaş atıyorsa o kadar uzun yasayacaksınız demektir. Yani nabzınız 70′in altındaysa sağlıklısınız anlamına geliyor.&lt;br /&gt;14.Dişlerinizi fırçalayın Eğer dişleriniz kanıyorsa, kalbiniz tehlikede demektir. &lt;br /&gt;15. Parmak uzunluğu İşaret ve yüzük parmakları ayni uzunlukta olan kişilerin kalp krizi geçirme riski daha fazla.&lt;br /&gt;16. Ayak Bilekleri Bas parmağınızla ayak bileğinizin arka kısmına bastırın. Eğer bastırdığınız noktada çok fazla çukurluk oluşuyorsa, o zaman kalp, akciğer, böbrek sorunlarıyla karsı karsıya kalabilirsiniz.&lt;br /&gt;Alıntı&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-7537027431822765223?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/7537027431822765223/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/04/iste-hayatnz-kurtaracak-16-ipucu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/7537027431822765223'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/7537027431822765223'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/04/iste-hayatnz-kurtaracak-16-ipucu.html' title='İşte hayatınızı kurtaracak 16 ipucu'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-8028708824253048087</id><published>2009-04-28T13:27:00.000-07:00</published><updated>2009-04-28T13:28:24.628-07:00</updated><title type='text'>Allerjik kişiler bahar aylarında tedbirli olmalı</title><content type='html'>Bahar aylarında özellikle bitkilerin polen yapımı artıyor. Rüzgarlı havalarda polenlerin çok geniş alanlara dağılarak uçuşmasıyla bunlara karşı duyarlılığı olan kişilerin polenlerle karşılaşma olasılığı artıyor ve hastalıkların tetiklenmesi söz konusu oluyor. &lt;br /&gt;Özellikle yağışların arttığı dönemlerde ise evdeki rutubet ve tozlar allerjiyi tetikliyor. Evde allerjiye neden olan “mite” dediğimiz küçük canlıların üreme koşulları kolaylaşıyor. Karanlık ve rutubetli köşelerde özellikle tozların arasında daha kolay çoğalabiliyorlar.&lt;br /&gt;Bazı kişilerde kaşıntılı cilt döküntüleri, bazen çok hapşırma, burun akıntısı bazen de öksürük, nefes darlığı olabiliyor. Bazı kişilerde bütün belirtiler aynı anda görülebiliyor. Hapşırma, burun veya geniz akıntısı daha çok allerjik nezlenin belirtileridir ve özellikle ilkbahar, sonbahar gibi aylarda yoğunlaşıp yıl boyunca devam edebiliyor. Bunlar dışında uyarıcı allerjenlerle karşılaşıldığında öksürük nöbetleri veya  nefes darlığı atakları gibi bir astım tablosuyla da gelenler oluyor. Teşhis için pek çok yöntemimiz var. Öncelikle kişide gerçekten allerjik bir durum var mı, yok mu onun tespitine yönelik tetkikler örneğin cilt testleri yapıyoruz. Kişinin ev tozuna mı, çimene mi veya ev hayvanına mı allerjisi var, bunu anlamaya çalışıyoruz. Toplumda en sık allerji yaptığı görülen ortalama 20 ya da 30 tane allerjen cilt üzerine damlatılıp, belirli bir süre beklenerek duyarlılık değerlendiriliyor. Bu testin ardından ayrıntılı bir muayene ve astım şüphesi açısından solunum fonksiyon testleri yapıyoruz. Bu tetkiklerden sonra da kesin teşhisimizi koyarak tedaviye geçiyoruz.&lt;br /&gt;Allerjenden uzak durulmalı&lt;br /&gt;Tabii ki her şeyden yüzde yüz korunmak mümkün değildir ama mümkün olduğu kadar kaçınmak önemli. Sadece ilaçlara güvenip, ısrarla allerjenle yüz yüze kalmak hastalığı tetikleyebilir. Örneğin kediye allerjisi olan bir kişi için ideali evde kedi olmamasıdır ama bu mümkün değilse evinde kedi varsa mutlaka aşırı temastan kaçınması ve evin sürekli tüy ve tozlardan arındırılması gerekir. Ya da çayırlara karşı allerjisi olan biri polen mevsiminde bundan kaçamayacaktır ama en azından daha az dışarı çıkması, evde ya da arabada camları açmaması küçük bir önlem olabilir. Allerjik kişilerin evlerinde ise uzun tüylü halılar, çok tüylü oyuncaklardan uzak durulmalı ve evleri olabildiği kadar sade olmalıdır. Az eşya, az halı olan evlerde açıkta kalan yerlerin cilalı parke veya taş olması idealdir. Özel filtreli elektrikli süpürgeler evdeki allerjenlerden korunmakta yarar sağlayabilir. Yorganların, yastıkların yün olmamasını, kılıflarının ve kendilerinin yıkanabilir tarzda olmasını,   düzenli aralıklarla  sıcak suyla yıkanmasını; ev içi nemin de mümkünse yüzde ellinin altında tutulmasını öneriyoruz.&lt;br /&gt;Doç. Dr. Sevda Özdoğan &lt;br /&gt;Göğüs Hastalıkları Uzmanı &lt;br /&gt;Yeditepe Üniversitesi Hastanesi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-8028708824253048087?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/8028708824253048087/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/04/allerjik-kisiler-bahar-aylarnda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/8028708824253048087'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/8028708824253048087'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/04/allerjik-kisiler-bahar-aylarnda.html' title='Allerjik kişiler bahar aylarında tedbirli olmalı'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-8791485084232346243</id><published>2009-04-27T04:39:00.000-07:00</published><updated>2009-04-27T04:40:15.884-07:00</updated><title type='text'>Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığı'nın tedavisinde umut veren gelişme</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SfWZm78k2NI/AAAAAAAAF0U/Ry_fHq5UIsc/s1600-h/kene2.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 129px; height: 75px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SfWZm78k2NI/AAAAAAAAF0U/Ry_fHq5UIsc/s200/kene2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5329334628268693714" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Gazi Üniversitesi (GÜ) Nanotıp Araştırma Merkezinde, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığını kandan, "hızlı, güvenilir ve ucuza" teşhis edecek ve böylece tedaviye erken başlamayı sağlayacak nanoteknolojiye dayalı yeni bir moleküler tanı yöntemi geliştirildi. &lt;br /&gt;Dünyada tek olan yeni yöntem, teknisyene gerek duymadan hastalık tanısını bir kaç saat içinde verebiliyor. Uluslararası patent başvurusunun yapıldığı yeni tanı yöntemini kullanacak cihazın tasarım çalışmaları ise hızla sürerken, cihazların ilk önce hastalığın görüldüğü endemik bölgelerde kullanılması hedefleniyor. GÜ Nanotıp Araştırma Merkezi Koordinatörü Dr. Gürer Budak, yaptığı açıklamada, Türkiye'de son yıllarda giderek artan KKKA hastalığının teşhisi için çeşitli tanı yöntemlerinin kullanıldığını belirtti. Bu yöntemlerde kana bulaşmış virüse ait nükleik asidin saptanmasına çalışıldığını anlatan Budak, bu teşhisin yapılması için çok gelişmiş laboratuvar altyapısına, pahalı cihazlara ve teknisyenlere ihtiyaç bulunduğunu dile getirdi. Budak, bu yöntemlerde kullanılan toplam ekipman maliyetinin de 400-500 bin TL'den fazla olduğunu olduğunu bildirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tür laboratuvarların her yerde kurulmasının mümkün olmaması ve merkezi laboratuvarlarda pek çok hastadan gelen numunenin aynı anda çalışılması zorunluluğunun bulunduğunu ifade eden Budak, bu nedenlerle tek bir hastada ve hızlı tanı konulması gereken durumlarda telafisi imkansız zaman kayıplarının ortaya çıkabildiğini söyledi.         &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erken teşhis hayat kurtaracak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son zamanlarda Türkiye için önemli bir toplum sağlığı sorunu haline gelen kene ısırığı ve buna bağlı olarak gelişen KKKA hastalığı gibi ölümcül viral enfeksiyonlarda erken tanının çok önemli olduğunu vurgulayan Dr. Budak, her ısırığın enfeksiyona yol açmadığını, ancak şüpheli ısırığın ardından hastada viral bulaşma olup olmadığının kısa sürede saptanmasının hayat kurtarıcı olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. Budak, GÜ Nanotıp Araştırma Merkezi Moleküler Analiz Laboratuvarında görevli Oğuz Balcı, Tolga Çamlı, Gül Sarıbay ve Damla Arslantunalı tarafından geliştirilen ve uluslararası patent başvurusu yapılan yeni teknolojide, "manyetik nanopartiküller ve özgün kitler" sayesinde, mevcut moleküler gen analiz yöntemlerinde şimdiye kadar denenmemiş yeni bir yaklaşımı başarıyla test ettiklerini bildirdi. Yeni yöntemde, şüpheli numunenin bulunduğu ortam içine yerleştirilen manyetik nanopartiküllerin daha sonra manyetik bir alanda etkileşime tabi tutularak nükleik asidin ayrıştırılma işleminin yapıldığını anlatan Budak, yeni tanı yönteminin üstünlükleri ile ilgili şu bilgileri verdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Şu anda mevcut testlerin pozitif ya da negatif oluşu gözle görülebilir olmadığından sonuç için yüksek kapasiteli sensörler ve kameralar gerekiyor. Bizim yöntemimizde ise sonucu gözle ya da düşük çözünürlüklü kameralarla bile ayırt etmek mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yöntemimizde, manyetik demir nano partiküller etken mikroorganizmanın nükleik asidini tutup onun görünür hale gelmesini sağlıyor. Mevcut testlerde belli bir protokol uygulanıyor ve teşhis kitleri çoklu numuneler için hazırlanıyor. Oysa bizim teşhis yöntemimiz tek bir hasta için yapılabiliyor. Tüm bu özellikleriyle yöntemimiz dünyada bir ilk olma özelliği taşıyor ve yeni yöntemin duyurusunun yapılması bile çok önemli bir gelişme." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asıl amaç yeni bir cihaz geliştirmek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. Budak, yeni yöntemi kullanarak robotik bir cihazı geliştirmenin asıl amaçları olduğunu kaydederek, bu cihazın tasarım çalışmalarını da sürdürdüklerini bildirdi. Cihazın KKKA tanısını direkt kandan yapabileceğini belirten Budak, "Cihaz tamamen robotik bir sistem olacak. Kan numunesi cihaza koyulacak ve ardından cihazın düğmesine basılacak. Dolayısıyla uzman bir tekniker gerektirmeyecek" dedi. Cihazda 72 basamakta işlemin gerçekleştirildiğini ve bu işlemlerin pek çok cihazın işlevini içerdiğini belirten Budak, "Her bir aşama ayrı bir laboratuvar olarak düşünülebilir. Bütün bunların biraraya geldiği robotik bir sistem ortaya koyuyoruz" diye konuştu. Budak, cihazın son derece kolay taşınabilir ve kurulabilir yapıda olduğunu belirterek, cihazın tasarım çalışmalarının tamamlanmasının ardından, öncelikle KKKA hastalığının görüldüğü endemik bölgelerde kullanılmasının hedeflendiğini kaydetti.         &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer virüsler için de kullanılabilir         &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cihazın, Türkiye'de öncelikli yaygın hastalıkların tanısında da kullanılması için modifiye edilebileceğini kaydeden Budak, "Örneğin Türkiye'de son dönemde Hanta virüsü bulaşmış hastalar görülmeye başladı. Bu cihaz, bu ve benzeri hızlı tanı koyulması gereken hastalık etkenlerinde de rahatlıkla kullanılabilir" dedi. Dr. Budak, çalışmalara Gazi Üniversitesi yürütücülüğünde Sağlık Bakanlığı, Bilkent Üniversitesi ve Koç Üniversitesi'nin uzman akademisyenlerinin katkılarıyla devam ettiklerini, en geç 1 yıl içinde cihazın prototip modelinin test edilmeye başlanacağını sözlerin ekledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Referans&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-8791485084232346243?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/8791485084232346243/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/04/krm-kongo-kanamal-atesi-hastalgnn.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/8791485084232346243'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/8791485084232346243'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/04/krm-kongo-kanamal-atesi-hastalgnn.html' title='Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığı&apos;nın tedavisinde umut veren gelişme'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SfWZm78k2NI/AAAAAAAAF0U/Ry_fHq5UIsc/s72-c/kene2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-1520468717867815196</id><published>2009-04-25T06:12:00.000-07:00</published><updated>2009-04-25T06:13:29.856-07:00</updated><title type='text'>Sülük tedavisi</title><content type='html'>Hirudoterapi (Sülük Tedavisi)&lt;br /&gt;Sülükle tedavi anlamına gelen Hirudoterapi, antik çağlardan beri hekimler tarafından tedavi aracı olarak kullanılmıştır. &lt;br /&gt;Ayrıca MÖ. 2. yüzyılda Ege kıyılarında yaşamış olan hekim Nikandros, MS. 1. yüzyılda Yunan hekim Pliniy ve MS. 2. yüzyılda yaşamış olan Galen sülük tedavisi uygulamışlardır. İbn-i Sina’nın kitaplarında da sülük tedavisi yerini almıştır. Ne var ki, 20. yüzyılda doğadan elini çeken insanlık sülük tedavisini unutmuştur. Ta ki bundan birkaç on yıl önce Amerikalı araştırmacı Roy Sawyer sülüklerin potansiyel tedavi edici etkilerini ortaya koyup dünyanın ilk modern sülük üretim çiftliğini (Biopharm - İngiltere) kurana dek…&lt;br /&gt;Bugün sülük tedavisi biyolojik etkileri açısından “benzeri olmayan” bir tedavi yöntemi olarak nitelendirilmektedir. Almanya’da 300′ü aşkın Hirudoterapi Kliniği vardır. Sadece Avrupa yılda 100 milyon sülük kullanmaktadır. Amerika’da sülük tedavisi uygulayan hekimlerin kurduğu derneğin 1000′den fazla üyesi vardır ve 2004′te Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi (FDA) sülük tedavisini akredite etmiş ve Avrupa’daki gibi eczanelerde satılmasına izin vermiştir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Hirudoterapi (Sülük Tedavisi)&lt;br /&gt;Tedavi şekli nasıldır?&lt;br /&gt;Sülükler, kan emerken vücuda kendi ürettikleri salgıyı verirler. Bu salgı şu ana kadar izole edilebildiği kadarıyla 100′e yakın biyoaktif madde içermektedir. Bu maddelerin bir kısmı kanın pıhtılaşmasını engellerken bir kısmı oluşmuş pıhtıları eritmekte, birkaçı ağrı kesici özellikler sergilemekte, bir bölümü de kan basıncını dengelemektedir. Ayrıca sülük tedavisinin antidepresan, antibakteriyel, antioksidan etkinliği de yapılan çalışmalarla ortaya konmuştur. Varis, hemoroid, derin ven trombozu ve periferik arter tıkanıklıkları gibi damarsal sorunlarda, artroz ve artrit gibi iskelet sistemi hastalıklarında, egzama, sedef hastalığı başta olmak üzere birçok cilt hastalığında, glokom ve retinal arter tıkanıklığı gibi tedavisi neredeyse imkansız göz hastalıklarında başarıyla kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;Sülük tedavisi uygulamasında dikkat edilmesi gereken noktaların başında hastanın anemi (kansızlık) sorununun olmaması, kanı sulandırıcı ilaç kullanmıyor olması, pıhtılaşmaya engel bir hastalığının bulunmaması ve vücudunda aktif bir kanama odağının bulunmaması gelir. Ayrıca gebelerde ve emziren annelerde, kontrolsüz diyabet hastalığı veya kalp yetmezliği olanlarda da sülük tedavisi uygulanmaz.&lt;br /&gt;Bir hastada kullanılan sülükler kesinlikle başka bir hastada kullanılmadan imha edilmektedir. Böylece kan yoluyla bulaşan hastalıkların geçişi engellenerek güvenli bir tedavi sağlanmaktadır.”&lt;br /&gt;BU İLETİ BİLGİ OLARAK VERİLMİŞTİR. ANCAK UZMANLAR UYGULAYABILIR.KENDİNİZ UYGULAMAYINIZ&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-1520468717867815196?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/1520468717867815196/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/04/suluk-tedavisi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/1520468717867815196'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/1520468717867815196'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/04/suluk-tedavisi.html' title='Sülük tedavisi'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-7148827419906967496</id><published>2009-04-18T04:11:00.000-07:00</published><updated>2009-04-18T04:12:44.850-07:00</updated><title type='text'>Suyu Şifa Olan Meyveler</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/Sem1p8_X4mI/AAAAAAAAFzc/cUyX4JiQcis/s1600-h/%C5%9Fifa.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 172px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/Sem1p8_X4mI/AAAAAAAAFzc/cUyX4JiQcis/s200/%C5%9Fifa.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5325987766693519970" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;PORTAKAL SUYU: Bağışıklık sistemini güçlendirerek bizleri soğuk algınlığı ve gripten koruyan meyvelerin başında portakal gelir. İçerdiği C vitamini ve folik asit sayesinde öksürüğü azaltır. Bir antioksidan olan bioflavin damarları ve kılcal damarları güçlendirerek kalbin zarar görmesini engeller. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bol potasyumu ile tansiyonun dengeler, cildin yaşlanmasını önler. Ayrıca, içerdiği vitaminler ve antioksidanlar sayesinde portakal, kanın pıhtılaşmasını, mide ve pankreas kanserini engeller ve ezik ve çürüklerin daha çabuk iyileşmesini sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VİŞNE SUYU: Ateşi düşürüp susuzluğu giderir, ateşli hastalıklardan sonra asitleşen kanı temizlemeye yardımcı olur. Vücutta biriken fazla suyun dışarı atılmasında da etkin rol oynar. Mide ve karaciğerin düzenli olarak çalışmasını sağlar. Ayrıca idrar söktürücü özelliği vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAYISI SUYU: Grip ve soğuk algınlığına karşı bir başka silahımız olan kayısı, içerdiği A, B3(Niasin)vitamini, kalsiyum, magnezyum, potasyum ve fosfor sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirir kansızlığa iyi gelir, kan yapımına yardımcı olur ve sinirleri gevşetip uyku getirir. Kemik erimesini önler. Lifli bir meyve olduğundan bağırsakları korur ve pekliğe iyi gelir. Kayısıda bulunan betakaroten ise, kanserin, özellikle akciğer kanserinin, kalp hastalıklarının ve kataraktın önlenmesine yardımcıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ELMA SUYU: Bağışıklık sistemini güçlendirici özelliği olan B3(Niasin) ve E vitamini, potasyum ve bol miktarda pektin içerir. Kan şekerini kontrol altında tutar, baş ağrısına da iyi gelir. Böbreklerin temizlenmesine yarar ve kolesterolü düşürür. Bağırsaklardaki parazitlerin dökülmesini sağlar. Romatizma, gut ve mide rahatsızlıklarının (Gastrit, Ülser) panzehiridir. Kalp ve akciğer kanseri rahatsızlıklarına yakalanma riskini azaltır. Damar sertliğini önler, kan basıncını düşürür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞEFTALİ SUYU: Şeftali içerdiği A, B3 (Niasin) ve C vitaminleriyle, folik asit, betakaroten, potasyum ile gribe karşı vücudun savunma mekanizmasını güçlendirir. Vücutta A vitamini oluşturan temel madde olan betakaroten, şeftalide çok zengin miktarda bulunur. Ayrıca antioksidan özelliği ile toksit maddelerin vücuda vereceği zararları önler. Uykusuzluğu giderir. Hazmı kolaylaştırır, böbreklerin ve safra kesesinin düzenli çalışmasını sağlar ve iyi bir idrar sökücüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÜZÜM SUYU: Uzmanlar tarafından sihirli iksir ve bitki sütü olarak da adlandırılan doğal kalkanlarımızdan üzüm suyu, bileşimindeki zengin vitamin ve mineral maddeler vücudun günlük ihtiyacını karşılayabilecek özelliktedir. Bol miktarda A ve C vitaminleri, mineraller en çok da demir ile potasyum içeren üzüm suyu vücudun hastalıklara karşı daha dirençli olmasını sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cildin yaşlanmasını geciktirir. Kan yapıcı özelliğinin yanı sıra romatizma ve mafsal ağrılarına iyi gelen üzüm suyu, kalp sistemini düzenler, bedensel ve zihinsel yorgunlukları giderir. Vücudun enerji ihtiyacını karşılar, bağırsakları yumuşatıcı ve idrar söktürücü özelliği ile organizmayı toksinlerden arındırıp temizler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-7148827419906967496?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/7148827419906967496/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/04/suyu-sifa-olan-meyveler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/7148827419906967496'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/7148827419906967496'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/04/suyu-sifa-olan-meyveler.html' title='Suyu Şifa Olan Meyveler'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/Sem1p8_X4mI/AAAAAAAAFzc/cUyX4JiQcis/s72-c/%C5%9Fifa.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-5809842020122394929</id><published>2009-04-16T12:13:00.000-07:00</published><updated>2009-04-16T12:14:11.039-07:00</updated><title type='text'>Mide yanması..</title><content type='html'>Mide yanması 20 ile 50 yaş arasında birçok insanda görülen çok yaygın bir rahatsızlık. Midede yanma hissi yemekten önce, yemek sırasında ya da yemekten 2-3 saat sonra hissediliyor. Besinler, sindirim işlevinin bir gereği olarak midede ilk değişikliklere uğrayarak bağırsaklara gönderilmek için hazırlanıyor. Mide bu işlevi yerine getirirken iç yüzeyini kaplayan zarın altındaki salgı hücrelerini, besinlerin gerekli değişimini sağlamak üzere uyarıyor. Bu sırada oluşan bir dengesizlik, aşırı asit ortamına ve midenin kendini koruyamamasına yol açarak yanma hissine neden oluyor. &lt;br /&gt;Büyüklerimiz midede yanma hissi duydukları zaman hemen bir lokma ekmek içi çiğnermiş. Ekmek içinin değil ama ağıza birşey atmanın doğru bir yöntem olduğunu belirten günümüz doktorları da az ama sık yemeyi öneriyorlar. Öğünleri küçülterek sık sık yemenin şikayetleri azaltacağını söylüyorlar. &lt;br /&gt;Yemeğe daha fazla zaman ayırın. Ayaküstü değil, sofrada oturarak yiyin. Acele yemek mide işlevine zarar veriyor. Kendinize daha fazla zaman ayırıp yemek yemeyi bir zorunluluk değil de bir keyif anına dönüştürün. &lt;br /&gt;Ağzınıza küçük lokmalar almak midenin sindirim için gerekli salgıları daha kolay üretmesine yardımcı olur. Lokmaları uzun uzun çiğneyin. Bu, midenizde şişkinlik ve ağırlık hissetmemenizi sağlar. &lt;br /&gt;Sofradan tıkabasa doymadan kalkın. Mide boş bir torba olduğu için yemek yerken çiğnediğimiz besinler buraya ulaştıkça mide sürekli genişler. Eğer kemerinizi çok sıkmışsanız yanma hissi duymanız çok doğal. İçi dolu bir plastik torbayı düşünün. Tam ortasından bir ipi kemer gibi sıkıca bağlayın. Torba sağa ya da sola çekecek ya da aşağıya doğru sarkacaktır. Mide de aynı böyle... Bu nedenle ölçülü miktarda yemek yiyin. &lt;br /&gt;Akşam öğününden hemen sonra damak kaçamakları yapmayın. Aksi takdirde mide gece boyunca çalışıp yorulur. Akşam yemeği ile uyku arası en az üç saat olmalı. Yani yemek yedikten en az 3 saat sonra yatın. Gece yatarken sağ yana dönerek yatmayın. Besinin mideye girişi sağ taraftan gerçekleştiği için yedikleriniz yeterince hazmedilemeyip mide borusunda yanma hissi oluşabilir. &lt;br /&gt;Yemek yedikten sonra yere eğilmeniz gerekiyorsa dizlerinizi bükerek eğilin. Aksi takdirde mide işlevini gerektiği gibi yapamaz. &lt;br /&gt;Yiyecek ve içeceklerin çok sıcak ya da soğuk olması mide sıvısına zarar verebilir. Bu nedenle yiyecek ve içeceklerin ılık olmasına özen gösterin. &lt;br /&gt;Sigaradan uzak durun. &lt;br /&gt;Yemekten sonra uzanmayın. Unutmayın, mide sıvısı yatay pozisyonu sevmez ve yanma hissi mide borusu yoluyla ağzınıza kadar gelebilir. &lt;br /&gt;Bunlardan Uzak Durun &lt;br /&gt;Hazmı kolay olmayan kızartmaları ve yağlı yiyecekleri sofranızdan uzaklaştırın. Ağır yağlı, fazla kremalı ya da soslu besinleri yemeyin. Çikolata, içerdiği yüksek dozdaki yağ ve kafein nedeniyle hassas mideye zarar vererek yanma hissine yol açıyor. Sütlü çikolata, daha az yağ içeren bitter çikolataya oranla daha tehlikeli olduğundan çikolata sevenler genelde sütsüz olanını tercih etmeli. &lt;br /&gt;Kafeinli içecekler mide için çok zararlı. Kahve, çay ve kola gibi içecekler hassas mideyi yorar. Eğer mide yanmasından şikayet ediyorsanız ve kahve içmeden duramıyorsanız kafeinsiz kahveyi tercih edin. &lt;br /&gt;Gazozlu içecekler ve asitli meyve sularını dikkatli için. Domates veya portakal suyu asitli olduğu için mide yanmasını şiddetlendirebilir. Bu nedenle sulandırarak ve balla tatlandırarak için. &lt;br /&gt;Et suyu ile hazırlanmış çorbalardan uzak durun. Diğer çorbaları ise çok sıcak içmeyin. Ilınmasını bekleyin. &lt;br /&gt;Alkol midedeki yanma hissini artırır. Hele mide boşken alkol kesinlikle almayın. &lt;br /&gt;Çiğ soğan ve çiğ meyve de mide asidini artıran etkenlerdendir. &lt;br /&gt;Şeker yemeyi seviyorsanız naneli olanları seçmeyin. &lt;br /&gt;Mide ağrılarınıza son verecek sağlıklı ve dost besinlerle yemek yemenin keyfini çıkartabilirsiniz... &lt;br /&gt;Karnabahar : Haşlanmış karnabahar, mideyi asit saldırılarından koruyarak tüm sorunları giderebilir. İçeriğinde bulunan gefarnato maddesi ülser ilacının hammadesi olarak kullanılıyor. &lt;br /&gt;Lahana : Lahanayı çiğ olarak yemeyi tercih edin. İnce şeritler halinde doğrayıp salata yapın. Meyve presinde lahananın suyunu sıkıp aynı miktarda elma suyu ile karıştırın ve için. Lahana, ülser ve gastrit ilacı olarak biliniyor. Dörtte bir lahanayı yıkayıp kalın şeritler halinde doğrayın. 1 kerevizi soyup doğrayın. 1 havucu temizleyip dilimleyin. Lahana, kereviz ve havucu katı meyve presinde sıkıp sabah akşam suyunu için. &lt;br /&gt;Patates : Çiğ patates suyu mide yanmasının doğal ilacıdır. Patatesi soyup katı meyve presinde suyunu sıkın. Su,havuç suyu ya da kereviz suyu ile karıştırıp için. &lt;br /&gt;Elma sirkesi : Salatalarda ya da mezelerde elma sirkesi kullanın. &lt;br /&gt;Maden suyu : Mide asidinin büyük bir bölümünü etkisiz hale getiriyor. &lt;br /&gt;Ispanak : Ispanağı buharda pişirin ya da haşlayarak tüketin. Taze yapraklarını salata olarak yiyin. &lt;br /&gt;Zeytinyağı : Çiğ olarak kullanıldığında besinlerin midede kalma süresini azaltıyor ve yağların sindirimi için safra salgısını artırıyor. &lt;br /&gt;Baklagil : Fasulye, bezelye ve mercimekte bulunan bioflavionid maddesi, midenin koruma faktörünü artırıyor. &lt;br /&gt;Muz : Mideyi seven meyvelerin başında geliyor. Ara öğünlerde birer muz yemek, midedeki yanma hissini ortadan kaldırabilir. Muz, mide enzimleri ve hücrelerinin üretimini de artırıyor. &lt;br /&gt;Kızarmış ekmek : Midenin salgıladığı aşırı asidi kurutarak yanma hissini gideriyor. &lt;br /&gt;Meyankökü : Güçlü bir mide koruyucusu.Yapılan son araştırmalara göre midedeki aşırı asitlenmeyi azaltıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-5809842020122394929?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/5809842020122394929/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/04/mide-yanmas.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/5809842020122394929'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/5809842020122394929'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/04/mide-yanmas.html' title='Mide yanması..'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-3577607314171546150</id><published>2009-04-16T06:11:00.000-07:00</published><updated>2009-04-16T06:12:20.708-07:00</updated><title type='text'>Bahar yorgunluğu nedir? Belirtileri nelerdir?</title><content type='html'>Bahar yorgunluğu, hemen herkesin mevsim dönüşlerinde hissedebildiği bir takım ruhsal ve bedensel belirtilere verilen genel isim olarak ele alınıyor.&lt;br /&gt;Havaların ısınmasıyla birlikte birçoğumuz için yataktan kalkmak çok daha zor bir hal alırken gündelik işleri yaparken daha isteksiz olabiliyoruz. Bu durumu genellikle değişen hava koşullarına bağlasak da, uzun süren yorgunlukların ciddiye alınması, altta yatan başka bir sorunun da geçiştirilmesini engellemiş oluyor.&lt;br /&gt;Bazı dönemlerde yeterli besin alınmaması, vitamin ve minerallerin eksik kalması, tiroit bezinin çalışma düzensizlikleri, tansiyon - kalp - enfeksiyon hastalıkları, sigaranın fazla kullanılması yorgunluk belirtilerini artıran unsurlar olarak sıralanıyor.&lt;br /&gt;Bahar aylarında yorgunluk neden artıyor?&lt;br /&gt;Bahar aylarında havadaki elektrik yükü artıyor. Pozitif ve negatif yüklü iyonların artması da insan biyoritminde olumlu ya da olumsuz etkiler yaratıyor.&lt;br /&gt;Pozitif iyonlar insanı daha zinde hissettirirken, negatif iyonların artması insanın kendini daha halsiz hissetmesine ve yorgunluk belirtilerinin ortaya çıkmasında etkili oluyor. Ayrıca bahar aylarında, aslında vücudumuz daha aktif olmamızı sağlayacak hormonlar salgılanmasına karşın eğer ortada vitamin eksikliği, beslenme bozukluğu varsa, vücut buna aynı uyumu gösteremiyor ve yorgunluk hissi artıyor.&lt;br /&gt;Ayrıca bu aylarda neşeli ve enerjik olunmasının da temel nedenlerinden biri yine hormonlar. Bazı hormonlar karanlık ortamlarda daha fazla salgılanırken, bazı hormonlar ise insan metabolizması gereği güneş ışığı gördüğünde daha fazla salgılanıyor. &lt;br /&gt;Yazın güneşin fazla görüldüğü dönemlerde ise depresyondan çıkışı kolaylaştıracak, daha neşeli hale getirecek hormonlar salgılanıyor.&lt;br /&gt;Ancak kişinin ruhsal yapısı da bu durumdan ne kadar etkileneceğinde belirleyici oluyor. Örneğin eğer kişi depresif bir yapıya sahipse herkesin neşelendiği bir ortamda kendini daha depresif hissedebiliyor.&lt;br /&gt;Yorgunluktan korunmak için neler yapılabilir?&lt;br /&gt;Yorgunluğu gidermek için vitamin ve besin destek ürünlerinin alımı büyük önem taşıyor. Mümkün olduğu kadar sadece bahar aylarında değil, kış aylarında da eksik olan vitaminlerin alınması bahar yorgunluğunu fazla hissetmeden o dönemin geçirilmesini sağlar. Özellikle B ve C vitaminleri, potasyum ve çinko içeren besinler önemlidir. Yeterli düzeyde karbonhidrat alımı yorgunluktan korunmada önemlidir. Vücut enerjisinin yüzde 50-60’ı karbonhidratlardan sağlanmaktadır.&lt;br /&gt;Rafine edilmemiş karbonhidratların tüketimine ağırlık vermeliyiz. Bunlar taze meyve ve sebzelerde, tam buğday ekmeği ve tahıllarda bulunan karbonhidratlardır. Protein, dokularımızın temel taşı olduğundan diyetimizde yeterli düzeyde proteine yer verilmeli.&lt;br /&gt;Mevsim meyve ve sebzeleri de daha az kimyasal maddeye maruz kaldığı için daha sağlıklıdırlar. Bu nedenle sebze ve meyvelerin mevsiminde tüketilmesi önem taşıyor.&lt;br /&gt;Enerjimizi doğru kullanmanın da yorgunluk giderilmesinde faydası var mıdır?&lt;br /&gt;Yorgunlukla baş edebilmek için öncelikle enerjinin doğru kullanılmasının öğrenilmesi gereklidir. Çalışma ve dinlenme periyotlarımızı ayarlamalıyız. Kısa ve sık dinlenme aralıkları yorgunluğun ortaya çıkmasını önleyebilir.&lt;br /&gt;Çalışırken vücut mekaniklerini doğru kullanarak kas ağrılarını engelleyebiliriz. Çalışma ortamının iyi havalandığından emin olmalıyız. Çok sıcak veya çok soğuk ortamlar vücudumuzda ekstra bir stres yaratır.&lt;br /&gt;Vücudun susuz kalması yorgunluğu artırır mı?&lt;br /&gt;Vücudun çok hafif düzeyde susuz kalmasının dahi metabolizmayı yavaşlattığını hatırlatılırken, günde en az 8-10 bardak su içilmesi ve kahve ile çayın mümkün olduğunca az tüketilmesi gerekiyor. &lt;br /&gt;Düzenli egzersiz olarak neler yapılabilir?&lt;br /&gt;Düzenli egzersiz ile metabolizma hızlanır ve dinlenmiş duruma göre daha fazla enerji oluşumu sağlanır. Kalp damar sisteminin ve solunumun düzenlenmesini, dokulara yeterli düzeyle oksijen taşınımını sağlar. Özellikle aerobik tipte olan yürüyüş, koşu, bisiklet, yüzme, dans gibi egzersizler tercih edilmelidir.&lt;br /&gt;Sürekli yorgunluk hissi ne gibi hastalıkların belirtisi olabilir?&lt;br /&gt;Yorgunluk, vücudumuzun fiziksel çalışmaya, psikolojik strese, uykusuzluğa verdiği fizyolojik bir cevap olarak tanımlanıyor. Yorgunluk fizyolojik bir cevap olabildiği gibi bazı hastalıkların ön belirtisi olarak da ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle yorgunluk uzun sürdüğünde mutlaka altta yatan nedenlerin araştırılması gerekiyor.&lt;br /&gt;Kansızlık, enfeksiyonlar, bağışıklık sistemi hastalıkları, tümörler, yeme bozuklukları, tiroit hastalıkları, kronik yorgunluk sendromu, fibromiyalji, uyku bozuklukları, stres, depresyon gibi sebepler yorgunluk için araştırılması gereken sorunlar arasında geliyor.&lt;br /&gt;Ne zaman doktora başvurmak gerekir?&lt;br /&gt;Yorgunluk uzuyor ve kişinin gündelik işlevlerini bozuyorsa, ya da okul veya işyerindeki performansını engelliyorsa artık onu bahar yorgunluğu diye geçiştirmemek gerekiyor.&lt;br /&gt;Elbette bu durumun ortaya çıkmasında mevsimlerin, ışığın, ısının rolü var. Ama bahar yorgunluğu diye geçiştirildiği takdirde tedavisi gecikebilecek bazı psikiyatrik durumlar da var. Sadece psikiyatrik değil, hem bedensel hem ruhsal belirtilerle giden başka durumları da unutmamak gerekli.&lt;br /&gt;Uzun süren yorgunluklarda, en başta depresyon, daha sonra, kaygı bozuklukları, demans, eşzamanlı alkol ve/veya madde kullanımı, birincil uyku bozuklukları, yeme bozuklukları, hatta şizofreninin bile tanılar arasında düşünülüp dışlanması gerekiyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-3577607314171546150?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/3577607314171546150/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/04/bahar-yorgunlugu-nedir-belirtileri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/3577607314171546150'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/3577607314171546150'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/04/bahar-yorgunlugu-nedir-belirtileri.html' title='Bahar yorgunluğu nedir? Belirtileri nelerdir?'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-8501229081408445108</id><published>2009-04-14T05:19:00.001-07:00</published><updated>2009-04-14T05:19:47.050-07:00</updated><title type='text'>İŞTE VÜCUTTAKİ İNANILMAZ GÖSTERGELER</title><content type='html'>Londra'daki King College Hastanesi'nde araştırmalarını yürüten Prof. Dr. Robert Wale, tırnaktan gözlere, doğum kilosundan avuç içine kadar vücuttaki her şeyin sağlık için bir gösterge olduğunu belirterek, hayat kurtaracak ipuçlarını şöyle açıklıyor: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tırnaklar: &lt;br /&gt;Tırnaklarınızda hafif mavilik ya da morluk görürseniz, bu bir kalp hastalığıyla karşı karşıya olduğunuz anlamına gelebilir. Tırnaklarınızın aşırı kalın olması ya da üstlerinde tümsekler olması da nefes alma hatta akciğer sorunlarıyla karşı karşıya olduğunuzu gösterebilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nefeslerinizi sayın: &lt;br /&gt;Dakikada 15 kez ve daha altında nefes alıp veriyorsanız, sağlıklı ciğerlere sahipsiniz demektir. Eğer 25 kez nefes alıp veriyorsanız, o zaman sağlığınıza dikkat etmelisiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözler:&lt;br /&gt;Aynada gözlerinizden birine bakın. ırisin etrafında beyaz bir daire varsa kolesterol seviyeniz yüksek anlamına geliyor. Bu aynı şekilde yaklaşan kalp sorunlarının da en büyük habercisi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avuç içinize bakın: &lt;br /&gt;Avuç içlerinize dikkatle bakın. Eğer kırmızı ve lekelilerse, karaciğerinizde sorun var demektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kas kontrolü:&lt;br /&gt;Sırtüstü yatın. Bacaklarınız dümdüz olsun. Bir bacağınızı havaya kaldırın. Bir kişinin ayağınıza bastırmasını isteyin. Eğer bacağınız yere düşüyorsa, kaslarınızda bir zayıflık olduğu anlamına geliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beliniz kalın mı:&lt;br /&gt;Vücut şekliniz elmaya benziyorsa, yani yağlarınız belinizin çevresinde toplanıyorsa, kalp sorunu yaşama riskiniz daha fazla. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tuvalet sıklığı &lt;br /&gt;Her 3 saatte bir tuvalete birden çok gitme ihtiyacı mı hissediyorsunuz? Diyabetin en erken alarmlarından biri sık sık tuvalete gitmektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nabız kontrolü: &lt;br /&gt;Nabzınız ne kadar yavaş atıyorsa o kadar uzun yaşayacaksınız demektir. Yani nabzınız 70'in altındaysa sağlıklısınız anlamına geliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parmak uzunluğu &lt;br /&gt;İşaret ve yüzük parmakları aynı uzunlukta olan kişilerin kalp krizi geçirme riski daha fazla.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-8501229081408445108?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/8501229081408445108/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/04/iste-vucuttaki-inanilmaz-gostergeler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/8501229081408445108'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/8501229081408445108'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/04/iste-vucuttaki-inanilmaz-gostergeler.html' title='İŞTE VÜCUTTAKİ İNANILMAZ GÖSTERGELER'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-2341798841393545043</id><published>2009-04-14T05:10:00.001-07:00</published><updated>2009-04-14T05:10:52.934-07:00</updated><title type='text'>Kemik erimesi</title><content type='html'>Osteoporoz, kemik kütlesinin giderek azalmasıdır. Kemiğin mineral içeriği normaldir, sadece birim hacimdeki mineral yoğunluğu azalmıştır. Osteoporoz, sağlam kemiklerin yavaş yavaş erimesine ve zayıflamasına neden olan bir hastalıktır. Zayıflayan kemikler daha kolay kırılır hale gelir. Vücuttaki bütün kemikler bu durumdan etkilenmekle beraber kemik erimesi omurlarda, kalça ve bilek kemiklerinde daha belirgindir. Kemik kırıkları özellikle yaşlılarda tehlikeli bir durumdur.Kemiklerin sertleşmesini sağlayan asıl mineral kalsiyumdur. Osteoporozdan etkilenenlerin %80''i kadındır. Çünkü kadınların kemikleri daha incedir ve menopoz sonrası meydana gelen bir takım hormon değişiklikleri kemik erimesini hızlandırır. Osteoporoz erkeklerde daha nadirdir ve genellikle 70 yaşından sonra görülür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğunlukla vücutta bir kemik kırığı oluşmadan önce belirti vermez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sırt-bel ağrısı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boyun giderek azalması ve vücudun daha öne doğru eğikleşmesi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Omurlarda, kalça ve bilek kemiklerinde kırıklar oluşması &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük travmalarla veya kendiliğinden oluşan kemik kırıkları &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osteoporozun nedeni tam olarak bilinmese de kemik erimesinin nasıl meydana geldiği iyi bilinmektedir. Normal şartlarda, bir yetişkinin toplam kemik kütlesinin %6-12''si her yıl yenilenir. Kemik kütlesi 20''li yaşların sonunda maksimum yoğunluktadır. 30''lu yaşların sonunda veya 40''lı yaşların başında ise kemik kütlesi yavaş yavaş azalmaya başlar. Çünkü bu yaşlarda kemiklerde kalsiyum kaybı görülür ve alınan toplam kalsiyum miktarı kayıp miktarını karşılayamaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınlarda, menopozdan sonraki ilk 3-7 yıl arasında kemik yoğunluğundaki bu azalma daha şiddetlidir. Sebebi, kemiklerin kalsiyumu tutmasına yardımcı olan östrojen hormonunun menopoz sonrası çok hızlı şekilde azalmasıdır. Diğer taraftan kemik yoğunluğunun yaşlanma sonucu bir miktar azalması doğaldır. Bazı kişiler osteoporoz açısından daha yüksek risk altındadır. Bu kişiler arasında aşağıdakiler sayılabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• İnce kemikli veya sigara ve içki içen veya hareketten uzak bir yaşam tarzı süren kadınlar &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Ailesinde osteoporoz hikayesi olan veya özellikle 40 yaşından önce yumurtalıklarını aldırmış kadınlar &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Menopoza girmiş kadınlar &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Kronik böbrek hastalığı veya daha önceden geçirilmiş mide-barsak ameliyatı gibi kalsiyum emilimini bozan rahatsızlıkları olanlar &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Hastalığa bağlı uzun süren hareketsizlik geçiren kişiler &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• D vitamini yapımında bozukluk olan kişiler &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Cushing hastalığı, tiroid hastalığı olanlar veya uzun süre kortizon, heparin tedavisi alan kişiler &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Kemiklerinde gelişme bozukluğu olan hastalar &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Beslenme bozukluğu olan kişiler &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Kemik yoğunluğunun ölçülmesi: Absorpsiometri veya kantitatif bilgisayarlı tomografi yöntemleri kullanılır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Kan ve idrar tahlili: Kalsiyum miktarı ölçülür, kalsiyum kaybı olup olmadığına bakılır. Genellikle diğer kemik minerallerinin seviyeleri normaldir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Kemiklerin röntgen filmlerini çekmek: Standart röntgen filmi, kemik kütlesinin %20-30''u kaybedilmeden herhangi bir bulgu vermez. Dolayısıyla osteoporozun erken teşhisinde yeri yoktur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;• Günlük diyet protein ve kalsiyum bakımından zengin olmalıdır. Süt ve süt ürünleri, balık, yumurta bol miktarda tüketilmelidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Günde 1-2 gram dozunda kalsiyum tabletleri alınabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Hastada emilim bozukluğu varsa kalsiyumla birlikte D vitamini de verilmelidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Osteoporozdan korunmak veya gelişimini azaltmak amacıyla menopoza girmiş kadınlarda hormon tedavisi önerilmektedir. Hormon tedavisinde, tek başına östrojen veya östrojen-progesteron kombinasyonları uygulanmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-2341798841393545043?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/2341798841393545043/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/04/kemik-erimesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/2341798841393545043'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/2341798841393545043'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/04/kemik-erimesi.html' title='Kemik erimesi'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-5520871110147587680</id><published>2009-04-14T05:06:00.001-07:00</published><updated>2009-04-14T05:06:43.051-07:00</updated><title type='text'>ASPİRİN: HARİKA İLAÇ</title><content type='html'>ASPİRİN: HARİKA İLAÇ &lt;br /&gt;Dünyaca ünlü sağlık dergisi Men's Health'in, uzman görüşlerine başvurarak yaptığı bir derlemede faydaları saymakla bitirilemeyen Aspirini'nin iyileştirici etki yaptığı belirlenen 12 yeni hastalık daha masaya yatırıldı. Amerikan Kalp Vakfı'nın sözcüsü olan ve Mayo Clinic'te ilaç uzmanı olarak görev yapan Dr.Gerald Fletcher, "Bu kadar farklı amaçlarla kullanılabilecek başka bir ilaç yok. Hala Aspirin'in yeni faydalarini bulmaya devam ediyoruz" diyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte mucize ilacın 12 yeni marifeti.... &lt;br /&gt;Kaşıntıyı kesiyor: &lt;br /&gt;Birkaç tablet Aspirin'i ezip toz haline getirin. Elde ettiğiniz tozu bir miktar nemlendiriciyle karıştırıp kaşınan bölgeye sürün. Bu losyon Aspirin'in cilde nüfuz etmesini sağlayacak ve kaşıntıyı durduracaktır. &lt;br /&gt;Tansiyonu düşürüyor: &lt;br /&gt;İspanyol bilimadamlarının yaptığı bir araştırma, Aspirin'in yüksek tansiyona iyi geldiğini ortaya koydu. Her gün alınan 100 miligram aspirin büyük ve küçük tansiyonu belirgin oranda düşürüyor. &lt;br /&gt;Ancak uzmanlar uyarıyor: Aspirini sabah değil, geceleri içmelisiniz. &lt;br /&gt;Güneş yanığına karşı: &lt;br /&gt;Yazın bir anda korunmasız olarak güneşin altında kalmaktan kaynaklanan yanıklar bir hayli can yakıcıdır ve ardından cildin kabarcıklar şeklinde su toplamasına neden olur. Ancak çok fazla güneş altında kaldıktan en az bir-iki saat sonra alınacak iki adet Aspirin hem yanmayı hem de cildin su toplanmasını azaltır. &lt;br /&gt;Kalp dostu: &lt;br /&gt;Günde en az 75 miligram Aspirin almak kanı inceltip damar iltihaplanmasını önleyerek kalp hastalıkları riskini yüzde 30 oranında düşürebiliyor. Göğüs ağrısı hissedildiğinde bir Aspirin çignemek, olası kalp krizini bastan önlemeye yardımcı oluyor ve kriz geçirilmişse bile bunun yarattığı tahribatı azaltıyor. &lt;br /&gt;Nasıra iyi geliyor: &lt;br /&gt;5-6 adet Aspirin i toz haline getirip yarımşar çay kaşığı su ve limon suyuyla karıştırın. Nasırlı bölgeye bu karışımı sürdükten sonra üzerini sıcak ve nemli bir bezle 10 dakika örtün. Aspirin'in içindeki asit nasırı yumusatacak ve süngertasıyla biraz ovduktan sonra nasırınız düzelecektir. &lt;br /&gt;Prostatı önlüyor: &lt;br /&gt;Ünlü sağlık merkezi Mayo Clinic'in uzmanları tarafından 1400 erkek üzerinde 5.5 yıl boyunca yapılan bir araştırma, prostat riskinin her gün Aspirin içen erkeklerde iki kat azaldığını gösterdi. &lt;br /&gt;Kolon kanserini önlüyor: &lt;br /&gt;Aile bireylerinizden biri kolon kanseriyse her gün Aspirin içmenizde büyük fayda var. Zira araştırmalara göre günde 81 miligram Aspirin alan erkeklerde kolon kanseri riski, almayanlara göre yüzde 50 oranında düşebiliyor. &lt;br /&gt;Uçukları geçiriyor: &lt;br /&gt;Macar uzmanlar tarafından yapılan bir araştırmaya göre, her gün alınacak 125 miligram Aspirin uçukların cilt üzerindeki ömrünü ortalama 8 günden 5 güne düşürerek, neredeyse yarı yarıya azaltabiliyor. Aspirin, uçuğa neden olan iltihabı da azaltarak, etkilenmiş bölgenin daha çabuk iyileşmesini sağlıyor. &lt;br /&gt;Alzheimer'dan koruyor: &lt;br /&gt;Hollanda'daki Erasmus Tıp Merkezi'nde görevli bilim adamları tarafından yapılan bir araştırmaya göre birkaç yıl boyunca düzenli Aspirin kullananlarda Alzheimer hastalığına yakalanma riski, bu ilacı düzensiz kullananlara göre yaklaşık yüzde 80 oranında daha az ortaya çıkıyor. &lt;br /&gt;Kadında kısırlığa iyi geliyor: &lt;br /&gt;Arjantinli uzmanlar, çocuk sahibi olamayan bir grup kadın üzerinde testler yaptı. Kadınlardan bir bölümüne sadece kısırlık ilacı, diğer gruba ise kısırlık ilacıyla birlikte 100 miligram Aspirin verildi. &lt;br /&gt;Aspirin, yumurtalıkta kan dolaşımını artırdığı için, ilacı Aspirinle alanların hamile kalma şansı yüzde 40 arttı. Sadece kısırlık ilacı alanlarda ise yüzde 20 artış görüldü. &lt;br /&gt;Siğilleri söküp atıyor: &lt;br /&gt;Bir parça bant alın, ortasına yuvarlak bir delik açın ve bu delik tam siğilin üzerine gelecek şekilde bantı cildinize yapıştırın. Uçu banttan dışarı çıkan siğilin üzerine, daha önce toz haline getirdiğiniz Aspirin'i sürün ancak cildinizin diğer taraflarına bulaştırmayın. Sonra bunun üzerini başka bir bantla kapatıp aynı işlemi üç gece üst üste uygulayın. Siğiliniz iyilesecektir. &lt;br /&gt; Felçten koruyor: &lt;br /&gt;Felcin nedeni kan pıhtılaşması. Aspirin'in en önemli özelliği de pıhtılaşmayı önlemesi. Her gün alınacak bir Aspirin'in, felç geçirmiş erkeklerde yeni bir felç riskini yüzde 25 oranında önlediği biliniyordu. Bundan yola çıkan uzmanlar, genel olarak felç riski taşıyanlarda da aynı oranda etkili olacağını düşünüyor. Hatta bazı araştırmalar bu oranın daha da yüksek olabileceğini gösteriyor. &lt;br /&gt;Bu yeni faydalarıyla Aspirin'in gerçekten mucize ilaç olduğu bir kez daha kanıtlandı. Ancak her ilaç gibi Aspirin'in de zararli etkileri olabiliyor. Uzmanlar özellikle mide hastalarını uyarıyor: Dikkat, Aspirin mideyi delebilir. Çünkü mide asit salgılayan bir organ. Aspirin veya romatizma ilaçlari* midenin koruyucu örtüsünü ortadan kaldırıyor. Böylece iç örtü asitle doğrudan temasa geçiyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-5520871110147587680?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/5520871110147587680/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/04/aspirin-harika-ilac.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/5520871110147587680'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/5520871110147587680'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/04/aspirin-harika-ilac.html' title='ASPİRİN: HARİKA İLAÇ'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-7897477387215566846</id><published>2009-04-14T04:50:00.000-07:00</published><updated>2009-04-14T04:52:43.716-07:00</updated><title type='text'>Reflü,tedavisi mümkün olan bir hastalıktır.</title><content type='html'>REFLÜ NEDİR?&lt;br /&gt;Halk arasında Mide Reflüsü olarak bilinen Gastro Özofageal Reflü hastalığı mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasıdır. Reflü, asitli mide içeriğinin yemek borusuna gelmesi ve uzun süre temas etmesiyle yemek borusunun asitten kendini koruma özelliğinin yok olmasından kaynaklanır. Erişkinlerin yaklaşık %20'sinde reflü görülmektedir.&lt;br /&gt;Mide içeriği midenin salgıladığı hidrojen iyonu nedeniyle belirgin derecede asittir. Eğer onikiparmak barsağından mideye doğru safra geri akımı varsa mideden yukarı çıkan içerik hem asit hem de safra içerir. Alkali özellikli olan safra da mide asidi gibi yemek borusunun tahrişine neden olur. Reflü hastalığı, asitli veya safralı mide içeriğinin yemek borusuna gelmesi ve uzun süre temas etmesiyle yemek borusunun kendini asitten veya safralı mide içeriğinden koruyamaması nedeniyle oluşur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemek borusunun alt ucunda mide içeriğinin yemek borusuna geçişini engelleyen bir kapak mekanizması vardır. Reflü hastalarında en sık görülen özellik bu mekanizmanın gevşekliğidir. Bu durum sıklıkla mide fıtığıyla birlikte yaşanır. Mide boşalım bozukluğu ya da bozulmuş yemek borusu hareketi bu hastalığı tetikleyen diğer nedenlerdir.&lt;br /&gt;REFLÜ ŞİKAYETLERİ NELERDİR?&lt;br /&gt;Hastaların en sıklıkla başvurduğu şikayet mide yanmasıdır.&lt;br /&gt;Bunun yanında göğüste yanma ve ekşime, &lt;br /&gt;Ağıza gelen acı bir tat,&lt;br /&gt;Ağız kokusu,&lt;br /&gt;Özellikle yemeklerden sonra ve tok karna yatıldığında geceleri rahatsız eden şişkinlik, geğirme ve boğulma hissi &lt;br /&gt;Göğüste takılma ve sıkışma hissiyle birlikte kalbe baskı ve çarpıntı hissedilebiliyor.&lt;br /&gt;Derin nefes almada güçlük çekilebiliyor.&lt;br /&gt;İleri aşamalarda da;&lt;br /&gt;kronik farenjit,&lt;br /&gt;kronik sinüzit,&lt;br /&gt;alerjik astım&lt;br /&gt;ve diş çürüklerine gidilen bir süreç yaşanabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;REFLÜ ŞİKAYETLERİ BAŞKA HANGİ HASTALIKLARI ÇAĞRIŞTIRIR?&lt;br /&gt;HAZIMSIZLIKLA İLGİLİ OLAN ŞİKAYETLER &lt;br /&gt;Şişkinlik, geğirme, midede yanma ve hazımsızlık hissi &lt;br /&gt;safra kesesi taşı olan insanlarda&lt;br /&gt;Ülseri olan insanlarda&lt;br /&gt;Gastriti olan insanlarda&lt;br /&gt;görülebilir.&lt;br /&gt;KULAK BURUN BOĞAZ HASTALIKLARI İLE İLGİLİ OLAN ŞİKAYETLER &lt;br /&gt;Kronik farenjit &lt;br /&gt;Kronik sinüzit&lt;br /&gt;Ses kısıklığı&lt;br /&gt;Kronik tahriş öksürüğü &lt;br /&gt;GÖGÜS HASTALIKLARI İLE İLGİLİ OLAN ŞİKAYETLER &lt;br /&gt;Alerjik astım&lt;br /&gt;Kronik öksürük&lt;br /&gt;KALP HASTALIKLARI İLE İLGİLİ OLAN ŞİKAYETLER &lt;br /&gt;Çarpıntı&lt;br /&gt;Kalpte sıkıntı hissi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-7897477387215566846?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/7897477387215566846/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/04/reflutedavisi-mumkun-olan-bir-hasyalktr.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/7897477387215566846'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/7897477387215566846'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/04/reflutedavisi-mumkun-olan-bir-hasyalktr.html' title='Reflü,tedavisi mümkün olan bir hastalıktır.'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2113454822760863492.post-6506204418542719000</id><published>2009-04-14T03:17:00.000-07:00</published><updated>2009-04-14T03:19:01.446-07:00</updated><title type='text'>Bebeklerde Reflü</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SeRjDVuM2ZI/AAAAAAAAFzU/Hn0s6HLWcQs/s1600-h/091435.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 157px; height: 145px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SeRjDVuM2ZI/AAAAAAAAFzU/Hn0s6HLWcQs/s200/091435.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5324489568480450962" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Mide içeriğinin sindirim borusuna geri kaçması olarak tanımlanan REFLÜ her yaşta çocuk ve erişkinde görülse de, en sık olarak görüldüğü dönem bebeklik dönemidir.&lt;br /&gt;Bebeklerde Reflü Neden Sık Görülür?&lt;br /&gt;Normalde sindirim borusunun alt ucundaki kaslar gevşeyerek gıdaların mideye geçişine izin verir, ardından kasılarak geri kaçışa engel olur. Bebeklerde, bu kapakçık mekanizması henüz yeterince çalışmamaktadır. Bebeklerin sıvı gıdayla beslenmeleri, çoğunlukla yatar pozisyonda olmaları da reflüyü kolaylaştırmaktadır.&lt;br /&gt;Fizyolojik Reflü Nedir?&lt;br /&gt;Bebekte, sık görülen reflü çoğunlukla fizyolojiktir, yani hastalık olarak kabul edilmez. Bu bebekler iyi beslenip kilo alırlar, keyifleri yerindedir. Sadece aile çok kustuğundan şikayetçidir. Bebek büyüdükçe, katı gıdalara geçtikçe, mide girişindeki kapakçık daha iyi çalıştıkça kusma giderek azalacaktır.  Böyle bebeklere, tedavi vermek gerekmeyecektir.&lt;br /&gt;Reflü Ne Zaman Hastalık Olarak Kabul Edilir?&lt;br /&gt;Eğer çok kusan bebek, iyi kilo alamıyorsa veya asitli mide içeriğinin sindirim borusunu, akciğerleri tahriş etmesi nedeniyle aşağıdaki belirtilerin bazılarını gösteriyorsa, reflü hastalığından söz edilebilir.&lt;br /&gt;Beslenme sonrası veya yatarken aşırı huzursuzluk&lt;br /&gt;Aç olmasına rağmen az miktar emip bırakma&lt;br /&gt;Ağızdan aşırı miktarda salya akıtma&lt;br /&gt;Aşırı ağlamalar ( bazen gaz sancısı ile karışabilir )&lt;br /&gt;Hırıltı, geçmeyen öksürük, tekrarlayan zatürreler &lt;br /&gt;Kronik ses kısıklığı&lt;br /&gt;Reflü Ne Zamana Kadar Sürer?&lt;br /&gt;Bebek büyüdükçe, büyük olasılıkla, reflü azalıp kaybolacaktır. İlk 6 ayda düzeldiği gibi 18-24 aya kadar süren reflüler de görülmektedir. Tüm vakaların % 80‘i, 2 yaşa kadar kendiliğinden geçmektedir.&lt;br /&gt;Nasıl Tedavi Edilir?&lt;br /&gt;Çoğu bebekte ilaca gerek kalmadan, aşağıdaki basit önlemlerle rahatlama sağlanabilir.&lt;br /&gt;Sık sık, az az besleme&lt;br /&gt;Beslenme sırasında sık sık gaz çıkarma&lt;br /&gt;Mümkün olduğunca anne sütüyle besleme ( mamaların içerdiği inek sütü proteinine karşı alerji de, reflüye yol açar)&lt;br /&gt;Yatarken başın biraz yüksekte olması reflüyü azaltacaktır.&lt;br /&gt;Mama ile beslenen bebeklerde daha koyu kıvamlı özel mamalar denenebilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2113454822760863492-6506204418542719000?l=saglikbilgi-mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/feeds/6506204418542719000/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/04/bebeklerde-reflu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/6506204418542719000'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2113454822760863492/posts/default/6506204418542719000'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikbilgi-mercek06.blogspot.com/2009/04/bebeklerde-reflu.html' title='Bebeklerde Reflü'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SeRjDVuM2ZI/AAAAAAAAFzU/Hn0s6HLWcQs/s72-c/091435.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
